Yabancılaşmanın Faturası – Makale

Perşembe, Ocak 10th, 2013 @ 7:53PM

Kendimize Yabancılaşmanın Faturası

 

Ülkemiz, ilkin ‘aydın yabancılaşması’nı yaşadı. Köklerinden utanan, aynada kendisini ecdadı gibi görmek istemeyen evlatlardı onlar. Batı’ya eğitim için gidip, dönünce milletini dönüştürmek isteyen jöntürkler, öncüleriydi.

Bütün hayatı saran ve insanları ayırt etmeden kucaklayan İslam’ın diyarına, bu genç aydınlar, ‘ideoloji’lerle geldiler. Hepsi de bağırıyordu, suçluyordu, panik veriyordu topluma. Bu huzurlu ve mütevekkil toplumun asabını bozmayı sonunda başardılar. Artık, ilk yabancılaşmış aydının bu topraklara ayak basmasından ikiyüzelli yıl sonra, bütün yurda yayılan hastalık yatağa düşürmüştü koca bir milleti. ‘Hasta Adam’ olmuştu. Düyun-u Umumiye o demekti, Sarıkamış, Çanakkale o demekti.

DEDESİNDEN UTANAN EVLATLARIMIZ OLDU

Altı asırdır, üç kıtada kılıcı zulme kıyamet, gölgesi mazluma saadet olmuş Devlet-i Âliye’nin koynunda, kendisinden utanan öz evlatları vardı artık. Bedenlerinde başka bir ruh taşır gibi vatan topraklarında dolaşan bu insanlar, ecdadına ve inancına hakareti, en iyisi küçümsemeyi ‘kültür’lü olmak saydılar.

Dil, kültürün en canlı yanı ve köprüsüdür. Türk dili ortak değerimiz olarak görülmeliyken dil üzerinden siyasal görüş mücadeleleri verilmesi dil birliğimizi zedelemiştir. İkiyüzelli milyon insanın konuştuğu bir dili dünya dili olarak görmek için bile geciktik.

İnancımız, dinimiz ise bidat ve hurafelerden arındıkça, kendi özüne ve yalınlığına uygun bir din kültürü inşa edildikçe kimliğimizde olumlu yansılamaları görülmektedir. Kesintisiz bir İslam aydınlanması kültürümüze kan vermek kadar elzemdir.

DİL,DİN VE TARİH

Kültürün bir başka temeli tarih şuurumuz da ilgiye muhtaçtır. Tarih mensubiyet duygusu verir. Tarih kitaplarımız, batı mensubiyeti aşılar, batı ile özdeşim kurarak anlatır tarihimizi: Tarihi İsa’nın –farazi- doğumuyla başlatırız, İlk çağı Batı Roma’nın, Orta çağı Doğu Roma’nın yıkılışıyla sona erdiririz. Yakınçağ Fransız İhtilali ile başlar. Bu, Batı’nın tarihidir. Ne İslam ne de Türk tarihi bu tarih anlatımında yoktur. Oysa biz Türklerin ve Müslümanların tarihi başka bir seyir izlemiştir. Kendi tarihimize bile Batılı gibi bakarız: Batılılaşma ‘modernleşme ve aydınlanma’ olarak ele alınır. Batıcı aydınlar kahraman gibi önemsenir, öncelenir. Batıyla özdeşleşenler, elbette Batılı gibi düşünür, batıdan bize bakar ve batılı gibi bize davranırlar. Kendilerini batı Medeniyetine mensup hissederler. İşte tarihimiz üzerinden kültürümüze kurulan tuzak da budur.

TEKNOLOJİNİN ELİNE GEÇEN KÜLTÜR

Şimdilerde kültür, bilginin kontrolünden çıkıp gittikçe daha çok teknolojinin kontrolüne geçiyor. Teknoloji, Mc Luchan’ın dediği gibi, ilkin dünyayı küçültüp köye çevirdi, sonra ‘insanın uzantıları’ haline geldi. Ve insanı belirleyen teknoloji olmaya başladı.11

İnsanlık eserinin esiri oluyor; Sosyal paylaşım siteleri gerçek yaşamı belirlemeye başladı. Facebook’tan yapılan bir eyleme yüzbinler katılabiliyor. Sanallık gerçekliği teslim almaya başlamış durumdadır. Denetimden uzak internet siteleri tuzak adresler taşıyor; hangi ‘tık’lama çocuklarımızın zihnindeki bir kültür değerimizi tahrip edecek diye endişeyle, fakat çaresiz bilgisayarlara teslim ediyoruz evlatlarımızı.

