“SAKIN HA!..”

Perşembe, Mayıs 14th, 2020 @ 3:25PM

“SAKIN HA!..”

Dr. Osman ARSLAN

İslam’ın gerçekte tek hasmı vardır: Cehalet! Kur’an’a göre cehalet, sadece ‘bilgisizlik’ demek değildir, daha kuşatıcı bir anlamı vardır: İlahi gerçeği reddedenler(münkirler, kafirler, müşrikler)(Zümer,64), bile bile saptıranlar(münafıklık)(Bakara,13), baktıkları halde göremeyecek kadar önyargılı -gözleri ve kalpleri mühürlü- olanlar(fanatikler)(Kehf,57 vd.), hakikati öğrenme çabası göstermeyen, vahye karşı lakayt ve boşvermiş davrananlar(Enfal,22), kibirliler ve zalimler(Tur,32) kaba, saygısız ve had bilmez tavırlar sergileynler(Ahzab, 72-73) Allah tarafından ‘cahiller’ kapsamına alınır. Kur’an’a göre cehalet, zihni körlüktür, akıl edememe halidir(Hac, 46).

Hayatın Sırat Çizgisi ve Yedi Cahil Zümre

En başta peygamberler uyarılarak cehaletten nehyedilmiş, cahillerden uzak durma ödevi verilmiştir(En’am,35; Hud,46;Yusuf,33). “…Cahillerden yüz çevir”(Araf 199) emri öyle sarsıcıdır ki, hayat sınavının sırat çizgisi “cahillerden olmamak”tır denebilir! Öyleyse bu cahil zümreleri Kur’an ışığında ve yedi başlıkta tanıyalım.

  1. Heva(Arzu) ve Heves(İstek)lerine Uyanlar

Kur’an’da en güçlü vurgulanan cahil portresi hiç şüphesiz ‘arzu ve isteklerine kapılarak ölçülerden uzaklaşanlar’dır(Haşr, 19; Neml,55; Ahkaf,23 vd.). Onlar günah işlemekle kalmayıp günahlara sahiplenen ve bununla övünenlerdir. Onlar içkiyi erdem, zinayı çağdaşlık, eşcinsellliği devrimcilik, teşhirciliği ilericilik, rüşveti ve hırsızlığı meziyet… diye yüceltenlerdir. Allah’ın yasaklarına meşruiyet ve alenilik kazandırma çabasıdır onları cahil yapan, günahkarlıkları değil. Yoksa insanoğlu, zalimlik ve cahillik eğilimi taşıyan bir fıtrat üzere yaratılmıştır zaten(Ahzab,72). Önemli olan cahillikleri değil, yaptığı cahilliklerden pişman olarak tevbe etmeleri, kendilerini düzeltebilmeleridir. (Nisa,17; Nahl,119). Yüz çevrilecek bu cahil zümresi aramızda hiç de az değiller.

  1. Aşırıya Gidenler

Yüz çevirme, bir tedbir emridir(Araf,199; Yunus,89; Furkan,63; Kasas,55…). Cahil zümrelere karşı ‘yüz çevirmekten öte eylemlere kalkışanlar’; saldırganlaşanlar, şiddete başvuranlar, hayat hakkı tanımayanlar da bir başka ‘cahil zümresi’ olarak sayılmıştır.(Nisa,171; Maide,77). Tepkide aşırıya gidenler, İslam’ı hoşgörüsüz ve baskıcı gösterdikleri gibi ‘kraldan çok kralcı’ kesilmiş ‘Allah’a din öğretme’(Hucurat,16) cüretini göstermiş olmaktadırlar. IŞİD gibi siyasal yahut FETÖ gibi mistik radikal dini gruplara kadar bir dizi sığ anlayışlı dini grupların zihniyeti böyledir. Yanlış üslupları, aşırı tepkileri kendilerini cahillerden eden bu tür Müslümanlardan da yüz çevireceğiz!

3.Gerçeklikten Kopanlar

Müslüman eşyayı ‘olduğu gibi’ görmelidir. Kur’an’da tanıtılan üçüncü bir cahiller zümresi, inanmakla birlikte, ‘dini hayatı mucizelerle yaşayanlar’dır. Onlar, peygamberden gökten melek indirilmesini, merdiven dayayıp gökten kitap indirmesini, ölülerinin kendileriyle konuşmasını, her şeyin toplanıp karşılarına getirilivermesini… istediler(En’am,31). Elbette gücü yeterdi ama Allah bunları yapmadı. Bu, peygamberini arkasız bırakmak da değildi. İnanacaklarsa ‘akıllarını işleterek’ inanmalıydılar. Bu bir cahillikti. Bugün, dini hayatlarını, rüyalara, kerametlere, mucizelere, sırlara, fallara, kehanetlere… göre yaşayan kitleler az mıdır? Ne kadar da cahiliz, ne kadar da yüz çevrilecek yanlışlıklar var aramızda değil mi?

