TEHCİR: SOY KORUMA KANUNU

Pazartesi, Nisan 27th, 2015 @ 10:13PM

TEHCİR: SOY KORUMA KANUNU

Osman ARSLAN

24 Nisan’da Türkiye, Çanakkale’nin 100. Yıl dönümü etkinliği ile Ermenistan’ın Soykırım dediği tehcir olayının 100. Yılı etkinliklerini bloke etmeye çalıştı. Türkiye’nin davetine 90 kadar ülke, Ermenistan’ın davetine 60 civarında ülke katılım sağladı. Bu sene 23 ülke soykırımı kabul edenler kervanına katılmış oldu. Türkiye’deki törene İngiltere’nin, Ermenistan’daki törene Rusya’nın katılımı damga vurdu.  100. yılda Papa dahil Avrupa Parlamentosu ve AB ülkeleri artık 1915 olaylarını ‘soykırım’ olarak tanımış oldu. İşin içine Papa da girerek Doğu ve Batı Hıristiyanlarının arasındaki 1500 yıllık çatlağı sıvamaya da malzeme yaptı Soykırım kabulünü.

SOYKIRIMI ÖNLEME GÜNÜ

Eğer gerçekten bir soykırım yapılsa idi, Ermeniler o soykırım gününü bulur ve Dünyaya ilan ederdi. Soykırım günü olarak ancak 24 Nisan 1915’i gösterebiliyorlar. Soykırım günü ilan edilen 24 Nisan’da ne olmuştu? Osmanlı güvenlik güçleri Ermeni Devrimci Partisi Taşnaksutyun’ın önde gelen 235 üyesini 24 Nisan 1915 tarihinde tutukladı. Ne zamandır tutuklama Soykırım sayılır olmuştur? Bu tarihi neden hazmedemiyorlar peki? Çünkü başlatılacak toplu ve büyük Müslüman katliam planı24 Nisan tutuklamaları ile çökertilmiştir. Bu olay olmasaydı asıl o zaman Anadolu’da Müslüman soykırımı olacaktı. 24 Nisan Soykırım yapma hayallerinin suya düştüğü gündür! Osmanlı Devleti tarafından Müslüman Soykırımı yapmalarını engellemek suçu işlenmiş oluyor!

MİLLET-İ SADIKA DEMİŞİZ

850 yıl birlikte yaşamışız, dinleriyle, dilleriyle ve gelenekleriyle özgürce yaşamışlar. Yunan isyanı çıktığında Rum ihaneti karşısında Ermenileri örnek gösterip ‘millet-i sadıka’ diye bağrımıza basmışız. O dönemde 22 Ermeni bakan olmuş. 29 Ermeni ‘Paşa’ olmuş. 33 Ermeni milletvekili, 7 Ermeni büyükelçi, 11 Ermeni konsolos olarak Osmanlı’yı temsil etmiş. Darphanesini Ermenilere teslim etmiş koca Osmanlı Devleti. Dahası Sayıştay’ını, Danıştay’ını ve PTT’sini Ermenilerin ellerine vermiş. Dışişleri ve İçişleri Bakanlığı kadrolarında 100’ün üzerinde üst düzey Ermeni bürokrat vardı o dönemde. Ermenileri katledecek derecede kötü gözle baksa devlet idarecileri bu atamaları, terfileri yapar mı hiç? Akıl diye, mantık diye bir şey var. Üstelik bu atamaları 1878 Osmanlı-Rus harbinde arkadan vurduklarını, o tarihten beri yüzbinlerce Müslümanı her fırsatta katlettikleri halde yapıyordu Osmanlı hükümeti. Fakat sonuçta ne değişti? Yunan, Sırp, Bulgar, Arnavut, Arap halkları ne yaptıysa Ermeniler de aynısını yaptı: Rus ve İngiliz kışkırtmaları sonucu Osmanlı’dan kopmak istedi.

