Suriye’de Çözüm Var!

Pazartesi, Haziran 25th, 2012 @ 8:14PM

SURİYE’DE ÇÖZÜM VAR!

Suriye’nin savaş uçağımızı düşürmesi Akdeniz’de zaten sıcak olan havayı iyice gerginleştirdi. Bu gerginlik ve sonrasını doğru değerlendirmek için kadrajı biraz geniş alıp yakın geçmişe bakmak istiyoruz.

Suriye sorunu henüz yeniyken; altı ay kadar önce, ne olursa olsun Batı’nın Suriye’ye girmeyeceğini, Libya gibi olmayacağını vurguluyorduk. Çünkü İsrail Esed’den memnun, İngiltere İsrail’in yanında, AB krizde, ABD seçime gidiyor, Fransa için rant yok, Rusya ve Çin müdahaleye karşı ve ikisi de BM’de veto yetkili ülke, İran Ortadoğu’nun yeni ağası ve Suriye’nin hamisi, Arabistan ABD yedeğinde, Mısır kendi derdinde; kim savaşacak? Diyorduk. Bugün bu açıkça görülmüştür. İlk tespit budur: savaşmayacaklar. Bizi ateşe sürmek istiyorlar.Türkiye’nin kraldan çok kralcı olup rejim karşıtlığını Suriye düşmanlığına çevirmeden, başladığı ‘diyalog içinde çözüme zorlama’yöntemine devam etmesi gerekliydi. Fakat bu aşama artık geride kaldı. Öyleyse mevcut durumda çare aramalıyız.

GERÇEK ENGELİMİZ BATI’DIR

Şu tabloyu da görelim: Türkiye ‘komşularla sıfır sorun ve proaktif dış politika’ çizgisiyle iyi bir trend yakalamıştı. Fakat Arap Baharı ile her şey tersine döndü. Arap Baharı’nı yapan neydi? Wikileaks Belgeleri. Wikileaks neydi? İsrail’in arkasında durduğu, Dünya derin güçlerinin (istihbarat servislerinin sayesinde) müşterek hizmetini servise memur, suçun sırtına sarıldığı bir günah keçisiydi. Nerede? ABD kaynaklı ve İngiltere’ye sığınmış durumda. Demek ki İsrail-ABD-İngiltere ortak yapımı bir proje var karşımızda. Buna Arap Baharı deyin, BOP deyin, Yeni Osmanlı deyin. Nereden bakıyorsanız ona göre bir ad verin, değişmez. Sonuçta bu proje Türkiye’yi yapayalnız bıraktı. Aynı süreçte ABD çuval geçirdi, İsrail gemimizi bastı, Suriye sınır ihlal etti, uçağımızı düşürdü. İngiltere savaşa girmemiz için her teşviki denedi. Bugünü hazırlayan yolun taşları adım adım döşendi. Döşeyen eller de belli: ABD, İsrail ve İngiltere üçlüsü. Yedeklerinde bütünüyle Batı. İkinci tespit: rakibimiz, gerçek engelimiz bu üçlü, yani Batıdır.

TÜRKİYE-SURİYE SAVAŞI BİR SAÇMALIKTIR!

Filistin konusundaki sert tavrımız sayesinde İsrail ile karşı karşıya geldik. Bu süreçte İsrail Doğu Akdeniz’e ağırlığını koydu, Kıbrıs’a tam anlamıyla yerleşti, Filistin ve Kudüs’te mevzilerini ilerletti, şimdi de Türkiye’yi ‘süper devlet’ diye gaza getiriyor, kenara çekilmiş, kucağına oturttuğu PKK’nın hıncını da Suriye’den çıkartmak isteyecek Türkiye’nin Suriye ile savaşını iştahla seyretmek için tahrik ediyor. Biz ise Anadolu’nun uzantısı diyebileceğimiz Suriye ile savaşma noktasındayız. Bu fotoğrafı burada donduralım. Bu durum bir saçmalık değil mi? Irak’la ve İran’la gergin, Suriye ile savaş konuşan Türkiye… Normal midir? Normal olan, ille bir savaş olacaksa, Türkiye ve bu ülkelerin birleşip İsrail ile savaşması, değil midir?! Üçüncü tespit: Türkiye-Suriye savaşı bir tuzaktır!

Olup bitenler bir şeyi daha gösteriyor: Batının bu devlet üçlüsü, tarihi süreci bir ressamın keyfiliği ile şekillendirebiliyor. Onlar yazıyor, ister istemez Ortadoğu ülkeleri ve Türkiye de oynuyor. Tarihi sel yapıp, selin üstünde saman gibi akıtıyorlar ülkeleri. Türkiye de tarihi şekillendiremiyor. Tarihin akışında sadece sürükleniyor. Kendimizi dev aynasında görmeyelim. Dördüncü tespit: Tek başına iradesini icraya kâdir bir devlet değiliz!

