SARIKAMIŞ… YA SONRASI?

Pazar, Ocak 4th, 2015 @ 7:19PM

SARIKAMIŞ… YA SONRASI?

Osman ARSLAN

Sarıkamış’ta 4 Ocak 2015 Günü geleneksel ‘Beyaz Yürüyüş’ yapıldı. O bembeyaz şahadet yolundan yürümek bana da nasip oldu. Mehmetçiğin dramını hatırlamak anlamlı. Fakat bu olayın nasıl cereyan ettiği kadar neden olduğu ve sonrasında neler yaşanmasına sebep olduğu da önemli değil mi? Tarihin bir kısmını hatırlamak işimize mi gelmiyor? Bu yazıda, devrin dile gelmeyen trajedisini de sergilemeye çalışacağız. Belgelere dayalı yazdıklarımız arasında ürpertici, sarsıcı sahneler olabilir. Bunların hiçbir kışkırtıcılığı ve düşmanlığı beslemeyi düşünmeksizin yapılan aktarımlar olduğunu belirtmek isterim.
Birinci Dünya Savaşı denen felaket Osmanlı ülkesinde geziniyordu. Balkanlar, Adalar, Mora, Kafkaslar, Filistin, Suriye, Trablusgarp yangın yeriydi. Nihayet Çanakkale’de tarihe yön verecek cephe de açılmıştı. Osmanlı ‘Hasta Adam’ olup ölüm döşeğine düşmüştü. Ruslar için milli hedefleri olan sıcak denizlere inmek için beklenen fırsat doğmuştu. İngilizler de Rusların açacağı Doğu Cephesi ile cephelerinde rahatlamış olacaklardı.

ERMENİ ÇETELERE GÜN DOĞDU
Kasım 1914’te Rusya, Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etti. Rus Orduları Başkomutanlığı’na General Yudenich atandı. Yudenich, karargahında Rus Generalleri; Abasiyef, Ogenovski ve Antranik’le harekat planını hazırlamıştı; Bu komutanlardan ikisi; Antranik ve Ogenovski Ermeni asıllı idi. Büyük Ermenistan için otuz yıldır faaliyet yürüten iki Ermeni lideriydi onlar. Özellikle Antranik Paşa efsaneydi. Ruslar da Antranik Paşa’ya Büyük Ermenistan vaadinde bulunmuşlardı.
Osmanlı’nın ise Doğu’ya ulaşabilecek yolu bile yoktu. İngilizler Çanakkale ve Filistin’de Osmanlı’ya göz açtırmayacak, buna Ermenilerin içerden vereceği destek de eklenince bu sefer Rusların işi kolay olacaktı!

ERMENİSTAN HAYALİ VE ANTRANİK PAŞA
4.Rus Kafkas Kolordusu’na Anadolu topraklarına ilerleme emri verildi. Kafkasları aşmak Ruslara ait olacak, Ruslara altın tepside sunmak içerden isyanla çökertip Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yu teslim almak Ermeni çetelere düşecekti.
İlk hedef Kafkasya’yı aşmaktı. Sonra Nahçıvan, Iğdır ve Van alınacaktı ancak ilk stratejik hedef Muş-Bitlis hattıydı. Buralar ele geçerse ancak asıl amaçları olan Diyarbakır ve Bağdat’ın yolu açılmış olacaktı. Rus General Abasiyef bizzat Van gölünün Batısına inen birliklerin başında olacaktı! (1) Muş ve Bitlis’i elde tutabilmek için Elazığ, Bingöl ve Ağrı da sağlama alınacaktı. Bitlis Boğazı ve Kulp Boğazı güneye açılan iki kapıydı. Buraları tutan kim olursa güneye de o hakim olacaktı.