  1. Öykünmeciler

Öykünmeciler, İslam dışı değerler taşıyan toplumlara benzeme çabasındaki aşağılık kompleksi taşıyan insanlardır. İsrail oğullarının Hz. Musa’dan kendilerine, diğer kavimlerin tanrıları gibi tanrı yapmasını istemeleri(Araf,138), Hz. Nuh’un kavminin kendisine inananları etrafından kovmasını böylece diğer toplumlara benzerlerse sorun olmayacağını söylemeleri(Hud,29), Peygamberimize her türlü vaatte bulunarak diğer toplumlarda da olan mevcut hallerine, atalar dinine körü körüne (Bakara, 170, Hud, 87)) dokunmamasını istemeleri birer cahiliye hastalığıdır. Günümüzde körü körüne geleneklerine bağlanan, ‘çağın gereği’ algısıyla Batı değerlerine öykünerek dini dejenerasyona yönelen az mı insan vardır? Hristiyan ve Yahudileri dost(veli) edinenler ve onları takip edenler(Maide 51) bu öykünmecilik marazının bir başka odağıdırlar. Taklitçilik hastalığı, kendi kodlarından medeniyet üretemeyen çağımız Müslümanları için önemli illetlerden birisi durumundadır.

Tam bu noktada, geleneği terk veya ret edenlere de değinmekte yarar vardır: Zira sanıldığı gibi Kur’an, ‘gelenek’ten her zaman olumsuz söz etmez. Hz. Adem’den itibaren atalardan gelen bir tevhit damarı vardır ki bu, Allah tarafından hem övülür, hem refere edilir. Kureyşlilere, “İbrahim ve İsmail’in soyundan gelip onun geleneğini yaşatıyorsunuz” denilerek İbrahim ve İsmail Peygamberlerin mücadelesi örnek gösteriliyor; geçmiş toptan reddedilmiyor, atalarına bağlılık duyguları da İslam’a sevk etmek için değerlendiriliyordu.(Hac, 78; Saffat 110-111; Bakara 132-133; Ayrıca bkz. Âl-i İmrân, 95; Nisâ 125, 163; En‘âm 161; Yûsuf 6, 38; Nahl 123) Bütün peygamber kıssaları bir gelenek kabulüyle birlikte düşülen yanlışlardan arınma gereğini de ifade eder. Öyleyse, geleneğe Allah’ın öğrettiği gibi yaklaşmalı Müslümanlar: Toptan ret yerine, ‘yanlışları düzeltme, doğruları yüceltme’ anlayışıyla! Kur’an, her konuda olduğu gibi bu konuda da  ‘toptancı değil seçici’ üslubu bize öğretmektedir. Aksi, zaten insan doğasına aykırı bir dayatma olacaktır.

  1. Alaycılar

Yüz çevrilecek beşinci cahiller topluluğu ‘alaycılar’dır. Öteki ile alay etmek Kur’an’da kınanmıştır. ’İnanan insanlar yanlarından geçerken, (kendi görüşünde olmayanlar/müşrikler) birbirlerine kaş göz işareti yaparak onlarla alay ederler, aralarında ‘öteki’ hakkında saygısızca eğlenerek konuşurlar. İşte onlar cahillerdir, yüz çevrilecek seviyesizlerdir. (Hümeze, 1; Mutaffifin, 29-32) Onlar Kur’an ayetleriyle de alay ederler, küçümser, basit olduğunu iddia ederler (Zuhruf, 47). Bu üslubun bir devamı olarak da hakaretler ederler. Hz. Peygamber’e alaysı ve hakaretamiz biçimde “büyücü/sihirbaz” (10/2; 40/24; 43/49), “yalancı” (11/27), “deli/mecnun” (34/8; 51/52; 54/9), “doldurulmuş/öğretilmiş” (16/103; 25/4–6), “sapıtmış” (7/60; 83/32), ‘çarpılmış” (11/54), “küstah” (54/25) derler. Bunlara karşı Kur’an’da  “O halde sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve müşriklere aldırış etme. O, alay edenlere karşı biz sana yeteriz…”(Hicr,99, Ra’d, 32 vd.)) denir. Kendisi gibi düşünmeyen ve inanmayanlarla alay eden, aşağılayan ve hakaret eden üslubun sahipleri Müslüman da olsa yanlıştır ve aramızda az da değiller. Boy boy gösterip, isim isim saymaya gerek var mı?

