Gezi Notları- “Çekoslovakyalılaştırılamadıklarımızdanmışsınız”

Salı, Aralık 10th, 2019 @ 10:10AM

GEZİ NOTLARI- I

“Çekoslovakyalılaştırılamadıklarımızdanmışsınız”

6.11.2019/Prag

Tekerlemelerimizin en zorunun vatanında; Çekoslavakya’nın başkenti Prag’dayım.

7. Yüzyılda yaşadığı söylenen ermiş bir Çek kadını Libuse’nşn rüyası imiş bu şehir. Mucizevi yetileri varmış hanımefendinin. Bir rüya görüyor: Vlatava Nehri’ne bakan bir tepeden harika bir şehir vardır rüyasında. Bu rüya şehri kocası Prens Premysil’e tarif ederek kurdurur. Girişine de bir eşik yaptırır. Eşik(Prah) eğilerek girecek biçimdedir. Bu şehre herkes eğilerek saygı gösterecektir. Çek efsanelerine göre Prag, Lübuse’nin rüyasıdır; ve Libuse gibi saygıyı hak eden güzelliktedir. Adı da o nedenle Praha(Eşik), bizde okunuşuyla Prag olmuş.

Prag’da insan Ortaçağdan kalma bir kentte gelecekten geçmişe yolculuk yapmış gibi hissediyor kendisini. Beyaz kuğulara mekan olan Vltava Nehrinin iki yakası Ortaçağ mimari yapılarla süslü. Tarihlerinde efsane ve mitolojiye konu olmuş, şehre emeği geçen tarihi her kişi heykele dönüştürülmüş sanki. Avrupa sanatının öncü gücü heykelciğin Çekya’da insanı dumura uğratan; yatan goril gibi garip örnekleri de var.

Vlatava nehrinde tekne turları ayrıca tercih edenlere panaromik görüntülerle gezi keyfi sunuyor. Renkli sıralı gotik binalar farklı güzel görünümler sunuyor.

Bir şehri ‘Harikalar Diyarı’ olarak tasarlamak girişimi böyle bir şey olsa gerek. Kendinizi her bir Sokakta ortaçağın başka bir mistik atmosferinin kahramanları ile başbaşa kalmış buluyorsunuz. Taş döşeli Prag sokakları otantikliği iliklerinize kadar yaşatıyor.

Kanatlı aslan heykeli, ülkelerinin sembollerinden olmuş Çeklerin. Çekya’nın kuzeyi, Bohemya bölümünü aslan; Güney kısmı Moravya’yı kartal anlatıyor. Çekoslovakya bölünürken hiç kan akmamış. Ender görülen bir tarih olayı. Bununla da övünüyorlar. Pek savaşçı olmadıkları kesin aslında. Tarih boyu her istilacı akına şehrin anahtarını altın tepside sunmuşlar.

Çekya deyince kristal akla geliyor. Bohemya kristalleri muhteşem örnekleriyle vitrinlerde. Bohem kültür de ayrıca hayatlarını sarmış durumda.

Çekya’da Turnol bölgesinden Granat(Nar) taşı çıkıyormuş. Bu ismi, taş güneş ışığını görünce kızarmasından dolayı almış. Granat taşının sertlik derecesi 7 imiş. Çeklerin milli taşı.Taş demişken amber taşının çok güzel işçilik örneklerini de vitrinlerde görebiliyorsunuz.

Dünyanın ilk kukla tiyatrosu Prag’da açılmış. Prag biraz da kukla şehri demek.

Hamur işi ile kafayı bozmuş, ördek, tavuk ve patatese kendini vermiş bir mutfak kültürüne sahipler. Klasik restoranları geleneksel Çek yemeklerini sunarken, bodrum katlar Çek pub’larla dolu. Burada akşamları erkeklerin hepsi sarhoş. Taksi şoförlüğünü o nedenle kadınlar yapıyor gece yarısının ileri vakitlerinde. Yemek burada dert bir Müslüman için. Domuz çevirmeler meydanlarda satılıyor. Kırmızı et olup da domuzun bulaşmadığı yok gibi diyorlar. O nedenle Museum binası önünde, Merkezde kurulu Mangal Restaurant iyi ki var.