“YENİLGİYİ DÜŞÜNEN KOMUTAN OLAMAZ”!..
Osmanlı Hükümeti de gelişmelere karşı hareketlilik içindeydi. Enver Paşa İstanbul Boğazı’ndan emir veriyordu: “Dağları, baharı beklemeden kış vakti aşalım. Düşmanı gafil yakalayalım. Onların dağları aşıp gelmelerini, baharı beklemeyelim! Kuşatıcı bir hareketle düşmanı imha edelim!” diyordu.
Fakat Doğu Ordumuzun Komuta kademelerinde tereddüt hali vardı. Başkomutan Vekili Enver Bey ağır hareket eden komuta kademelerine öfkelenerek 14 Aralık 1914’te Köprüköy’e geldi. III. Ordu Komutanı Hasan İzzet Paşa’yı huzuruna çağırdı. “Emrine neden itaat edilmediğini” sordu. Hasan İzzet Paşa, Harekât için baharı beklemek gerektiğini, tabiat şartlarının ağır olduğunu anlattı: “Ordunun kara kışa dayanacak giysisi de, gıdası da, mecali de yoktur! Ruslardan önce tabiata yenilebiliriz!” dedi.
Enver Paşa’nın buna tepkisi sert oldu: ”Yenilgiyi düşünen adam komutan olamaz!” dedi ve Hasan İzzet Paşa’yı 3. Ordu komutanlığı görevinden aldı. Hasan İzzet Paşa ve diğer askeri erkân bu kör gurur karşısında söyleyecek söz bulamamıştı. Komutanların hepsinin olumsuz düşündüğünü görünce 3. Ordu Komutanlığını Enver Paşa bizzat kendisi üstlendi. Ve derhal emirler yağdırmaya başladı: “Türk Ordusu, 11’nci Kolordu ile düşmanın cepheden tespitini, 9’ncu ve 10’ncu Kolordular ile kuzey kanadından kuşatılmasını sağlayacaktır. Cephenin 30-35 km. gerisinde bulunan Sarıkamış’ın ele geçirilmesiyle büyük düşman kuvvetlerini imha edeceğiz!” Planı buydu.

DAĞLARDA GELEN BEYAZ ÖLÜM
22 Aralık 1914 tarihinde 3. Orduyu harekete geçirdi. Savaş ancak 15 Ocak 1915 tarihine kadar sürebildi. Kafkaslarda bir metre kar vardı. -20 derece soğuk altındaydı Mehmetçik. Kışlık Askeri malzeme getiren gemi Karadeniz’de Ruslar tarafından batırılmasına rağmen Enver Paşa Mehmetçiği yazlık elbise ve yetersiz mühimmat ile Soğanlı ve Allahüekber Dağları’na sürmekte tereddüt etmedi. 3000 metreyi bulan zirvelerde tek bir mermi dahi atamadan, soğuktan donarak 60 bin millet evladı şehit düştü. Kuşatma kanadındaki iki kolordudan ancak 300 kişilik bir kuvvet, Sarıkamış’a ulaşabildi. Onlar da Ruslar tarafından geri püskürtüldü. Böylece 3. Ordu tamamen elden çıktı. Doğu Anadolu’nun kapıları da Ruslara açılmış oldu.(2)
İş, Rusların sandığından da kolay olmuştu. Karlar eridikten sonra, Kars’a doğru dağlardan aşarken Rus Generaller dahi, parmağı tetikte donmuş asker taburları karşısında gözyaşlarını ve saygılarını engelleyememişlerdi. Büyülenmişlerdi. Bu ölümüne itaat, nasıl bir kuvvetti?!.. 60 bin şehit Mehmetçik… Çoğu Doğu Anadolu’dan gelmiş körpe yiğitler… Van’ın, Muş’un, Bitlis’in, Diyarbakır’ın, Elazığ’ın, Erzurum’un, Erzincan’ın civanları…
Onlar ki, Moskof’a karşı seferberlik ilan edilince Osmanlı ordusuna gönüllü yazılan şehadet arzusuyla yanan neferlerdi. O derecede ki, Bitlis’te eli silah tutan herkes, Mahallebaşı’ndaki Askerlik Şubesi’nin önünde toplanmıştı. Askere alınmayanlar ağlıyor dövünüyordu. Şimdi ise Sarıkamış’tan gelen kara haberleri ağlatıyor, dövündürüyordu.

SARIKAMIŞ’IN BEDELİ 60 BİN ŞEHİTTEN İBARET DEĞİL!
Fakat Rusya bir kez Kafkasları aşmıştı. Daha onları beklemeden Ermeni çeteleri harekete geçmiş, iyice gemi azıya almışlardı. Rusların yerini hazırlıyorlardı. Rus kuvvetlerinin geleceği haberi Van’da panik doğurmuştu. Köyleri, kasabaları, şehir merkezini Müslüman halk terk etmeye başlamıştı. Fakat Zeve’li Süleyman Çavuş, Ermenilerle iyi ilişkiler içindeydi. Halkın önüne geçti: “Korkmayın. Ben Ermenilerle gardaş oldum. Kimseye dokunmayacaklar!” diyordu. Bir grup halk bu söz üstüne Zeve’de kalmışlardı. Sabaha karşıydı. Ermeniler köye girdikleri gibi bütün evlere petrol dökmeye başladılar. Bir anda bütün köy alevler içinde kalmıştı. 500 kadar hane cayır cayır yandı. Köylüler korku içindeydi. Ermeni çetecilerden biri hamile bir kadını sürüyordu. Yerde yatan kadının karnına bıçağı sapladığı gibi karnını yardı. İçinden çocuğu çıkarttı, süngüye taktı ve yanmakta olan evin ateşine uzatarak taze, kanlı cenini kızartmaya başladı. Soğukkanlıydı. Bağırıyordu: “Sizin soyunuzu kurutacağız. Adınız hatırlanmayacak! Hepiniz yok olacaksınız!”