  1. Şüpheciler

Cahiliye kapsamına giren altıncı bir grup ise ‘Şüpheciler’dir. Uhud savaşında Bedir’ deki gibi parlak bir zafer gelmeyince düştükleri sıkıntıdan dolayı kalplerinde kuşkular uyanıp tereddütlerini açığa vuranlar oldu. Allah hakkında cahiliye dönemindeki gibi düşünceler dile getirmeye başladılar. Oysa İslam, şüpheye yer bırakmayan bir iman istemekteydi(Al-i İmran, 154). Bunlar işleri yolunda gitsin diye Müslümandır, ters gitmeye başlayınca isyanları oynarlar ve birliği, dirliği bozan konuşmalar, eylemler yaparlar(Ankebut, 65). İçeriden zaaf doğuran bu zümre de yüz çevrilecek cahillerden sayılmıştır. Onlara prim vermemek gerektir. Bu tür cehalet örneklerini, pek çok zorluklar yaşadığımız günümüzde, savaş, darbe, salgın, ekonomik kriz gibi olaylar yaşandıkça fazlasıyla görmekteyiz.

  1. Adaleti Saptıranlar

Yedinci yüz çevrilecek cehaletin tuzağındaki grup “adaleti saptıranlar”dır. İslam gelmeden önce, keyfi ve örfi bir idare vardı. İslam ile birlikte adalete dayalı hukuk devleti güvencesi altında birlikte yaşama modeli geliştirildi. Keyfiliğin yerini objektiflik, örfi önceliklerin yerini hukuk önünde eşitlik ilkeleri aldı. “Allah’ın indirdiği(adalet-hukuk) ile değil arzularına göre hükmedenler” cahiliye idaresini istedikleri için onlara yüz ve fırsat verilmemesi gereklidir(Maide 49-50). Adaleti saptıranlar da cehalet çukurundaki, yüzüne bakılmayacak insanlar zümresini oluşturmaktadır.

Cahiliye Bir Dönem Değil Durumdur

Cahiliye kavramı hakkında yaygın ve yanlış bir anlama biçimi vardır: Zannedilir ki cahiliye Peygamberimizin gelmesinden önceki tarihi dönemdir. Hayır, cahiliye, yukarıda anlatılan olumsuz düşünce ve davranış biçimlerinin adıdır. Bu durum kimde, nerde ve ne zaman ortaya çıkarsa cahiliye oradadır. Ne cahiliye ve de hidayet kıyamete kadar ortadan kalkacak değildir. Müslüman olmakla ‘cehalet’ kapsamından çıkmış olmuyoruz. Cahilliğin göstergelerini yaşatırsak biz de cahillerden oluruz. Zaten, cahillerden olma ihtimali olmasa, bütün bu uyarıların anlamı ne olurdu?

“Sakın Ha!”

“Sakın ha cahillerden olma!”(En’am 35) ihtarı, Kur’an’ın Müminlerine, yani bize yapılmıştır. Bu uyarıyı, bunca çok ve yaygın dini cehalet örneklerini gördükten sonra kendi adımıza ciddiye almak zorundayız.  Cehle karşı duruşumuzu sağlamlaştırmak için hilm ve ilim sahiplerine yönelik ayetlerin de mesajını anlayarak ‘dînî cehalet’ karşısındaki tutumumuzu daha doğru bir zemine çekebiliriz:

Hilm ve İlimle Korunabiliriz

Kur’an’da cehalete zıt iki kavram görürüz: ‘hilm’ ve ‘ilim’.(İzutsu, Kur’an’da Dini ve Ahlaki Kavramlar, 1991, 194.) Hilm, “kendine hakim olabilmek, teenni ile hareket edebilmek” demektir. Hz. Yusuf’un hilmi(kendini tutabilmesi) övülmüştür: O’nun “zindan bana bundan iyidir” dediği tehlike “eğer beni çağırdıklarına uyarsam cahillerden olurum” korkusuydu(Yusuf, 33).

