RAMAZAN’I YAŞARKEN…

Salı, Haziran 6th, 2017 @ 3:57PM

RAMAZAN’I YAŞARKEN…

Osman ARSLAN

Ramazan’da her nereye adım atsak, herkesin aklında fikrinde yemek var. Sürekli ne yiyeceğimiz üzerine konuşuyoruz. Sanki yememek değil, yemek idmanı yapılıyor Ramazan’da. Yememek, bu kadar yemeğe odaklıyorsa bizi, bu; orucun ‘terbiye etmek’, yani ‘kendini tutmayı öğretmek’ amacına ne kadar hizmet edebilir?

Ramazan’ı takvime ‘Oruç Ayı’ olarak koyan bundan ne murat etmişse tersini yapıyoruz kitlesel olarak. Müslümanların, diğer insanlara göre oruç eğitimiyle elde edeceği farktan mahrum kalmakla, Müslümanları sıradanlaştıran, niteliksiz kılan ‘iştah’ımıza bir ket vursak! Başka şeyler konuşup talep etsek; daha ulvi şeyler… Yemek değil!..

KENDİNİ TUTMAK

 Zaten İmsak ne demekti? “Kendini tutmak!” İftar, “Açmak, bırakmak”

Ramazan’ın yöneltişine ters ilerleyen yönümüz sadece bu değil.  ‘Dışa dönük yaşamaya kurulu’ hayatımız da sorunlu… Bir sosyal medya olgusu var ki günümüzde, insanın; tükettikçe insanlığını tüketen bir mecraya dönüşmüş durumda.

Herkes olanca çabasıyla sosyal medya üzerinden kalabalığa karışmakta Ramazan’da.  Bir yandan kim, hangi etkinlikte, camide, gezide diye takipte; diğer yandan ‘ben şurada, şunu yapıyorum’ paylaşımında.

KENDİNE DÖNÜŞ

Oysa Ramazan, hayatın insanı çektiği bu kalabalıktan insanı çekip almak için var değil mi? Sürekli dışa bakan ve dışarıya doğru yayıldıkça bulduklarını içselleştiren insanın içindeki nefis azmanını kontrolden geçirme zamanı değil mi Ramazan? Dışa yönelen bakışları içe döndürme eğitimi değil mi Ramazan? Başkasına değil kendine bakma zamanı değil mi Ramazan’lar?

TAKVANIN ZEHİRİ

Amaç belli: “Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de sayılı günlerde farz kılındı ki, takvâya ulaşasınız” (2/183). Takvâ, tam da anlattığımız gibi; bireysel ve Allah’a yönelik bir tavırdır, O’na bağlanmaktır. Başkalarının takdiri takvanın zehiri, bilmesi bile tehlikeli.

Bu içe bakış vakitlerinde, Rabbe yönelmenin zirvesini yoklama çağrısı olan ‘İtikaf’ ne diye istenmiştir, Mü’minlerden? ‘İtikaf’ın manasına bir nebze de olsa yönelmek gerekmez mi Ramazan’da? Ramazan kalabalık ayıdeğil, yalnızlık ayıdır.

YALNIZLIK AYI

Allah elçisi başta olmak üzere, ‘yalnız’ yaşadı önden giden büyükler Ramazan Ayı’nı. Allah’a, hep ‘yalnız’ken elçi oldu Resuller. “Yalnızca Allah’a, yalnızken yönelmek…” Ramazan budur; kalabalıklarda yaşamak değil. Tenha bir zaman olmalıdır Ramazan… Tenha vakitlerin huşu dolu tefekküründe dirilen ruhlarla yaşayana, vakitler Ramazan, Ramazan tebşir olur.

MERYEM ORUCU VE ORUCUN MURADI

Bizden öncekilere farz kılınan oruc’a baktığımızda farklılığın yönü de anlamlıdır. Hz. Musa için orucun kırk gün olduğu (2/51, 7/142) açıklandıktan sonra Hz. Meryem’e “…’Ben Rahmân için oruca nezrettim. Artık bugün hiçbir insan ile asla konuşmayacağım,’ de” (19/26) buyurulmakta, böylece, oruçta aranan ‘insanlardan uzaklaşma, Allah’a yönelme’ vurgusu çok net anlatılır.

