Ruhumuzdaki Derin Yara: Kerbelâ

Perşembe, Kasım 14th, 2013 @ 12:21AM

ALEVİLERİN SADECE VE SADECE ALEVİ OLDUKLARI GÜN…

 

 

 

Muharrem Ayının dramatik olayı, tarihi kabusu Yezid alçağının, sevgili peygamber torunlarını katleden zulmünün aı yıldönümü olmasıdır. Bu acı özellikle Alevi ritüellerinin başlıca temasıdır. Bizlerinse, ruhumuzdaki derin yara.. Kerbelâ faciası.

Öncelikle, Türkiye’de belli yörelerdeki alevi gruplar aşırı sol akımların beslendiği yataklar haline getirilmezden evvel Horasan Erenleri olarak Türkmenliğin hoş bir meşrebi olan aleviler bu ‘siyasallık’tan arınmalıdır bizce. Dinsel yönü olan bir akımda ‘partizanlığın’ yeri olamaz. İmam Hatipler bir partinin arka bahçesi olamayacağı gibi, Aleviler de arka bahçe olamazlar; olmamalıdırlar. Bu bağımsızlığı sağlamazlarsa toplumdaki yerlerini ‘itilmiş’ ve ‘öteki’ olmaya çeke bir ‘arjinal’ duruş yakındıkları kaderleri olmaya devam eder… Bu sosoyolojik bir gerçekliktir.

 Yoksa Türkiye’de süniler de Muharrem orucu tutar, Aşure kutlar, Nevruz’a katılır… Vs.

Çünkü Türklerin Müslüman olduğu H.1. Yüzyıl, Türkleri etkileyen; peygamber vasiyeti olarak Doğu’ya göçen sahabilerin Müslümanların iç siyasal çatışmalarında Hz. Ali taraftarı oldukları ve Ehl-i Beyt’in Muaviye ordularınca katli üzerine Muaviye’nin siyasal baskısından kaçan mağdurlar olduğu aşikardır. Dini tebliğ ederken Türklere Hz. Ali’nin uğradığı haksızlığı, ihaneti ve Hz. Hüseyin’in dramını da anlattılar. Böylece, dinen İslam olurken Türkler, siyaseten de Hz. Ali taraftarı oldular.

Türkler arasında bu kadar çok Caferi halk kütlelerinin oluşu ve Anadolu’da Sünnilerin bile Ehl-i Beyt sevgisi taşıması bundandır. Zaten Muaviye bakiyesi siyasetin rövanşını, peygamber torunlarının siyasal hesabını da hilafeti kontrol altına aldıklarında Türkler yapmıştı. Bu, o dönem edebiyatına da fasih biçimde yansımıştı.

Peygamber dilinden Türklerin övülmesi bu dönemde çıkmıştır. Bu yapı Osmanlı’nın kuruluşundaki Bektaşi etkisinde de görülür, sonrasında da… hatta daha açık söyleyelim; Osmanlı Devlet kurucuları; Osman Gazi ve Hüdavendigâr dahil kuruluş dönemi padişahları bektaşi idi. Bektaşi tarikati usulüne göre devlet törenleri yapılırdı. 

Aynı kültürel duyarlılık günümüz Türkiyesinde de sürmektedir. Böyleyken Aleviliğin ‘resmettiğimiz tablodaki’ duruşuna mantıksal bir izah bulmak güçleşiyor. İster istemez ‘makul’ davranmayan gruplar için düşünüyorsunuz: Neye hizmet ediyorlar? Ne yapmak istiyorlar? Türkiye, Alevilerin de özgürleşerek, dünyevi, siyasal kalıpların biçtiği ‘sanal amentü’leri terk ettiklerinde daha barışık bir ülke olacak.

Sadece ve sadece alevi oldukları gün!

O gün, çok şey değişecek.

Posted by
Categories: Makaleler

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumlayan siz olun!
Yorum Yap