İlim(bilgi) ve hikmet(bilginin hayata uygulanması, faydaya dönüşmesi) Allah’ın ve elçilerinin sıfatı olarak sayılır(Bakara 31-33,151,251; Nisâ,113; Yûsuf,22 vd.). Buna ‘akıl edebilmek’ de dahildir. Allah’ın yarattıklarına(ayetlerine) bakıp aklederek O’nu tasdik edemeyenlere bu nedenle cahil denir(En’am,114). İslam’ın ilk yıllarında açılan Suffe Okulları, Bedir esiri müşrikleri on Müslümana okuma yazma öğretme karşılığında serbest bırakma uygulaması, düşmanların elebaşına Ebu Cehil (Cahillerin Babası) denilmesi başka nedenden değildi. İslam bir ‘aydınlanma’ hareketiydi; karşıt düşünce ise ‘cahiliye geriliği’ idi.

Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?(Zümer 9) ayeti ilim sahiplerinin, uzmanlık alanlarının saygınlığına ne muhteşem bir vurgu yapmaktadır! Sosyolojiyi ben bilebilirim, ama sağlık konusunda tıp uzmanının sözü herkesten üstün tutulmalıdır. Koronavirüs karşısında nasıl Sağlık Bakanlığı’na tüm ülke uymuşsa, bilenleri dinlemek gereklidir. Aksi cehalettir.

İtikadı Bozuklara İtibar Edilmez

Kulları içerisinde Allah’tan ancak âlimler korkar.” (Fâtır, 28) Öyleyse ilim sahibi olmayanların takva giysisine aldanmayacağız. Nerden anlayacağız cahil olanı? Adı büyük olan, arkasından kalabalıklar giden hocalar, şeyhler, liderler de cahil olabilirler. “Zebaniler seni cehenneme götürürken şu tarikattanım de, seni derhal cennete getirirler” diye cami kürsülerinden cennet tapusu dağıtanlardan yüz çevireceğiz mesela. Liderine “Allah’ın vasıflarını taşıyor” diyenlerden, Peygamber’le sürekli her konuyu istişare ederek karar verdiğini söyleyen şizofrenlerden yüz çevireceğiz. “Deprem Manisa’ya gelmişti, Allah bana sordu, ben de Doğu’ya gönder dedim” diye Elazığ depremini açıklayan Hoca müsveddesinden yüz çevireceğiz örneğin. “Kendisine vahyolunduğunu” söyleyen sahte peygamberlerden, “mehdiyim” diye ortaya çıkan meczuplardan yüz çevireceğiz. Benzeri itikadi sorunu olan yaklaşımları muhatap dahi alıp prim yaptırmayacağız.

Değerimiz Yükselmiyorsa…

“Allah, içinizden iman edenlerle kendilerine ilim verilenlerin değerini yükseltir.” (Mücadele, 15) dendiği halde biz Müslümanların değeri yükselmiyor, alçaldıkça alçalıyorsa ya imanımızda bir yanlışlık vardır ya da ilimden nasibimiz yoktur. Öyleyse yeniden Müslüman olurcasına yeniden iman edip, bildiklerimizi tazelemek, ilme sarılmak ve çok çalışmak zorundayız.

 ‘Ruh’suz Kalamayız

Kur’an ilim için ‘ruh’ der(Şura 52). Ruh, diriliği, canlılığı anlatır. Demek ki ilimle diriliriz, canlanırız; cehaletle ruhsuz kalır ve köhneriz. Cehalete kurban olmak yaşarken ölmek gibidir. O halde kimse “bilmediğinin ardına düşmesin”(İsra,36). Asırlar var ki yerimizde saymıyor muyuz? Ruhsuz, bir ölü gibi hareketsiz değil miyiz? Dinimizin cahiliyiz. Farkındayız veya değiliz; dinimizin uğradığı bühtanları adeta cehalet bayrakları gibi dolaşarak yaşıyoruz. Kime kızacağız ki kendimizden başka?

Akif’in mısraları ile konuya son verelim:

“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”(Zümer, 9)

Olmaz ya… Tabiî… Biri insan, biri hayvan!

Öyleyse, “cehâlet” denilen yüz karasından,

Kurtulmaya azmetmeli baştanbaşa millet.

Kâfi mi değil, yoksa bu son ders-i felâket?

 

(Bu yazı Ayizi Dergisi’nin 6. Sayısında yayımlanmıştır.)

Posted by
Categories: Genel, Makaleler

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumlayan siz olun!
Yorum Yap