MÜSLÜMANLAR, BİLHASSA KÜRTLER NELER ÇEKTİ!
Her an bir başka facia sahneleniyordu. Bir başka Ermeni, elinde satırla, kolunda altını olan kadınlara yöneliyor; kollarını kesip altınlarını alıyordu. “Senin altının boynundaymııış!..” Deyip, satırı bu sefer kadının boynuna vuruyordu. Kaçabilen köylüler hiçbir yer bulamamış Hacı Hamza Türbesine sığınmışlardı. Fakat orada da hayat hakları yoktu. Van, mezalimlerin en çirkiniyle yüz yüzeydi.(3)
Ermeniler her geçtiği köyü adeta haritadan siliyordu. Katliamlarına akıl almaz vahşet tablolarını bir sanatmışçasına ekliyorlardı. Çarıksır Köyü’nde bir çocuğu kızartıp süngüyle bir ağaca saplamışlardı. Aherik ve Avzerik köylerinde dört erkek tenasül aletleri kesilip ağızlarına sokulmuş halde öldürüldüler. Esir köylülerin gözü önünde Kavlık köyünden iki kız çocuğunu kirletip öldürmüşlerdi. Ali Dede, 70 yaşının üstündeydi. Kaybedecek nesi kalmıştı? Torununa yapılan bu insanlık dışı muamele onu çıldırtmıştı. Âvâzı çıktığı kadar bağırıyordu: Dipçikle sadece alt çenesine vurup az sonra parça parça olmuş alt çenesinin kemiklerini ağzına doldurdular.

KANLARIN DONDUĞU ANLAR
Ahtoci köyünden Zeliha gelin… tandırı yakmış ekmek yapıyordu. Kocası Kemo’yu önce yaralayıp etkisiz hale getirdi Ermeni çeteler, sonra Zeliha’nın feryatları arasında altı aylık bebeğini tandırda pişirdiler. Zeliha’ya çocuğunun etini yedirmek için işkenceler yaptılar. Zeliha direniyordu. Bu iğrenç teklifi reddediyor, çırpınıyordu. Baş edemediler genç anneyle. Bacağının birisini tandırda iyice pişirdiler. Genç anne neye çığlık atıyordu? Bacağı için mi, yavrusu için mi? Zeliha, bundan sonra ağıdını yaktığı yavrusunun ardından sık sık attığı feryatlarla, uzun yıllar yaşamaya devam etti… Bu elim olay üzerine aklını yitirdiği söylenir.
İşte Soğanlı ve Allahüekber Dağları’nda bir orduyu kaybetmenin bedeli, böylesine ağır ödeniyordu.

“ALLAH’INIZ KURTARACAK MI SİZİ?”
Ahtoci’nin bütün çocukları toplanmıştı Ermeni komitacılar tarafından. Köyün tezekleri meydana yığılıp tüm çocuklar içine atılmıştı. Ve tezekler ateşe verildi. Bütün bir köyün çocukları diri diri yakıldı. Taş kalpleri eriten bu sahnelere hangi yürek dayanabilirdi?(4)
Molla Kasım Köyündeydi Ermeni Çeteciler… Köyün din büyüğü Şeyh Selim Efendi’yi çağırdılar: İki bıçak darbesiyle iki gözünü birden oydular Şeyh Selim Efendi’nin. Müslüman kadınları esir almış iki sıra halinde dizmiş koro halinde marş gibi bir nakarat söylüyorlardı Ermeniler: “Cevdet paşa et temaşa/ Gelinlerin oldu matuşka(fahişe)” Bu davranışa hiddetlenmişti Müslim Amca. Daha ağzından iki küfür savuramadan vurdular. Cansız cesedinin başına toplandılar. Dağıldıklarında; Müslüm Amca’nın cesedi secde durumuna getirilmişti. Secde şeklinde duran ölüsüne hakaret edip haykırıyorlardı: “Allah’ına iyi yalvar, iyi yalvar. Sizi elimizden kurtaracak mı bakalım!”(5)
Sarıkamış’ta şehit düşen Mehmetçik, yattığı yerde bir daha ölüyor olsa gerekti! Bunlar olmasın diye asker olmuştu o canlar!… Enver Paşa’nın dehasının(!) acı bedeliydi bun lar…