NATO SAVAŞMAYACAK TÜRKİYE DE TEK BAŞINA SAVAŞMAZ

Uçağın vurulmasından sonra da Sayın Başbakan başta, tüm siyasiler aynı şeyi söyledi: Kimse Türkiye’nin gücünü test etmeye kalkışmasın! Elbette kim olsa böyle demelidir. Fakat biz, eğri oturup doğru konuşalım: ABD Muavenet’i vurdu, çuval geçirdi, test etti. İsrail Hatay’da heronlarına cirit attırdı, Mavi Marmara’yı vurdu, gemimize alçak dalış yaptı Akdeniz’de, sondajını yaptı, bizi defalarca test etti. Suriye defalarca sınırımızdan içeri ateş açtı, koruduğumuz muhalif albayı astı, uçağımızı vurdu, sınırımıza bölücü bayrağı astı, test etti. Çiller’in Kardak’ta verdiği test ve Sayın Başbakan’ın Davos’da verdiği sınav dışında testleri geçemedik. Fazla havalanmanın gereği yok, ölçtüler, biçtiler, bizde bir numara olmadığını gördüler, NATO dayımıza güvendiğimizi biliyorlar. NATO da ellerinde olduğuna göre!.. Beşinci tespit: Tek başımıza savaşı göze alamayacağımızı biliyorlar.

TÜRKİYE SAVAŞA HAZIRLANDI

Dış şartları tamamen oluşturan bu üçlü ve derin uzantıları, Türkiye’nin savaşı istemediğini biliyorlar. PKK mevzilerine bile uzak duran, komutanları tutuklu ve küskün hale gelmiş subay kadrosuyla ordu savaş istemiyor. Suriye ile entegtasyon aşamasına gelmiş, akşam yemeğine Halep’e gidip gelen halk savaş istemiyor. Suriye ile patlayan ticaretin keyfini özleyen iş dünyası savaş istemiyor. Muhafazakar değerleri taşıyan ve Müslümanlarla savaşmak istemeyen iktidar savaş istemiyor. İşte bu şartlarda uçağımız vuruldu. Artık Türkiye’de herkes savaşı düşünüyor. Uçağımızın düşürülmesi ile savaşa girmeyiz zaten. Ama savaş için muhalefet de iktidarın arkasında, kamuoyu da hükümetin arkasında toplandı. Altıncı tespit: uçağımızı düşürenler bizi savaşa hazır hale getirdiler.

YAYILMACI İZLENİMDEN KURTULMALIYIZ

Bu kadar kolay ülke olmayalım. İstedikleri gibi yönlendirdikleri bu sürecin inisiyatifini ele alalım artık. Suriye’nin Dostları Platformu’nun aydın ve halkın temsilcisi liderlerden oluşması bize avantaj sağlamaz. Bu diyaloglar göz önünde, alenen sürdürülünce Suriye açısında iç isyanı kaşıyan ve iç işlere müdahale eden ülke olarak, Arap halkları açısından emperyalist ülke olarak, büyük devletler açısından yayılma emelleri olan rakip ülke olarak görülüyoruz. Bu tür çalışmalar perde arkasında yürütülmelidir. Doğru bildiğimizi elbette yapalım. Ama İngiltere, ABD ve İsrail gibi ustaca. El altından. İlk teklif: Suriye’de iç savaşı besliyor izlenimini üzerimizden atmalıyız.

Gelinen noktada Suriye’de gücümüzü hissettirmek için sürekli diplomasi yapıp uluslar arası örgütlerden dışlama, ekonomik ve psikolojik baskı yöntemleri, batı’daki Suriyelilerin çağrıları yapmalıyız. Blok oluşturma ve genişletme çabası sürmeli. İkinci teklif: Suriye hükümetini yalnızlaştırma mücadelesini somut yaptırımlarla büyütmeliyiz.  

ARAP HALKLARININ SEMPATİSİNİ YENİDEN KAZANMALIYIZ

Gözünden düşmekte olduğumuz Arap halklarının ve Suriye halkının gönlünü yeniden fethetmemiz lazımdır. Bunun için insani yardım çalışmalarını hızlandırıp BM ile halka yardım götürme çalışmalarını tam hız yürütmeliyiz. Üçüncü teklif: Suriye halkına insani yardım çalışmalarına öncü olarak hız kazandırmalıyız…

NATO gücünün arkamızda duruşunu değerlendirmeliyiz. Onlar savaşmayacaklar, biz de zaten bhunu istemiyoruz. Sadece NATO vurdu vuracak havası veren bir beyanat bombardımanına, hafif askeri hareketliliğe ve hazırlığa da dönüştürerek ciddiyet görüntüsü oluşturmalıyız. Psikolojik baskıyı artırmalı ve savaş yaklaşıyor havasını zirveye çıkartmalıyız. Dördüncü teklif: NATO gücünü yakın tehlike olarak Suriye’nin üzerinde psikolojik baskıya çevirmeliyiz.