Ülkenin tarihin en eski bira tüketicisi ve üreticisi olduğu bilgisi de var. Dahası Türk Efes’le evli ünlü Pilsen bu ülkenin markası imiş! Burda öğrendim, beni mazur görürseniz!

Eskişehir Meydanı koruma altında bir tarih Arena’sı. Astrolojik saatin altında 365 günü tek tek gezen bir takvim-saat var. Saatteki Kadran her yeni günü yokladığında orada bir Çek yerli ismi yazıyor. O gün o ismi taşıyanların günü. Yani Doğum günü gibi, örneğin adı Rusia olan Çeklerin hepsi toplanıp isim günü kutluyorlar. Çek isimlerini yaşatmanın yolunu bulmuşlar.

Türk korkusu bilinçaltına inmiş tüm Avrupa toplumları gibi. Meydandaki görkemli 12 burçlu astrolojik saatin etrafında sekiz günahı remzeden heykelcikler var. Sekizincisi ölümü anlatıyor, bir iskelet!.. İskeletin hemen yanında çalgısı elinde eğlenen bir Türk heykeli de yapmışlar. Adı: “Şehvet’in Sembolü” imiş.

Yine, Ünlü Charles köprülerindeki heykellerden birinde gardiyan gibi duran Türk yeniçerinin hapsettiği esirleri kurtarmaya çalışan din adamları heykelleştirilmiş. Tamamen gerçek dışı, hayal ürünü bir şey. Böyle bir olay yok. Türklerin, hele ki Osmanlı’nın onlara bir zararı hiç olmamış. Osmanlı, Avusturya Macaristan’ı yenip topraklarının bir kısmını ele geçirdiğinde bile kendi iç işlerinde serbest bırakan imtyazlı bir yönetim hakkı tanımış. Bu kadar abartılı ‘vahşi ve şehvetine düşkün Türk” imajı, hiç inandırıcı değil, sahici bir şehre bu sahtelik yakışmamış. Olmamış. Bilinç altındaki Türk korkusu hortlamış; besbelli.

GEZİ NOTLARI 2

GÖRDÜKLERİN DEĞİL ANLAMLARI MÜHİM

Prag/7.11.2019

Prag, Avrupa başkentlerinin en süslülerinden birisi. Gotikten baroka, Rönesanstan post moderne Avrupa’nın mimari tarihinin vitrini sanki.

Prag Klasik Doğu Bloku şehri görünümünde. İnsanları sürekli Çalışır, fabrikalardadır. Sanayi ülkesi Çekya.Skoda marka arabaları tütmüş. Bizim Petlas fabrikasını Çekler kurmuş. Bir “know how” ihracatı yapabildikleri kesin.

Prag’ın 13 Km.lik en uzun ve ana caddesinin adı “Ankara Caddesi” Özal’ın iyi ilişkilerinin güzel bir hatırası.

AB üyeliği duruşlarına henüz yansımamış. Hırsızlık, aldatma, döviz kurları ile bile oynama gibi güvensiz bir durum var ziyaretçiler için. Slavlar, baba oğul birbirini bile satarmış. Size ise hiç acımazlar deniyor. Türk, Fransız, İtalyan hırsızlara benzemezmiş Slav hırsızları. Dikkatli olmak lazımmış.

Bu sanatsal ortamda eğlence kültürüne adanmış insanlar yaşıyor. Romantizmin başkenti gibi bir şehir. Kafka’nın evi burada. Nazım’ın şiirlerinin asılı olduğu bir kafe de dikkat çekici örneklerden.

Başbakanları alkolik . Dini törenlere ve uluslararası siyasi toplantılara bile sarhoş katılıyor. Halka hitap ederken bile ayık değil. Öte yandan Başbakanlığın önünde 1 polis bekliyordu. Pek çok Avrupa ülkesi gibi tek makam aracı görmedik Başkent’te.