SOY KORUMA KANUNU

Fakat pek çok cephede savaşırken sürekli arkadan vuran ve dağdaki eşkıyaya ilaveten halk desteği de bulmuş bu Ermeni terör örgütlerine karşı bir şey yapmak da şarttı. Şimdi dünyaya ‘1915’te Soykırım yapıldı’ diye karar alan Almanların telkinleri ile Cemal Paşa tehcir(zorunlu göç) kararını imzaladı. Ermeniler Suriye’ye taşındılar. Zorunlu göç, ‘ayaklanmaya kapılma ihtimali olan Ermenilerle Müslümanların intikam duygusuna hedef olan Ermenileri’ kendi güvenliklerini sağlamak amacıyla yapıldı. Sonra, tekrar kendi topraklarına iskan edilmek üzere kanunla geri getirildiler. Üstelik gidişleri ve geri dönüşleri için o yoksul devlet her türlü güvenlik tedbirini almış, ücretlerini ödemiş, mallarını tam olarak teslim için her türlü önlemi almıştı. Geride kalan çocuk ve yaşlılara bakılmıştı. Bunun neresi soykırımdır? Bunun adı “soy koruma”dır. Osmanlı’nın takdir edilmesi gereken bir özverisidir. Tehcir tedbiri olmasa idi Doğu’da Kürt, Güneyde Türkmenler ailelerini, akrabalarını katleden Ermenileri gerçekten yok edeceklerdi!

KAÇ ERMENİ TEHCİRE UĞRADI?

Bir de göçe tabi tutulanların sayısı abartılıyor: Deniyor ki 1.5 milyon Ermeni tehcir edilmiş! Önce nüfusa bir bakalım. Birinci Dünya Savaşı’nda Patrikhane’ye göre, 2.5 milyon Ermeni varmış Osmanlı Devleti’nde. Bu sayı Lozan Konferansı’ndaki Ermeni heyetine göre, 2.2 milyon, Fransız “Sarı Kitap”a göre, 1.5 milyon idi. İngiliz Mavi Kitap’ı 1 milyon diyordu. Osmanlı resmi belgelerine göre ise; Ermeni nüfusu 1893 nüfus sayımına göre 1 milyon bin 465, 1906 nüfus sayımına göre, 1 milyon 120 bin 748, 1914 nüfus sayımına göre, 1 milyon 122 bin 850 idi. 1 milyon nüfusun 1.5 milyonunu göç ettiriyorlar! Bu komedi değilse nedir? Tehcir edilen nüfus ne kadardı öyleyse? 27 Mayıs 1915’te kabul edilen ve 1 Haziran 1915 tarihi itibariyle yürürlüğe giren “Tehcir Kanunu” ile sevk edilen Ermeni nüfusu İngiliz Savaş Propaganda Bürosu (Wellington House) çalışanı tarihçi Arnold Toynbee editörlüğündeki “Mavi Kitap”a göre, 1 milyon ile 1 milyon 200 bin Ermeni tehcir edilmiş ve 600 bini hayatını kaybetmişti! (Toynbee 1965 yılında kitaba yazdıklarının tarihsel olarak doğru olmadığını, İngiliz hükümeti tarafından kendisinin kullanıldığını itiraf etmiş ve Medeniyet Yargılanıyor kitabını bu duygularla kaleme almıştır.) ABD resmi kaynaklarına göre tehcir rakamı 486 bin kişiydi. Osmanlı kayıtlarına göre ise tehcir edilenler 428 bin 758 kişidir.

NE KADAR ERMENİ ÖLDÜ?

Pekiyi bu göç edenlerin ne kadarı ölmüştür? 428 bin tehcir edilen Ermeni’lerden 56 bin 610  Ermeni iskan bölgesine ulaşamadan yolda öldü. 500 Ermeni, Erzurum-Erzincan yolunda; 2 bin Ermeni, Mardin yolunda; 5 binden fazla Ermeni, Dersim bölgesinde baskınlarla öldürüldü. Katledilenlerin toplam sayısı 9-10 bin idi. Yerlerinde kalsa bu insanların hepsi öldürülme riski taşıyordu. Tifo, dizanteri gibi hastalıklardan 25 bin ile 30 bin arasında Ermeni öldü. 56 binin geriye kalanı kayıptı; çoğu yurt dışına kaçtı. Bunun adı soykırım olabilir mi?