VAKTİ DİNLENDİRMEK

Yavaşlamaktır Ramazan… ‘Öğle yemeği arası da aradan çıktı, daha çok koşturalım’ demek değildir. Ramazan ‘vakti dinlendirmek’ tir. Daha yavaş yaşamaktır. Yavaş kentleri, tatil için mekan edindiğimiz gibi ruhumuzun tatiline Ramazan’da yavaş vakitler yaşayarak çıkabiliriz. Kargaşa ve kaosta manevi diriliş olmaz. Koşturmacada dinginlik bulunmaz. Ramazan yavaşlamak demektir….

Bir de ihtiras sofralarında itibar toplama iftarları(!) var… İftarlarda anons edilen ‘hayır sahipleri(!)’ var… Yoksulluğa gözlerini kapatmış varlık, ancak Karun’un, Firavun’un olabilir, Müslümanların değil.

ALLAH’A YARDIM EDİN

‘Sosyal adalet’ diye haykıran bir kitabın Mü’minlerinin kapitalizmin tüketim toplumuna iftar bereketini hammadde etmesi kabul edilebilir mi? Yoksulu, yetimi, yolda kalmışı, düşkünü, garibanı unutan kalp neyin orucunu tutuyor olabilir?

Oruç, yoksula yaklaştırmıyorsa Allah’a uzaklaştırıyor demektir. “Yoksula yardım Allah’a yardım” sayılmışsa bundandır. Ramazan kime geliyor, nereye gidiyor böyle bir toplumda? Oruç tutmamanın fidyesi olarak “…Bir yoksulu doyurmak..”(2/184) niçin emredilsin yoksa?

AYETSİZ İSLAM ANLATMAK

Ve muhterem hocalarımız var. Resm-i geçit halinde ‘din’ anlatıyorlar. Şapka çıkarmamak mümkün değil: İki saat konuşup, iki ayet söylemeden dini tebliğ edebilme ‘hünerine’ sahipler. Kur’an ayı olan Ramazan’da Kur’an’a varmayan yolculuklara çıkmayalım. Her Ramazan yeniden Allah elçisi tarafından niçin titizlikle tekrar okunuyordu Kur’an?

KIYMET VEREN KİTAP

Kur’an ayında Kur’an’la temas etmeden yaşamak, suyla temas etmeden yıkanmaya benziyor. Hiç olacak şey mi? “Doğrusu, biz O’nu Kadir(Kıymet) Gecesi indirdik”(97/1) denmiştir. Doğrusu Kur’an nereye inse, kimle temas etse değer katar. Kur’an okuyor ama ‘kıymet’ kazanmıyorsak, destimize bakalım; deliktir. Biz Kur’an’a hak ettiği kıymeti vermiyor olabiliriz, oysa Kur’an okuyana hakkıyla kıymet veriyor.

ZORLUK DİLEMEZ O…

Belki de her Ramazan talimi, terbiyesi Mü’mini Kur’an’a hazırlamak içindir. “Ramazan ayı ki; insanları doğru yola ileten, apaçık ve ayırt edici olan Kuran onda indirilmiştir. Öyleyse sizden kim bu aya tanık olursa, onda oruç tutsun. Hasta ya da yolculukta olanlar tutamadığı gün sayısınca diğer günlerde. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bu, sayıyı tamamlamanız, sizi doğru yola ilettiğinden dolayı Allah’ı yüceltmeniz içindir. Umulur ki şükredersiniz.”(2/185)

FIRSAT VERİLMİŞKEN

Fırsattır Ramazan. Her fırsat gibi yakalayan da oluyor, kaçıran da. Fırsatı ganimete çeviren de oluyor, hezimete dönüştüren de. Hakkı verilen Ramazan vakitleri, Müslümanları ‘örnek insan’ yapan yıllık eğitim kamplarıdır. Sabır, kanaat, paylaşma, adalet, fedakarlık, bağışlama ve saygı öğreten iştiyaklı vakitlerdir.