Sadece Çek Başbakanı Andre Babiş değil Avrupa toplumu alkole düşkün; ana öncelikle biracı, sonra da Kahveci toplumlar. Çaya bu diyarlarda hasret gidersiniz. Avrupa’nın en muhteşem kahve mekanını kuşkusuz Prag barındırıyor. Değerli dostum Çekya Uzmanı Mustafa Kadir Atasoy’un tavsiyesine uymaktan ötürü pişman olmadım. Belki de Obecni(Kahve)Dum(Ev) Avrupa’da (Dünyada da demek mümkün) görüp görebileceğiniz en ihtişamlı kahve ortamı olabilir. Kahveyi bir roman gibi içinize çekmenize neden oluyor ortam. Bir yudum kahve büyüyor orda. Türk kahvesi değil elbet, Bunun da hatırını ne kadar tutarsanız artık.

Çek Cumhuriyetinin siyasi geçmişine de kısaca bakacak olursak; Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun parçalanması (1918) üzerine, I. Dünya Savaşının sonunda kurulmuş, II. Dünya Savaşı sırasında Nazi işgali görmüş, 1948 darbesi ile Komünist Parti’nin eline geçmiş Çekoslovakya, 40 yıl sonra, 1989’da Prag’da başlayan 17 Kasım Kadife Devrimi ile demokratik bir ülke haline gelmiş. Sovyetler Aralık 1991’de dağılınca da Çek Cumhuriyeti ve Slovakya olarak iki ayrı ülke kurulmuş.

Çekya 10 milyon nüfuslu Bohemya, Moravya ve Silezya diye bilinen üç tarihsel bölgeye sahip. Almanya, Polonya, Avusturya ve Slovakya ile komşu. 1999’da NATO’ya, 2004’te Avrupa Birliği’ne üye olmuş. 2007’den beri Schengen bölgesi sayılıyor. Euro bölgesine henüz dahil değil.

Çeklerin bir Gorbaçov’u var: Vaclav Havel (Vaatslaf Havel). 2011 yılında ölmüş. Bir oyun yazarı ve düşünür. Her komünist deneyimden çıkan toplum gibi Siyasi çalkantılardan yorulmuş Çekler huzura çok önem verir olmuş artık. Huzurlarını bozmayın yeter.

Orta Avrupa’nın en eski üniversitesi burada: Prag Charles (Karlova) Üniversitesi 1348’de kurulmuş. Prag’ın öncülüğü diğer alanlarda da var Avrupa’ya: Bugünkü Ulusal Tiyatrosu 1868’de, Ulusal Müzesi 1890’da açılmış.

Dünyanın en dar sokağı, guiness rekorlar kitabına girmiş; Prqg’da bulunuyor. Sokak, gerçekten sokaklara açılıyor.

Ünlü Çeklerden de söz edelim, ama sizi biraz şaşırtabilir: Genetiğin kurucusu Mendel, Psikoanalizin babası Freud, ünlü düşünür Franz Kafka ve tenis şampiyonu Martina Navrátilová birer Çek!

Ama Çek edebiyatının etkileyici isimleri bambaşka: Rilke, Kafka, Kundera desem yeter sanırım. Milan Kundera’nın bizdeki en meşhur eseri “Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği” gençlik yıllarımızın baş gündemi idi.

Kafka Müzesinin önünde Çekya haritası üzerinde ayakta karşılıklı küçük abdestini döken iki siyasetçi heykeli yapılmış modern sanat tekniklerle. Politikanın “… yarışı” olduğunu, Kafka’nın siyasetle ilişkisini böyle bir bakış taşıdığını anlatan bir (bence çirkin) tasarım.

Kafkanın romanlarında kahramanlarının adı hep K ile başlar. Ölüm döşeğinde, buhranını düşünün ki tüm eserlerinin yakılmasını istemiş Kafka. Ama arkadaşı, yakmak yerine o ölünce kitaplarını bastırmış. Kafkasizm bu sayede var.