Medya da kültürümüzün etkin faktörlerinden olmuştur. Televizyon izleme oranında, günde 3.5 saat ile önceden dünya ikincisi olan Türkiye, dizi film furyası ile birlikte 4 saat ortalamayı aşıp, birinci olan ABD’den öncülüğü kapmış durumda! Öte yandan Türkiye, kitap okuma oranı açısından sonlarda: Bir Japon yılda 25 kitap ‘okuyor’, 6 Türk’e ise yılda bir kitap düşüyor; O da ‘okunan’ değil, ‘satılan’ kitap! Bir Norveçli kitaba yılda 137 dolar, Alman 122 dolar, İsveçli, Avustralyalı ve Belçikalı 100 dolar, ABD’li 95 dolar harcarken, bir Türk yılda kitap için yalnız 0.45 dolar para ayırıyor. Türkiye, bu konuda dünya ortalaması olan 1.3 doların bile çok altında kalıyor. Bir Japon yılda 25, İsveçli 10, Fransız 7 kitap okuyor. Oranlamaya göre Türkiye’de, 6 kişiye yılda 1 kitap düşüyor.12

DİZİ-MİZİ DÖVELİM

Diziler, kültürü öylesine teslim almış ki! Bundan nasıl kültürel gelişme bekleyebiliriz? Toplumu reyting uğruna değer tanımadan boca ettiği dizilerle yönlendirenler, toplasanız 15-20 kişilik medya devlerinin yöneticileri, ‘Fareli Köyün Kavalcısı’ gibi halkı peşine takmış durumdadır. Türkiye internet ve Tv’nin ‘enformatik cehalet’ine teslimdir. Medyanın bu kadar etkisinde olduğu belirlenen bir toplumda ‘kadına şiddet’ son dört yılda yüzde iki bin artmışsa bu dizilerdeki şeytansı/kötü kadın tiplemelerinin ağırlığının payı üzerinde düşünmeli değil miyiz?13 Teşbihte hata olmaz; Dizi-mizi dövme zamanı; yoksa dizimizi döveceğiz!

İFSADA KARŞI İRŞAD
İşte kültür buhranı, kültür erozyonu budur. Bizden olan cesetlerde başka ruhların gezinmesi! Milletine yabancılaşma bu demek. Bunca ifsada karşı irşat faaliyeti elzemdir.. Ahlak ve maneviyat cephesi temerküz edilmelidir. Maneviyatı elinden alınan insanımıza bir de Uzak Doğu ve Batı ezoterik inançları çare gibi sunulmaktadır. Reiki, Yoga ve Transdantal Meditasyon gibi aldatıcı ruhani tecrübeler karşısında en az misyonerlik kadar dikkatli durmak, arayış içindeki insanımıza kendi kültürümüzün manevi tecrübelerini sunmak gereklidir. Kültürün en önemli cephesi olan ‘din’ anlayışı özenle inşa edilmelidir.

Modern toplumlar maneviyatını arıyor. Ne kaybettiklerini biliyorlar. O olmadan üretim düşüyor, toplumun enerjisi bitiyor. O olmadan gelişme duruyor ve düşünce köreliyor. Yolsuzluk, sorumsuzluk ve israf, düzeni tehdit ediyor. O olmadan adalet ve barış olmuyor. Aradıkları o değere; “Toplumsal Sermaye” diyorlar.14

F.Fukuyama’nın ‘Güven’ kitabı, M.Weber’in “Protestan Ahlakı” tezini bir yüzyıl sonra tekrarlıyor gibidir. Odağa yine ‘erdemleri’ yani ‘ahlaki-manevi değerleri’ yerleştiriyor Fukuyama. Yeni olarak bu değerlere Toplumsal Sermaye(social capitale) diyor. Büyük ekonomik zenginlikleri olan ülkeler değil toplumsal sermayesi, ahlak zenginliği yüksek olan ülkeler ilerler, tespitini yapıyor. Buna göre gerçek servet ekonomik sermaye değil, toplumsal sermayedir, maneviyattır.

Âkif’in Avrupa seyahati sonrasında söylediği sözü hatırlayalım: “İşleri dinimiz gibi sağlam, dinleri işimiz gibi bozuk…” Toplumsal sermayelerini ne kadar güçlendirdiklerini anlatan bu sözü, manevi değerlerimizden kopuşumuzu ve Batı’nı üstünlüğünün de gerçek nedenini özetlemektedir.

***

11. Kadife Karanlık, 21. Yüzyıl İletişim Çağını Aydınlatan Kuramcılar, Su Yayınevi, İstanbul, 2003
12.MEB raporu, AA 23.10.2006 bülteninden)
13. (http://www.haber7.com/haber/20110418/Yerli-dizilere-kadin-elestirisi.php)
14. Fukuyama, Francis, Güven: Sosyal Erdemler ve Refahın Yaratılması,T. İş bankası Yayınları, İstanbul, 2005.

Posted by
Categories: Makaleler

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumlayan siz olun!
Yorum Yap