ERMENİLERİN HEPSİ GÖÇ ETTİRİLMEDİ!

Bir de öyle anlatıyorlar ki sanki Anadolu’daki bütün Ermeniler tehcir edilip boşaltıldı. Gerçek öyle değildir. Örneğin memleketim olan Adana‘da 14 bin Ermeni tehcire gönderilirken 16 bin Ermeni topraklarında kaldı. Harput‘ta 51 bin Ermeni gönderilirken 4 bin Ermeni kaldı. Sivas’ta 136 bin 84 Ermeni tehcire gönderildi, 6 bin 55 Ermeni yerinde kaldı. Afyon‘dan 5 bin 769 Ermeni gönderildi, 2 bin 222 Ermeni evinde kaldı. Maraş‘ta hiç tehcir olmadı, 8 bin 845 Ermeni yerinde, yurdunda kaldı. Çorum‘da ise bin 231 kişilik Ermeni nüfusun tamamı tehcir edildi. Bir kaç yıl kadar sonra da tehcir edilenlerin yeniden eski yerlerine iskan edilmesi yönünde kanun çıktı. Yaklaşık dörtte biri Suriye’de kaldı, dönmedi. Gerisi tekrar evlerine döndü. Yani nihayette Ermeni toplumun beşte dördü yine Anadolu’da memleketinde kalmıştır. Bunlar, tarihin mecbur kıldığı, yaşanan şartlar içinde bulunan en insancıl çözümlerdi. Bu soy kırım değildi, soy koruma idi.

SURİYE DE BİZİM TOPRAKLARIMIZDI

Suriye’ye neden gönderildi? Bu nokta da istismar ediliyor. Bu bir etnik temizlik değildi yapılan. Asla böyle yorumlanamaz! Nitekim orası da Osmanlı toprağı idi. Sınır dışı edilmişler üslubuyla konuşmanın anlamı yoktur. Ne var ki, Cumhuriyet kurulmuş bölge sınırımız dışında kalmış! Bu Osmanlı’nın veya Anadolu’nun ne isteğidir, ne de suçlanması mümkündür! Katledilmeyecekleri en yakın nokta orası olarak tespit edilmişti. Güvenliklerinin sağlanabileceği en emin bölgeye nakledildiler. Ermenilerin soyunu korumanın bedelini ödüyoruz!

İSİMLERDEKİ DEĞİŞİM BİLE ÇOK ŞEY ANLATIYOR

Ermeniler ile aramızda 1071 Malazgirt Savaşı‘yla ilişkiler kuruldu. Ermenileri Bizans zulmünden Türkler kurtardı. Melihşah, Ermeni kralı Kivrike’nin kızıyla evlendi.Tanzimat’tan sonra yapılan bir çalışmada Ermeniler arasında Melikşah, Gökçe,Kutluşah,Arslanşah, Emirşah, Eymür, Murat, Budak, Hüdaverdi, Tatar, Hızırşah, Orhan, Cihanşah, Atabek, Edip, Fethullah, Kiçibeğ, İsfendiyar gibi isimleri yaygın olarak kullandığı tespit edilmiştir. 19’uncu yüzyılın sonları geldiğinde Ermeni çocuklarına verilen isimler değişmişti:“Vrej” (Öcalan); “Azad” (Özgür);“Armenouhie” (Ermeni); “Vrejhouie” (hıncal); “Berdjouhie” (Muhteşem) Bu görüntü bile iki toplum arasındaki kopuşu anlatmaya yeter sanırız.

ALMANLAR MI SOYKIRIM YAPTI HİTLER Mİ?