Alman diye satılsa da değildir; ben ki bir Rilke okuru olarak evrenin zerrelerinde hakikat avcılığı yapan düşünür-şairi anmadan edemem. Kafkaist bir akım var ülkemde ama ben bir Rilkeseverim. 6 yaşına kadar Çek anne, oğlu Rilke’yi bir kız gibi giydirirmiş. Annesinin bu tutumu ruhunda yaralar açar ve başta kadınlardan genelde insanlardan uzaklaşır Rilke. Şiirlerindeki derin çağrışımlar işte bu çocukluk korkularının gezindiği ruhunun sancılı dehlizlerinde gizlidir.

“Muhammed’in Yalvarması”nı okusanız bir Müslüman bununuazabilşr miydi ya da Rilke Müslüman mıydı dersiniz:

“…
Sesler, sesler.
Duy yüreğim, şimdiye dek ermişlerin duyduğu gibi.
Dev çağırış onları yerden kaldırıyordu;
ama onlar, akıl almaz kişiler,
diz çöküp kaldılar, dinlemeksizin:
Buydu onların duyması.
Ama değil, tanrı sesine dayanmak hiç değil.
Esip geleni duy sen,
suskudan oluşmuş aralıksız bildiriyi.
…”

Prag’ın en önemli kısımlarından biri de Yahudi Mahallesi. Kabbala üstadı Praglı Haham Löw Yahudi düşünürlerinin en önemlilerinden biriymiş. Yahudi Mahallesindeki gizemi tüketmemek gerek çabucak, sindire sindire yürümek lazım içine. Löw, Yahudileri korumak için 17. Yüzyılda bir Golem(sihili yaratık) yapmış büyü ile. Korumayı başarmış, sonra onu Sinagog kirişine gizlemiş. Golemi aramaya gelen gelene imiş!.. Hale bakın: Yahudilik kadar fetişist, arkaik bir din nasıl bu kadar itibarlı olabiliyor; alın başınızı elinize hayretlere sürüp düşünün!

Yahudi mahallesi merkezde ve seçkin. Ama Mahalle girişinde bir heykel her şeyi özetliyor. İyi boş, kafasız bir dev bedenli elbise (kitleler)üstüne bir elit(azınlık)oturmuş. Kurdukları dünyayla övünebilirler!..

Pek dini inanışları olmayan bir toplum Çekler. Her taraf Kilise de olsa dinsiz bir toplum yani. Zamanında Komünizm ekeceğini ekmiş. Mitoloji daha çok iş görüyor.

Prag kozmopolit bir şehir. Çinli, Malili, Hintli, Vietnamlı, Arap, Ukraynalı, Tatar ve Türkler bir arada. Çılgınca bir şey söyleyeceğim: Çekya’nın faşist partisinin lideri bile bir Japon! Ayıklayın pirincin taşını haydi. Kafa karıştırıcı bir durum. Irkçısı olduğun soydan değilken faşist olmak ne zor!

“Karanlıkta her kedi siyahtır” atasözleri ile “ateş olmayan yerden duman çıkmaz” ilginç gelen Çek Atasözleri.

Prag’da Nehir kenarında durun ve rüya gibi kenti izleyin: Sanki Ortaçağ’dan bir prenses belirecek, bir şövalye ortaya çıkıverecek gibi. Sanki sihirli değneği ile bir büyücü ortaya çıkıp herkesi kurbağaya çevirecek.

Bu kentin dini yok ama bir ruhu var. Bunu hissedebiliyorsunuz. Gördüklerinizi değil anlamlarını düşününce fark edilebilen bir kent ruhu…

Yarın Prag’dan ayırıyoruz.Gezi notlarımız devam edecek.

Please follow and like us:

Posted by
Categories: Genel, Haberler, Makaleler

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumlayan siz olun!
Yorum Yap