Ramazan, hayat teknesi için, ilahi öğreti rehberliğinde erdemler eğitimi verilen bir şuurlanma limanıdır. Bu limanda yeterince takviyemizi, manevi erzakımızı almazsak, 11 ay boyu açılacağımız hayat denizinin netameli yolculuğuna zor dayanırız.

ORUÇLA İMAN ARASINDAKİBAĞ

Oruçla ilgili olarak Kur’an’da “…oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar… için büyük bir mükafat hazırlanmıştır”( 33/ 35), “…kendisini Allah’a teslim eden, oruç tutan veya O’nun rızasını aramak için yola koyulan…” (66/5) gibi ayetlerde oruç ile iman arasındaki kopmaz bağ rahatlıkla anlaşılmaktadır.

YERYÜZÜ YILDIZLARI NEREDE?

Aslında, eğri oturup doğru konuşursak; normalde sade bir Müslümanın olması gerektiği kadar bile yaşamayan biz Mü’minler, Ramazan gelince sıradan Müslüman seviyesinde yaptığımız ibadetleri keramet sanıyoruz. Oysa o, bir başarı değil, bir başlangıç, asgari düzey. O, bir seviye kazanmak değil, zemin bulmak. Onun için de derin Müslümanlar yok; aramızda sığ, kabukta, şekilci ve yargılayıcı insanlar var çoğunlukla.

Yazık oluyor: Yeryüzü yıldızları gibi gezmesi gereken Müslümanlar Ramazan ışığına binmek yerine nefsin pençelerinde kurban oluyor. Yeryüzüne serpiştirilmiş yıldızlar gibi yaşayan Müslümanlar nerede?

ORUCUN İMSAKINDA BİLE ANLAŞAMAZSAK

Ne yapıyoruz mesela? İmsak vaktinde anlaşamıyoruz.

“Bir grup ilahiyatçı Diyanet İşleri Başkanlığı’nı eleştirerek fazla oruç tutturuluyor, sabah namazı erken kıldırılıyor” diyor. Öncelikle belirtelim ki biz, bu konuda Diyanet’in görüşüne uymanın doğru olduğuna inananlardanız. İki sebeple: Birincisi Diyanet’in tüm Dünya ile mutabık kuralları bilimsel yöntemlerle izliyor olması, ikincisi de Müslümanların birlikte hareketinin bu yönde olması’fıkıhta ihtilaf durumunda çoğunluğa uyma tavsiyesi’ nedeniyle.

Fakat sormadan edemiyoruz: çok mu zor, “Farklı görüşlerin olduğu bu konuda biz en tedbirli yolu izlemeyi tercih ediyoruz” diye açıklama yapmak Diyanet açısından? Bunu yapamıyorsak tarafları bir araya getirip konuşturmak, hatta uygulamalı, hakemli değerlendirmeler yapmak çok mu imkansız?

DİNDE TEMİZLİK İÇİN

Son dönem uygulamalarını iftiharla izlediğimiz ve desteklediğimiz Diyanet de, kendisine ‘kanunların verdiği gücü  ‘Allah’ın dini üzerinde tekel kurma’ yetkisine çevirmemelidir. Biz bilhassa dini görüşler bağlamında çoğulcu, tartışmacı, toleranslı, açık fikirli ve hazmedici olmayı sosyal yaşantıdan daha da önemli buluyoruz. Bu, insanları düşünmeye sevk ederek dini anlayışlarımızda temizliğe ulaşmanın en etkili yolu olacaktır. Seviyeli bir serbest kürsü

Kanaatimizce, bu ve başka gündemlere girerken, bilerek veya bilmeyerek Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yıpratılması da kabul edilemeyecek, maksatlı bir yaklaşım olur.

Söz konusu din olunca her kafadan bir ses çıktığını, herkesin konuştuğunu iyi biliriz. Konu siyaset ve ilahiyatsa ne malzeme, ne de söz tükenmez. Biz, sözün haddini bilmeye, lafzın ve derdine düşmeyip ruhunun kaygısını dile getirmeyi denedik.

Posted by
Categories: Genel, Haberler, Makaleler

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumlayan siz olun!
Yorum Yap