Diyelim ki soykırım olmuştur; neden bize çifte standart uygulanıyor? Yahudi soykırımı hakkında Almanya soykırım yaptı denmez de Hitler(Naziler) yaptı denir. Stalin katliamları Rus katliamı olarak geçmez. De Gaulle, Mussolini ve Stalin için de şahısları anılır, Fransız, İtalyan toplumları ya da devletleri suçlanmaz. Ama 1915 olayları için neden Enver, Cemal yaptı demezler de Türkler yaptı derler!Bir milleti komple töhmet altında bırakırlar!..Bu art niyet ve çifte standart değil midir? Kaldı ki bu ülkede bir Kurtuluş Savaşı olmuştur ve yeniden bir devlet kurulmuştur. Yeni devlet yeni hukuk demektir. Önceki dönemin tarihsel mirası aktarılır. Fakat önceki devletin ekonomik ve hukuksal işlemleri yeni devlete aktarılamaz. Bu devlet bu açıdan bir milattır. Herkese bu ‘milat’ geçerli de bize niçin değil?

KARŞILIKLI KITALLER OLDU

Bir de Ermeni kıyımlarını hesaplayalım isterseniz. Sadece 1915 yılının ilk dört ayında Muş, Bitlis ve Pülümür civarında köy köy Müslümanları ahırlara kapatıyor, petrole bulayıp ateşledikleri mandaların hücumuna terk ediyorlardı. Halk panik halindeydi. Şehri terk ediyordu. 30.000 nüfuslu Muş 3000’e; 40.000 nüfuslu Bitlis’in nüfusu 4.000’e düşmüştü. Birkaç ay içinde 350 bin Müslüman katledilmişti. Müslüman halk bu nedenle infiale gelmiş, intikam hırsı içindeydi. Karşılıklı kıyımlar, kıtaller olmuştur. Buna asla soykırım denemez.

KISA ZAMANDA ANLAŞILDI Kİ TEHCİRİ YAPANLAR DOĞRU YAPMIŞ!

Gelin, şimdi de o tehcire gittikten sonra 1916 yılında geri dönenlerin bir yıl sonra, 1917-18 yıllarında yaptıklarını şahitlerinden öğrenelim. Bakalım tehcir haksız mıymış? Ermeni-Rus ordularından geri alınan Doğu Anadolu şehirlerimizin durumunu 15.Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir şöyle anlatıyor;  ‘’15 Şubat’ta Erzincan’ı aldık. Ermeniler pek az karşı koydular. Güzel yapılar ve kışlalar yakılmıştı. Bazılarının içini insanlarla doldurup yakmışlardı. İçi cesetlerle dolu kuyular çoktu. 21 Şubat’ta Bayburt’a geldik. Buradaki cenazeler insanın aklını oynatacak kadar çoktu. Bütün çocuklar süngülenmiş, yaşlılar ve kadınlar samanlıklara doldurulup yakılmış, gençler baltalarla parçalanmıştı. Çivilere asılmış ciğer ve kalpler görülüyordu.

“SAĞ KALAN KİMSE BULUNAMADI”

Müfrezem 22 Şubatta Mamahatun’u(Tercan’ı) işgâl etti. Burada sağ kalan kimse bulunamadı. Ermeniler bütün ahalisini öldürüp büyük çukura doldurmuşlardı. Her taraf yanıyordu. Aşkale ve Yeniköy’de ise aynı manzara vardı. Bunları görünce Erzurum’daki kardeşlerimizin imdadına koştuk. 11 ve 12 Mart’ta Ilıca ve Erzurum’u aldık. Erzurum’da öyle acıklı manzaralar gördük ki, insanı insanlıktan iğrendiriyordu. Halk gözyaşı ile şuraya buraya koşuyor, kimi babasını, oğlunu süngülenmiş veya yakılmış buluyordu. Birçok sokakta hiç hayat görülmüyordu. Yerlerde çocuk, kadın, yaşlı kanlar içinde yatıyordu. İstasyon sanki bir mezarlık gibi ölülerini dışarıya fırlatmıştı…’’ Güney Anadolu’da Fransız-Ermeni işbirliği     25 Kasım 1918 de Adana bölgesinde başlayan Fransız ve Ermeni işgâlini  ‘Milli Mücadele’de Develi’ adını taşıyan eserde Mehmet Özdemir, tanıklar ve belgelerle şöyle anlatmaktadır; .’’Fransızlar ikindi üzeri şehre girdiler. Kiliselerin çanları çalınıyordu. Ermeni evleri, dükkânları, çarşı, pazar itilâf devletleri ve Ermeni bayrakları ile donatıldı. Yer yer Türk bayrakları yırtıldı. Gece fener alayları tertip edildi. Taşkınlık son haddini buldu. ’Kahrolsun Türkler ‘ sesleri ve ağza alınmayacak küfürler ortalığı çınlatıyordu’’(s.42)

GÜNEYDE DURUM FARKLI DEĞİL!

