KARAR VERDİĞİMİZ GÜN!..

Salı, Şubat 3rd, 2015 @ 11:37PM

KARAR VERDİĞİMİZ GÜN!..

Osman ARSLAN

Bu satırların yazıldığı anda, Cizre savaş alanı, Güneydoğu’da yeni önlemler alınıyor, sınır ötemize askeri yığınak yaptırtacak bir bela sınırımıza dayanmış, iki milyon savaş göçmeni daha aramıza katılmışi sosyal ve siyasal bir sorun olarak duruyor, Taksim’de polis noktası taranıyor ve genel grev girişimleri engellenirken, devalüasyonu andıran döviz yükselişi ve akaryakıta zamlar geliyor… Milletimizin üzerinde adeta yeniden kara günleri çağıran kara bulutlar dolanıyor.

Tarihten çektiğiniz vakit geriye tarih kalmayacak köklü bir milletin, yeniden varlığını iddia edişine mukabil tarih sahnesinden tekrar dışarı itilmek istendiği, buna da kardeşlerimizin ellerinin alet edilebildiği, şeytan işi tezgahların boy verdiği bu netameli günler de elbette geçecektir. Bu yükü ağır memlekette durmanın muhakkak bir bedeli vardır. Ve tarih boyu bu bedeli ödeye ödeye geldiğinden, bu kadere aşılanmış bir şuur taşımaktadır artık bu millet.

KARAR VERDİĞİMİZ GÜN…

Bu vatanda, 1854 ve 1918 yılları arasında Ermeni kuklalara bir milyondan fazla şehit verdikten sonra, başka çare kalmayınca, üç yıl içinde onları bir çürük diş gibi çekip attı bu millet. Artık onlar acılarına yanıyorlar! Başlarını hangi duvara vuracaklarını şaşırıyorlar.

1965’ten sonra 19 yıl Kıbrıs’ta Allah’ın her günü ENOSİS uğruna hunharca işlenen EOKA cinayetleri görüyorduk; sabrın taştığı, bıçağın kemiğe dayandığı gün; birlikte yaşama imkanının kalmadığının anlaşıldığı gün; bütün dünyaya rağmen ‘Ayşe tatile çıktı’, iki gün içinde Kıbrıs -istesek tamamen- elimizdeydi. Rumlar hala o şaşkınlığı yaşıyorlar. Çare arıyorlar.

80 öncesi iç savaş oyununda beş yılda beş bin aydın genç kaybımız oldu. Kardeşi kardeşe kırdıran emperyalist oyunlarla ülkemizde kurtarılmış bölgeler kuruldu.Komünist devrim an meselesi deniyordu. Canımıza tak ettiği ve karar verildiği vakit sadece bir günde kurtarılmış bölge de, iç savaş da son buldu.

YAKINDIR!..

Güneydoğu’da 30 yılda 30 bin şehit verildi. Fakat yeryüzü tarihinin kaybedilmemiş tek asimetrik savaşını orada yaptık. Şimdi, vampir emperyalizmin vandal ruhlu küresel baronlarına temiz Müslüman kanı çektiren pipetleri, Güneydoğumuzda ve sınır ötemizde kardeşlerimizin, vatan evlatlarının kanına girmeye devam ediyorlar.

Tarih boyunca, en güçlü zamanında bile zalim olmamış, en zayıf anında bile zalime boyun eğmemiş, Hakk’ın ve haklının hamisi olmuş, Allah’ın Milleti olmuş bir toplumun sabrı yine sınanıyor; sabır taşının çatlamasına ramak var. İnsan şeytanın ve kuklalarının çiğneneceği gün yakındır, demeden edemiyor!

MAĞLUP EDİLEMEZ BİR MİLLET

Bizde, şehitler için yas tutulmaz. Kara da bağlanmaz. Onlara gıpta edilir. Atatürk’ün Güney Cephesini işgal edenlere-Fransız ve Ermeni kuvvetlerine- söylediği gibi: “Biz Türkler bugüne kadar başka milletlerin vatanını savunduk. Yenilmedik ama o milletler arkamızda durmadı, biz de çekildik, oraları işgal ettiniz. Fakat şimdi sıra Müslüman Türk yurdundadır. Biliniz ki bizler başka milletlere benzemeyiz: Burada her bir Müslüman vatan evladı ya şehit olur yenilmez, ya milletçe galip gelir yenilmez. Bizler mağlup edilemez bir milletiz!”

Yeter ki bizi millet yapan değerlerden kopmayalım. Yeter ki birbirimize düşmeyelim.

Yirmi birinci Yüzyılın küreselleşen dünyasında milletimize biçilen ikinci sınıflık rolünü hazmedemeyecek kadar kendi mazisinin, medeniyetinin ve gücünün farkında olan insanlar var artık bu topraklarda. Uyuyan dev uyandı.

ÜMİTVARIZ!..

Milletimiz için bir çare arıyoruz. Bir çıkış yolu arıyoruz. Fakiriz, zayıfız, aciziz, cahiliz diyerek çizilen karamsar tabloları elimizin tersiyle itiyoruz. Ve diyoruz ki; ümit varız, insanlık tarihinin en büyük medeniyetlerinden birini nasıl kurmuşsak yarınlarımızı da yeniden öyle inşa edebiliriz.