NATO’YU KULLANIP RUSYA VE İRAN’LA ÇÖZÜME GİTMELİYİZ

Savaşla çözüm istemiyoruz. ABD-AB bloku ise savaş dışında bir çözümü olmayan güçlerdir. Suriye’de rejimi değiştirecek etkili güçlerse: Rusya-İran-Türkiye ittifakıdır. Rusya ve İran’ın nüfuzuna saygı duymadan savaş dışı yollarla Esed değiştirilemez. Esed sonrası Suriye’deki Rusya ve İran nüfuzunu kabul edip, kendi nüfuz payımızı da talep ederek Suriye’de daha demokratik yeni bir hükümet kurmak için uzlaşıya varmak dışında bir yol yoktur. Rusya ve İran’a NATO müdahalesini ölüm diye gösterip Esed’i değiştirme sıtmasına razı etmeliyiz. Hem de bu durum bölgemizdeki iki önemli aktörle barışık olmamıza yardım ederken, Kuzey Suriye’deki Kürdistan ihtimalini de ortadan kaldıracaktır. Bu arada üçüncü faydası da ikinci tespitimizde engelimiz olan üçlüyü bölgemizde zayıflatacak, üçüncü tespitimizdeki tuzaktan kurtulmuş, dördüncü tespitimizdeki realiteye uymuş tüm şartları lehimize çevirmiş olacağız. Beşinci teklif: ABD-AB gücünü öcü gösterip Rusya ve İran eliyle Suriye’de lehimize değişim tesis etmeliyiz.

YEMEN MODELİ NEDEN OLMASIN?

Rusya-İran-Türkiye için ortak çıkar noktası budur ve Yemen formülü ile çok kolay olacaktır. Sayın Gül’ün önerdiği, Sayın Erdoğan’ın uzak durduğu Yemen Modeli çözüme şartlar bizi zorlamaktadır. Buna göre Esed’e ‘yargılanmama’ garantisi ile yetkilerini devretmesi, ülkeyi terk etmesi de dahil serbestiyet teklif edilecek. Ve yeni hükümet kurulacak.  Rusya ve İran’ın olumlu baktığı bu yolun, mevcut şartlarda çözüm olduğu bellidir. Türkiye bunu gündeme sokabilirse, batı da hayır demeyecektir, Esed de direnemeyecektir. Altıncı teklif: Rusya-İran-Türkiye Suriye’de Yemen Modeli ile çözümü hayata geçirmelidir.

KÖTÜ GİDEN ŞARTLAR LEHİMİZE DÖNECEKTİR

Bu çözümün sonuçlarını öngörmeye çalışalım. Ahmedinecat ve Putin’in Obama’ya karşı yükseltmek istediği dirence katkı alacak, Türkiye de Suriye sorununu aştıktan sonra ABD’yi, kendisini safında tutması için daha çok taviz vermeye zorlama gücüne kavuşacaktır. Türkiye kolay ülke olmaktan çıkacaktır. Böylece tarihin içinde sürüklenen gidişatımızı durdurup, bir ağaca tutunup kıyıya çekilmeye dönüştürebiliriz. Suriye suda bize çarpıp bayıltan bir kütük olacağına, tutunup çıktığımız dala dönüşür. Dünya’nın derin baronlarının tiyatrosu bozulur ve Türkiye itibarlı dengelerin önemli ülkesi olmayı başarır. İsrail’in hevesi kursağında kalır, PKK da artık barınacak sığınak bulamaz ve son nefesi alınır. Kürt vatandaşlarımız da rahat bir nefes alırken; Kürdistan oyunu da kardeşlik şuuruna dönüşür.

SURİYE İLE SAVAŞACAK BİR DAVAMIZ YOK!

İşte Suriye bu kadar önemlidir. Böyle çözülmez de savaşa gidilirse sonu öngörülemeyecek karanlıklara doğru ilerleyebilir Ortadoğu. Bu tuzaktan kurtulalım.

Ya da savaştan başka ve daha güzel, daha sağlam, daha faydalı bir yol vardır. Türkiye’nin tünelden çıkışı da bu yoldan olacaktır.

Bizim Suriye ile savaşacak bir davamız yoktur!

Suriye bizim parçamızdır, uzantımızdır, düşmanımız değil. Bunu unutmadan siyaset üretmeliyiz.

Posted by
Categories: Makaleler

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumlayan siz olun!
Yorum Yap