Fransızlarla birlikte gelen Ermenilerin 70 bini Adana ile köylerinde, 12 bini Dörtyol’a, 8 bini Haçın’a(Saimbeyli) ve geri kalanı Osmaniye, Kadirli ve Kozan’a yerleştirilmişti. Ermeni terör ve zulmü Türkleri canından bezdirmişti. Çukurova Türkleri her şeylerini bırakıp Develi ve Kayseri’ye doğru kaçtılar.’’  Bu sırada Develi’nin durumu eserde şöyle anlatılıyor; ’’1.Dünya Savaşında tehcir edilmiş Ermeniler Develi’ye dönmüşler hâkim ve zalim tavırları ile intikam fırsatları gözlüyorlar ve her an Türk mahallelerinin hücuma uğrayacağı bekleniyordu. Kimse hayatından emin değildi. Sevr antlaşmasının Ermenilere verdiği hak ile Ermeniler vatanın hakiki sahibi kendilerini görüyor, Türkleri hakaretle aşağılıyorlardı. Fransızlar kendi haritalarında istilâ mıntıkalarını çizdikleri yerlere kadar hükümlerini yürütüyorlar, bu hükmün zabıta kuvveti de Ermeniler oluyordu. (Saimbeyli)Haçın’da toplu kuvvetle etrafa saldırıyor, Develi kenarından geçen Zamantı Suyu’nu hudut çizerek, iç taraflarda reva gördükleri gibi, dış tarafa da hücumlarını hazırlıyorlar, yeni yerlerin zaptına karar veriyorlardı.’’

TEHCİRDEN DÖNÜP KATLİAM YAPTILAR

Tehcirden iki üç yıl sonra yaşanan bu tablolar tehcirin ne kadar haklı ve gerekli olduğunu anlatmaya yetmiyor mu? Tehcir edilince yapamadıklarını dönünce ilk fırsatta yaptılar. Öncüleri olan 235 Taşnak militanı tutuklanıp kendileri de tehcir edilince yapamadıklarını dönünce yapıp, soykırım hayallerini gerçekleştirip amaçlarına ulaşmaya kalktılar.  Bu eylemleri, tehcir olmasa idi 1915 yılında aynı şeyin olacağının da kanıtıdır. Bu gerçekler de aslında Tehcirin güvenlik amacıyla, Ermenilerinin soyunu korumak için alındığını kanıtlamıyor mu?

1915 OLAYLARI SOYKIRIM TANIMINA UYMUYOR

Ayrıca Soykırım, 1948 yılında BM tarafından yapılan tanımla niteliği belirlenmiş bir olgudur. Bir soykırım tanımı vardır. Yapılan Soykırım tanımına 1915 olayları ve tehcir uymamaktadır. Ancak Avrupa Mahkemeleri, uysa bile 1948’de alınan kararın 1915 için geriye yürütülemeyeceğini karara bağlamıştır. Böyleyken ne soykırım kararıdır bu AB ülkelerinin aldığı, hayreti muciptir. Akla ziyandır. Fakat Batı bu konuda bilimsellikten, akılcılıktan başka siyasal ve dini nedenlerle tavır almaktadır. Hatta kendi mensuplarına bile bu hakkı vermemektedir.

