Yıldız Bahçesinde Beyaz Bir Sayfa-Deneme

Çarşamba, Kasım 13th, 2013 @ 9:50PM

YILDIZ BAHÇESİNDE BEYAZ BİR SAYFA

Dışarıda kar mûsikîsi.

Kar, senfoni uyumunda inerken, yere uzanan bir beyaz şal gibi bürüyor gözlerimi. Üşütmüyor. Sıcak yaz akşamları, sahillerde saçlarımı okşayan imbatlar gibi yüreğimde ıslak ışıltılar uyandıran umutlarla sarmalıyor yöremi kar.

Hava kasvetli değil. Kar ancak bu kadar güven verici olabilir. İçimin bahçelerine kabul ediyorum, güneş kadar sevinçle. Dört duvarın karanlığı içine kardan adamlar doluyor; arkadaş canlısı. Serin kollarına atılıyorum kardeşlerimin. Sefa geldiler, hoş geldiler.

Düşüyor kar, çoğalıyor sevgim. Mutluyum.

***

Bir gündönümünü yakaladım saçlarından. Siyahtı. Geceydi ve upuzundu. Mevsimin yasasıydı, ağaracaktı. Kar yağıyordu gönlümün dağlarına. Ve yakışıyordu beyaz. En çok da siyaha…

Beyaz daha albenili oluyor karanlıklar içinde. Daha da gerekli. Beyazlar çoğalıyor sürekli. Efsane büyüyor. Gök beyaza boyuyor yeri. Beyazlar indikçe kararıyor gök. Beyazlar düşüyor karaların üstüne. Umutluyum.

Belki de ilk kez yalnızlıktan mutluyum. Bana ait tek bölüşülmez şey olduğundan mı? Yalnızlığımı sevdim bu kez. Odam bir ıssız liman; karlarla dolu meydanlar… Dalgalanırken donmuş bir beyaz deniz gibi.

Ben de sahillerine yüreği serpilmiş bir kumdan adam. Dalgalarının şeklini alıyor içim, hayatın. Duygular salınıyor deniz yosunları kadar uzun. Kök salmış duygular… Isıtan içini, saran kalbini, vefalı duygular. En eski dostlarındır onlar. İlk doğuşlarını bilirsin. Bütün hikayelerini. Duygular dostturlar. Duyguluyum, doluyum.

***

Şu gamlar içinde yumrukladığım duvarlar türkülerimle de yankılanacak mıydı? Şiir de mi okuyacaktım vecdle, çınlatarak kireç duvarlarını buranın Allah’ım!

Şu sınırları metrelerle ölçülü tabut büyüğü odamın loşluğa alışmış ortamı bu kadar mı ışıltılarla dolacaktı? Tavanda yıldızlar çakılı. Büyük ayı, küçük ayı, çoban yıldızı, kuzey gülü, şafak yıldızı hepsi burada. Yıldız bahçesi içindeyim. Bir yeni başlangıç yapmalıyım. Bembeyaz bir sayfa açmalıyım hayatımda. Doluyum, dopdoluyum.

Ben uzun boylu düşlerin çocuğuyum. Uzun soluklu koşuların. Uzun sohbetlerin. Uzun boylu düşüncelerin. Uzun bakışların. Uzun gecelerin adamıyım ben. Uzun vadilerin. Uzun hikayelerin. Uzun adımların. Ben uzun yazlarda kavrulmuş bir toprağın oğluyum. Uzun yağmurlarda ıslanmış bir toprağın. Uzun havalarla boynunu büküp büyümüş çiçeklerle haldeşim. Hatıraların kolları uzun. Uzanıveriyor vaktinize. Uzun yollardan gelmiş, boylu boyunca bir derin uzanmışım. Uzun uykulardan pek yeni uyanmışım. Uzun saçları kızlarımın, mutluluğumdur. Mutluluktan mahmurum.

***

İçimin bir kızgın demir gibi acıtan yaralarını nasıl da unuttum hemen. Yaşamamış gibiyim.

Şu gülen göze acı ve efkâr çökmesin bir daha istiyorum. Artık sadece sevinçten ağlayayım. Gözlerim gözelerinden saadet boşaltsın yalnız. Gözden kaybolayım. Gözümden düşen bir hayatın da gözdesi olmaya aday değilim. Göz göz olmuş ciğerimin ustası Kırçıl Dedem gözleri parıldayan birine konuşsun artık. Artık mutluluğunu gözü gibi esirgeyen bir tavrım olacak. Gözüm açıldı. ‘Gözden oldum ya, kaş artık mühim değil!’ gözü karalığında bir pervasızlığa bırakmayacağım geleceğimi.

Bu tattığım duyguları, mutluluğu korumak için gözümün bebeği gibi titreyeceğim. Gözü kör olasıca bir acı atlası olmuş kalbimi onaracağım. Unutacağım. İdeallerimi gözünden vuracak bir keskin nişancılıkla yaşayacağım. Kararlıyım.

” Oğlum, dinle biraz.

Baharı geçmez bilen kışa azık tutamaz. Vaktini hep işret ve eşrefle geçirenin akibeti eşekçe geçinmek olur.

Yaza aldanıp ayaza heybesiz çıkanın talihi yamandır. Sen gönlünü kış tutasın, yaz çıkarsa bahtına.

Bildiğim bedbin hallerine elinde olsa düşer miydin? Yine elinden gelmeyecek. Bir vakit için bunalacak, bir vakit şenleneceksin. Sen ayakta kalmak için dengede durmana bak. Eğlenceyi delice, acıyı isyankarca yaşama.

Mutluluğu zevkçiliğe, üzüntüyü kâbusa çevirme.

Su gibi ol. Mütevazı ve kıymetli. Sana, ihtiyaç duyulacak kadar kıymetli ol.”

***

Gittin mi… Kırçıl Dedem, yine mi kaçtın? Demek ki gelmiş vaktin, gittin.

Kar beyaz sakallarının altından mütebessim çehrenle ciğerime işleyen yakıcı uyarıların, buz gibi soğuyan yüreğimi eritti Kırçıl Dedem. Erittin, suya çevirdin beni, sen buharlaşıp kayboluyorsun. Aşk olsun.

Yolun açık olsun. En azından hüsran içinde kıvranırken elimden tutup kaldırdığın zamandaki kadar iyi anlıyorum ayaklarımın yere basmadığı şu anda aşağı çekip oturtuşunu. Anlıyorum Kırçıl Dedem.

Saatini iple çekeceğim. Yine bekleyeceğim. Buradayım.

Posted by
Categories: Makaleler

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumlayan siz olun!
Yorum Yap