Ve, dönüp bir geçmişimize, bir de halimize bakıyoruz: Kaybettiğimiz bir şey var. Bir fark var o günle bugün arasında. Onu yeniden hayatımıza çağırmamız lazım. Evet, evlatlarımızı kaybettik, milli servetlerimizi, beyinlerimizi kaybettik; ama halimize sebep bunlar değil. Bütün bunları kazandırtacak temel bir şeyi kaybettik:

HAYATIMIZA ÇAĞIRMAMIZ GEREKEN ŞEY…

Hayatımıza çağırmamız gereken, kaybettiğimiz değer, Anadolu’yu bizlere yurt eden Alperenlerin vecdidir, aşkıdır, sevgisidir.

Hayatımıza çağırmamız gereken şey, Alparslan Gazi’ye Malazgirt’te elbiselerini kefen diye giydirten hummalı sevdadır.

Asırlar sonra bile insanları hayran bırakan, mermerde laleler açtırtan Mimar Sinan ruhudur, heyecanıdır, sevgisidir kaybettiğimiz.

Kaybettiğimiz, siftah yapmayan komşusuna, siftah yapmış esnafın müşteri göndermesini sağlayan sevgidir, kardeşlik duygusudur.

Yeniden diriltmemiz gereken ; “Allah, bu millete bir İstiklal Marşı daha yazdırmasın” diyen Akif’in millet sevgisi, esirgeme duygusudur.

AŞK İMİŞ HER NE VAR…

Kaybettiğimiz, Fuzuli’ye “Aşk imiş her ne var alemde ”dedirten “Başına taştan taşa urup gezer avare su” dedirten kutlu aşktır, yüce ıstıraptır.

İşte Mevlana’ya ,ölüm için “Düğün günü ”dedirten sevgiyle yürümemiz lazımdır.

Onun için, bu toprakların iyi bildiği şark kurnazlığı ile değil, Bizans entrikaları ile hiç değil, Taptuk Emre kapısına eğri odun bile getirmeyen Yunus Emre sevgisinin sadakati ile, bedelleri göze alıp dosdoğru yürümeyi seçmemiz lazımdır.

Onun için kendisini taşlayan zalim eller için bile “Onlar bilmiyorlar,affet” diye Allah’a yakaran sevgi kutbunun izinde yürümek dışında çaremiz yok.

SEVGİ TOPLUMUNUN ERLERİ

Bu sevgiye muhtacız. Her şeyini paylaşan ensar ve muhacirler örneğini bilen bir toplumun “sokak çocukları” olamayacağını bildiğimiz için bu sevgiyi büyütmek zorundayız. “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe gerçekten iman etmiş olmazsınız” buyuran O sevgi kutbu öğretiyor ki;bizim toplumumuzda sevgi egemen olmalıdır.O toplum, kini, hasedi, kibri ve zulmü mağlup etmiş bir ölçülü toplumdur; o toplum, sevgi toplumudur!

Kötülüğü bile iyilikle savuşturmayı emreden dinimize terörün ve nefretin etiketini haksızca yapıştırmak isteyenlere en iyi cevabı, yeryüzünün tek sevgi medeniyetinin varisleri olarak bizler, sevgiyle vereceğiz!

İhtiyacımız olan şey “sevgi toplumu”nu oluşturmaktır.

SEVGİNİN GÜCÜNE İNANMAK!..

Sevgi toplumunun ancak kendini tanımış, olgunlaştırmış ve gerçekleştirmiş bireylerle sağlanabileceğinin de farkında olmalıyız. Birbirimizi sevmeye, sevgiyle kenetlenmeye muhtacız. Hüsnüniyetle birbirimize yaklaşmaya , birbirlerini ören sağlam tuğlalı binalar gibi birbirimize tutunmaya ihtiyacımız var.Aklın yolu bu, dinin emri, tarihin öğrettiği ve gelişmenin esası bu.

Dünyayı değiştirmek istiyorsak, değişime kendimizden başlayalım. Sevgi toplumuna doğru büyük bir adım atalım. Millet evlatları kol kola, omuz omuza engin gönülleri ile sonu gelmeyen bir kardeşlik halkası kuralım. Umut ve güven veren bir el olup sevginin gücünü gösterelim.

GÖNÜLLERE SEVDİRECEK OLAN VAR!

Velev ki;

” Dost bîvefâ, felek bîrahm, devrân bîsükûn,

Dert çok, hemdert yok, düşman kavî, tâlih zebûn!..” olsun varsın!

Şuna yürekten inanalım, sevgi toplumundaki erdemli insanların ve dayanışmanın doğuracağı sinerji, gerçek ilerleme hamlesinin başlıca kamçılayıcısı olacaktır. Çağdaş sosyolojinin ulaştığı son nokta da, adına ‘sosyal kapital’ de deseler bu değil mi zaten? Zira bu tespiti öğretircesine, öyle buyurmuyor mu yaratan:

“İnanıp güzel işler yapanları, esirgeyici olan(Rahman) gönüllere sevdirecektir!”(19/96)

SEVGİ TOPLUMUNA YÜRÜYELİM

Gelin kendimiz için, ülkemiz için ve insanlık için sevgi toplumuna doğru birlikte yelken açalım. Ve bugünden itibaren ön yargılarımızı bırakıp daha çok kucaklaşalım, daha çok kenetlenelim.

Gelin, her gönülde, her ocakta bu sevgi ateşini tüttürmeye, kardeşleşmeye, kucaklaşmaya; iyiliği çoğaltmaya, yanlışlığı düzeltmeye, kötülüğü yok etmeye yürüyelim; ‘Sevgi toplumuna doğru yürüyelim’…

 

Posted by
Categories: Haberler, Makaleler

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumlayan siz olun!
Yorum Yap