BÖYLE ADALETE SAÇINIZI BAŞINIZI YOLARSINIZ

Ortadoğu ve İslam tarihi konusunda yaşayan en önemli  Oryantalist tarihçi bugün 99 yaşındaki Bernard Lewis 1993 yılında Fransız Le Monde gazetesine “Türkler, Ermeni soykırımı yapmamıştır” demişti. Aleyhine “Özgürlük Devrimi”nin mihrabı(!) Fransa’da ikisi ceza, ikisi de kamu davası olmak üzere dört dava açıldı! Mahkeme, üç suçlamayı düşürdü. Ancak Lewis hakkındaki kamu davasını kabul etti. Gerekçe de şuydu: “Bilim adamının, ifade özgürlüğünü kullanırken tanıkları veya toplumda oluşmuş kanaatleri nazarı itibara alma zorunluluğu vardır!” Saçınızı başınızı yolarsınız böyle hukuka!

BERNARD LEWİS’İN DERSİ

İngiliz Tarihçi Lewis kararı sonradan şöyle yorumladı: “Bütün bir ulusu soykırım yapmakla suçlayarak ya da Ermeni gerillalar tarafından Türk, Kürt ve diğer Müslüman köylülerin katledilmesini inkar ederek veya onaylayarak, Türklerin duygularını incitmeyle ilgili bir sınırlama yoktu.” Fransa’da yayınlanan Quid Ansiklopedisi, “soykırım” konusunda Türk tarafının görüşünü de yazdığı için mahkum oldu! Doğu Perinçek’in haklı olduğu fikir özgürlüğü davası halen sürüyor. Fransa’da verdiğim konferanslarda Türk Büyükleçiliği’nin “Ermeni Soykırımı yoktur”  dememem, konuyu teğet geçmem için özel personel göndermesi de yürütülen baskıyı göstermeye, bizdeki direnç düşüklüğünü de anlatmaya yeter bir deneyimdi!

PROF SHAW’IN KADERİ

ABD üniversitelerindeki 69 tarihçi bir bildiri yayınladı:“Türkler soykırım yapmamıştır” dediler. Tarihçi bilim insanları baskılar altında bunaldılar. Prof. Dr. StandfordShaw‘ı ailesiyle Türkiye’ye göç etmek zorunda bıraktılar. Türkiye bu yürekli insana da sahip çıkamadı. Ermeni tarihçi Marashlıyan’a Ankara’daki uluslararası “Türk Tarihi” konferansına katılması üzerine yapmadıklarını bırakmadılar. Marashlıyan çareyi “Soykırım” kitabı yazmakta buldu!..

DÖRT T PLANI

Bu baskıları ve süreci yöneten Ermeni Dasporası planlı bir çalışma yürütmektedir. Planını da 4T Planı diye özetler: Tanıtma(Türk diplomatlarını, eşlerini, çocuklarını öldürerek dünya kamuoyuna tanıttılar) Tanınma(Türkiye’nin “soykırımı” resmen kabul etmesini sağlayıncaya kadar Dünya ülkelerinin tanıması için lobicilik yapmak ki TBMM’ye Soykırımı kabul eden siyasetçi sokma çabaları stratejik önemdedir ve Selahattin Demirtaş’ın“soykırımı” tanıması bu nedenle önemlidir. HDP barajı aşarsa 70 kişiyi bulan bir soykırımcı lobi artık Türkiye’yi zor günlere sürükleyecektir. Okuyucu Ermenistan tasarımı yapan güçlerin PKK tasarımının da hedefleri için Ermenileri neden kullandığını şimdi daha iyi yorumlayacaktır.)Tazminat(“Soykırıma” uğramış Ermeni mirasçılarına para ödenmesidir. Tazminat olarak, 104 milyar 544 milyon 260 bin 400 dolar istiyorlar!)Toprak(İşgal altındaki topraklarının iadesi)

HAY-DAT İLE HAYASTAN’A

Tiflis üzerinden Ermenistan topraklarında seyahat ederek Erivan’a kadar gittiğim ve daha senesi dolmayan seyahatimde; “Ermanian” ifademi Ermenilerin uyararak değiştirmek istemelerine şahit oldum. “Hayastan” dememi istiyorlardı! Kendi dillerinde Hayastan sınırları daha büyük bir vatan!..Megali İdea gibi bir idealleri var “Hay-Dat”!..Yüce gayeleri…

