ENGELLİ DEVLET

Cuma, Ağustos 1st, 2014 @ 2:24PM

ENGELLİ DEVLET

Osman ARSLAN

Yetki ve görevlerini amaç dışı kullandıkları gerekçesiyle 11 polisin tutuklanmasına karar verildi. 17 Aralık’tan 8 ay sonra süreç artık hukuksal boyut kazandı. Çağlayan Adliyesi’nde bir direniş ve mücadele sürüyor. Adliye önünden, yapılan kötü muamelelere dair açıklamalar geliyor.

İlginç olanı şu: Cemaatin genel karakterini herkes tanıyor. “Dövene elsiz, sövene dilsiz” değil miydi onlar? Şimdi neden beşine beş, ateşe ateş savaşıyorlar? Hoşgörü timsali değil miydi cemaat? Neden en ufak kusuru bile mercek altında büyütüp yansıtıyorlar? En fazla ‘pasif direniş’ değil miydi yöntemleri? Şimdi eylemci bir kimliğe nasıl büründüler? 28 Şubat’ta hiç bir direniş göstermeyenler şimdi daha ağır gerekçeler mi var ki yöntemlerini değiştirdiler?

HAKLILIK SÖZÜN DOĞRULUĞU DEĞİLDİR

Şu anda kullanılan yöntem solcu aşırı fraksiyonların metodu. Tabiatınızda yokken gösterilen hırçınlık, korku ve haksızlık tezahürü değil midir? Bu görüntü, polislerle cemaat arasında görevlerine dair organik bağ kurulduğu izlenimi vermiyor mu? Tam da haklarındaki iddia bu değil midir? Bu, manevi bir sahiplenişin ötesinde, örgütsel birliktelik izlenimi verir ki, zannettikleri gibi kendilerine yapılan haksızlığı duyurarak maşeri vicdanı harekete geçirmez. Aksine mahkum eder. Tarih ve hayat bize şunu öğretti: sözler ve eylemler önemli değil, hizmet ettiği amaçlar önemlidir. Haklılık sözün doğruluğundan önce niyetin doğruluğudur. Fotoğraf bu.

HERKES İÇİN HUKUK

Sayın Akdoğan’ın dediği gibi “zulümleri arşı alayı titretti” diye yapılan kötü muameleleri mazur göstermeye matuf yaklaşımlara katılamayız. Devlet intikam almaz. Hukuk intikam aracı olamaz. Her ne olursa olsun insan haklarından ve hukuktan ödün verilemez.

Yıllar önce Ergenekon süreci başlamıştı. Pek çok ilde birden operasyonlar yapılıyordu. Askerler, muvazzaf ve emekli subaylar tutuklanıyordu. Ordu içinde darbe planlayan ve darbe girişiminde bulunan subaylar olduğu iddiası karşısında, bunun tezahürlerini de görmüş halde; bir yandan millet iradesine suikast düşünenlerin cezalandırılmasını istiyor, diğer yandan yargılama sürecinin insan haklarına, hukuka uygun ve adil yürütülmesi için çağrıda bulunuyorduk. Bu operasyonlardan sonra, gerçekten,  faili meçhuller, hatta adi cinayetler bile bıçak gibi kesilmişti. Bu gerçeğe dayanarak; ovakitler cemaate yakın çevreler Sayın Akdoğan’ın sözlerine yakın şeyler söylüyordu: “Onların yaptığı zulmün yanında gördükleri ne ki?” Artık sözün bundan sonrasını tamamlamaya gerek yok.

KAVGADA YUMRUK SAYILMAZ

Bu noktadan sonra neyin yanlış neyin doğru olduğunu tartışmanın anlamı yok. Savaş başlamışsa merminin hesabı sorulmaz. Kavgada yumruk sayılmaz. Yanlış olan bu kavganın kendisiydi. Başlamamalıydı, farklı şekilde aşılmalıydı sorunlar. Eğer 17 Aralık başarılı olsaydı şimdi vekiller, bakanlar ve hatta Sayın Başbakan için aynı görüntüler olmayacak mıydı? Türkiye bu hassas uluslararası konjonktürde siyasal ve hukuksal bir kaosun içine düşmeyecek miydi? Bu bir savaş. Kim galip gelirse diğerini yok edecekti. “Bu savaşı durdurun!” çağrımız ondandı. Şimdi artık biz, yumruk sayıcı olamayız.

Demek ki “dış güçler” hiç de efsane değilmiş. Nasıl dümen sularına aldıkları ‘içimizden’ insanları kendi emelleri için kullanıp ‘birbirimize düşürüyorlar’! Mossad’a da, CIA’ye de şapka çıkartmak lazım. Her yeni dengede yeni bir kardeş kavgası türetip enerjimizi toprağa verdirmekte maharetleri, tam ders alınacak nitelikte. Ülkücü-Komünist kavgası bitti, vatansever-bölücü kavgası, alevi-sünni kavgası… şimdi de bakın hale ki: Bir tarafta HDP ile DHKP-C İstanbul sokaklarında birbirine girmiş durumda; CHP Cumhurbaşkanı adayından dolayı kaynıyor, MHP seçim sonrasına ertelenmiş bir krizi bekliyor, diğer yandan muhafazakarlar arasında Ak Parti- Cemaat kavgası… Karşıt gruplarda çatışma olmazsa kendi içinde yine koparıyorlar kavgayı.

KENDİNE HAKİM TOPLUM

Bizim de krizsiz, kıyametsiz tuzakları bozma kabiliyetimiz yok demek ki. Ön alma, tedbirli olma, önceden görüp krizi hissettirmeden aşma becerimizin gelişmesi Türkiye’yi daha medeni bir ülke haline getirecektir. Bu da kuşkusuz devletimizin, bilhassa istihbaratımızın işlevidir.Umarız bu vasfımız da gelişir, olgunlaşır, toplumun dinamiklerini kontrol altında tutar, sinirlerine, kendisinehakim bir toplum izlenimine kavuşuruz.

KAPIMIZDAKİ TEHLİKE

Fakat bu süreçte bir başka husus daha dikkatimizi çekiyor: Ergenekon tutuklusu olup çıkan ve yeniden görevleri başına dönen muvazzaf subayların ordu içinde eskisinden hızlı bir örgütlenme ve güçlenme çalışmasına girdiklerini müşahede ediyoruz. Ergenekon tasfiye edilirken Derin Devletin “milli güçlerin eline geçtiği” iddiasını sadece gerçekleri perdelemek ve bizleri avutmak için söylenen bir aldatmaca olduğunu yazıyorduk. Sanırız ki zaman bizi doğruladı. Şimdi de Ergenekon’daki bu hareketlenmeye dikkat çekiyoruz: Belki eski güçlerine ulaşamazlar. Fakat yanlış elde de olsa tek elde toplanan güç, bölünmüş güçlerin ahenksizliğinden iyidir.

Bu duruma acil tedbir alınmazsa Türkiye’yi devlet içi güçler çatışmasının getireceği kötü noktadan endişe ediyoruz: El-ayak-göz koordinasyonu bozulmuş bir ‘engelli devlet’ haline doğru ülkeyi ilerleten bir hastalık baş göstermiş durumdadır.31.07.2014

Posted by
Categories: Makaleler

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumlayan siz olun!
Yorum Yap