OSMANLI ÖZLEMİ

Fakat önemli gördüğüm bir noktayı vurgulamak isterim: Ermeniler için ‘Hrıstiyan Türkler’ denmesini onaylatan bir benzerlik gözlemledim iki toplumda. Melemen yapıyor, kısır yiyor, ayran içiyor, Antep lahmacun, Urfa ciğer, Adana kebap yapıyorlar. Başka bulgur yiyen bir toplum görmedim.Halkın çoğu Türkçe biliyor. Maraş mahallesi, Ağrı Dağı’nı seyreden bir tepede kurulmuş. Tuvaletleri alaturka olan başka ülke görmedim. Aradan bölücü siyaseti kaldırsanız iki topluma ‘kardeş’ dersiniz! Ticaret Odaları Birliği Başkanlarına “Yeniden Osmanlı’yı kurunca sizi de dahil edeceğiz” dediğimde hem Osmanlı’ya karşı özlem ve saygılarını, hem de ideallerinden kopmama kararlılığını birlikte gösteren bir tepki almıştım. Asıl aramızdaki sıcak meselenin Karabağ konusu olduğu çok net. Gerisi, büyük devletlerin siyasetinden ibaret. Yoksa, Ermenistan’ın Türkiye ilk ve en kuvvetli bağ kuracağı devlettir. Bu meseleler de o kadar uzamaz.Türkiye yol haritasını çıkartmış bir ülke olsun yeter ki! 

ÖZÜR DİLEMESİ GEREKEN ZATEN DİLEDİ

Şimdi tanıma ve tanıtmayı başaran Diaspora Türkiye’den özür bekliyor. Kaldı ki bir özür dileyecek aranıyorsa bu özür dilendi. Özrü dileyen de Ermenistan’ın ilk Başbakanı ve Taşnaksutyun Lideri OvannesKaçaznuni idi. Kaçaznuni 1923 yılında Taşnak Parti Kongresinde şöyle diyordu: “Türkler mazlumdu, biz aldatıldık, boş sözlerle hayallere kapıldık. Aklımız dumanlanmıştı… Fakat Türkler ne yapacaklarını biliyorlardı. Ve bugün pişmanlık duymalarını gerektirecek bir husus bulunmamaktadır.” Olaylar taptaze iken özür dileyen Ermenistan Lideriydi. Tarih, üzerinden 88 yıl geçince mi değişiyor? Bu özür komedisi nedir böyle?Tehcir bir soy koruma kanunudur!

BÜTÜNÜ GÖRMEK İSTEMİYOR MUYUZ?

Birinci Dünya Savaşı yıllarında sadece Ermenilerin zorunlu göçünü görüp, Türklerin göçmenlerini görmemek ne kadar doğrudur? Tarihe bütünsel bakılmalıdır, tek yanlı değil. 2.5 milyon Batı Türkü, 1 milyon Kafkas halkı ve Kırım Türkü için özür dileyecek bir tek Bulgar, bir tane Roman, Sırp, numunelik Yunan, Rus, vitrinlik bir İngiliz, Fransız bulamıyoruz. Fakat Ermenilerden özür dilemeye hazır, can atan bu kadar Türkiyeli nasıl bulunuyor, anlamıyoruz! Bu kadar katledilen ve sürgün edilen Osmanlı Müslüman halklarını görmeyenler gerçekten ‘özür’lü olmalıdır! Kaçaznuni’nin dilinden ‘özür’ çok şeyi anlatmaya yeter sanırız. Birinci Dünya Savaşı öncesinden başlayarak bir kısım Ermeni çeteler Doğu ve Güney Anadolu’da; aynı amaca hizmet eden diğer Ermeni çeteleri ise Güney Azerbaycan’ın Salmas, Sulduz vb. bölgelerinde ve Kuzey Azerbaycan’ın Nahçıvan, Guba, Gence,Hocalı, Derbent,Bakû vb. şehirlerinde toplu katliamlar gerçekleştirdiler. Bunları niçin kimse konuşamıyor?

MAĞDUR OLMAK İÇİN NE OLMAK LAZIM?

Dünyada siz hiç mağdur Türk, mağdur Müslüman duydunuz mu? Mağdur olmak için ille Hıristiyan mı, Ermeni, Rum mu olmak gerekiyor? Sadece Birinci Dünya Savaşı’nda bir milyondan fazla göçmen aldı Anadolu. Osmanlı’nın çöküş yıllarında 4 milyonu bulan bir rakam… Onlar için bir özür dileyecek var mı acaba? Halen Anadolu göçmen almaya devam ediyor: Boşnak, Bulgar, Uygur, Güzey Azerbaycanlı, Iraklı, Suriyeli… Son otuz yılda Türkiye’ye sığınan nüfus 5 milyonu bulmuştur. Bunlar Turistik seyahat için mi geldi, bir trajedi nedeniyle mi? 1915 için ağlayanlar, 1915 Ermenileri kadar Kürtlerine, Türklerine de ağlasınlar ve gerçekten samimi iseler; çağlarında yaşanan Türkiye’nin himaye ettiği kardeşlerimize yaşatılan trajedilerin hesabını sorsunlar!

TEMEL TEZİMİZ DEĞİŞMELİDİR

Görüldüğü gibi Türkiye’nin eli çok güçlüdür. Ancak bu eli doğru oynamayan en haklı olduğu davalarda bile kaybediyorlar. Sürekli “karşılıklı kıtal, karşılıklı acı, iki toplumun acısı…”  diyoruz. Tezimiz bundan ibaret. Tarihsel olaylar bunu doğrular. Fakat adamlar “soykırım yaptın!” diye gözümüze parmağını sokuyor, biz “Ama sen de bizi öldürdün!” mahcubiyetiyle alttan alıyoruz. Başta bu ‘temel tez’ değişmelidir. Türkiye’nin temel tezi makale boyunca işlediğimiz gibi “Tehcir bir soy koruma kanunudur” şeklinde olmalıdır. Bu, insanlığa hitap eden, İslam’ı tam ifade eden, Osmanlı’yı doğru tanıtan, tarihi gerçekleri özetleyen ve Ermenileri de sahiplenen, özgüvenli ve onurumuza sahip çıkan bir tutum olacaktır!

ERMENİ MESELESİNİ 1915’E HAPSETMEK DÜŞMAN TUZAĞIDIR

Konuya yıllar boyu emek vermiş bir düşünce insanı olarak; 1915’e hapsolmak yerine anlattığımız gibi 1918’i de anlatmak çok şeyi düzeltecektir. Ama nasıl? Araştırmalarla, tezlerle, kongrelerle. Romanlarla, filmlerle, çizgi roman ve çizgi filmlerle, yabancı ve yerli STK’larla, yeryüzündeki Ermenilere ulaşmayı ana hedef yaparak!

KENDİ DİASPORAMIZI KURMADAN OLMAZ

Diasporamızı kurmak da öncelikli hedefimiz olmalıdır. Ermenilerle yapılacak ticaret geliştirme projesinin gelirlerinin artıları ile bile bu Diasporayı kurabiliriz. Çağımız dışarıdan müdahale ile değişim devri değil artık. İçeriden dinamiklerle zorlayıp dışarıdan müdahale ile olgunlaşmış meyveyi alıyorsunuz artık. Öyleyse Diasporamız içeriden çalışacak, Türkiye finalin keyfini sürecek. Yeryüzünde kendi güçlerimizi oluşturmalı, potansiyelimize sahip çıkmalı ve amaçlarımız için harekete geçirmeliyiz. Ancak Ermenileri İngiliz-Rus elinde karşımızda maşa olarak bırakmayıp kazanmayı hesaplayan bir yol haritası, sadece Türkiye için değil Kürtlerin ve Azerbaycan’ın güvenliği için de lazımdır. Ve bu Ermenistan’ı silme düşüncesinden daha mümkündür.27.04.2015

Posted by
Categories: Haberler, Makaleler

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumlayan siz olun!
Yorum Yap