“MÜSLÜMANLARI YOK ETMELİSİN!”
Ermeniler az da olsa esir alıyorlardı. Bunları Ruslara teslim edeceklerdi. Böylece göz doldurmayı umuyorlardı. Bu esirlerden ikisi de Muşlu Mehmet Resul ile Harputlu Hüseyin’di. Yanlarında Vanlı Şemsettin ve Ercişli Nurullah da vardı. Mehmet Resul eşkıyalardan bir kısmını tanıyordu. Bunlardan birisi Muş Ermenilerinden ve Çıkar mahallesinden Keşiş oğlu Aram’dı. İkincisi yine Muş’un Yaş mahallesinden Bağdasar Körük oğlu Alkesam, Diğeri ise aynı mahalleden Avukat Herant Efendi oğlu Herant idi. (7)
Rus Albayı Griasnoff, genç bir Ermeni kızından hoşlanıyordu. Elena, sürekli ısrar ediyordu: “Müslümanları yok etmelisin!” Rus Albay bir gün bu genç kıza bir ders vermek istedi. Bir camii avlusuna götürerek Ermenilerin yaptığı mezalimi gösterdi. Gözleri oyulan, kolları bacakları, burunlaru kesilen Müslümanlar… Cami avlusunda canilik… Yapılanlar karşısında üzüleceğini beklediği Ermeni kızı nın büyük bir zevkle kahkaha attığını görünce, Albay şok olmuştu! “Ne de güzel yapmışlar! Ellerine sağlık!” Rus Albay gördüğü canilikten beter bir etki almıştı. Bu ne acımasızlıktı?
60 bin askerin dağlarda beyaz ölümü yüz binlerin kara günlerini getirmişti…

OSMANLI, ERMENİ ÇETECİLERE YARANAMADI!
Muş’ta bir Kürt Ağası Mutasarrıfın huzuruna çıkmıştır: “Mutasarrıf Bey, Ermeniler Müslümanlara ait evleri basıp soyarken, ırzımıza geçerken, siz hükümet olarak Ermenilere iaşe parası veriyorsunuz. Parası olmayan Ermenilere göç için harcırah veriyorsunuz. Arazi isteyene mülk veriyorsunuz. Gece başını sarıp eşkıya oluyor, gündüz serpuş açıp ağa oluyor bunlar.”
Mutasarrıf hırsla arkasını döndü: “Abdil Ağa; küfr ile olur ama zulm ile olmaz. Biz adil olacağız. Biz suçu sabit olmadıkça kimseye kıyamayız. Biz, bir ermeni suç işliyor diye tüm Ermenilerin hakkını gasp edemeyiz. Hem bizim Müslümanlar da misilleme yapıyor yer yer.” Abdil Ağa, tepki göstermişti: “Bu Ermenilerin bize ne yaptığını gördünüz. Tehcir ettiniz, onların canını korudunuz. İskan ettiniz onların malını korudunuz. Fakat biz devleti koruduk, vatanı koruduk, namusu koruduk. Siz Ermenileri korudunuz. Bunu da söyle! Ermenilere aksatmadan para veriyoruz. Fakat bak Müslüman memurlarımıza altı ay oldu maaş bile veremedi koca devlet! Bir size mi bu zahmet?”

KATLİAM BU DEĞİLSE NEDİR?
Ermeniler önlerinde bir engel görmüyor, gittikçe daha da cüretkar katliamlar yapıyorlardı. Muş, Bitlis ve Pülümür civarında köy köy Müslümanları ahırlara kapatıyor, petrole bulayıp ateşledikleri mandaların hücumuna terk ediyorlardı. Halk panik halindeydi. Şehri terk ediyordu. 30.000 nüfuslu Muş 3000’e; 40.000 nüfuslu Bitlis’in nüfusu 4.000’e düşmüştü.(8)
1915 Nisanının sonlarında Rus Ordusu, Türk savunma mevziini iki yanından kuşatarak çökertmek ve Erzurum’u ele geçirmek amacıyla taarruza geçti. Önünü boş gören Rus Orduları ve ona destek veren Ermeni İntikam Taburları hızla ilerlediler. Önce Tortum düştü. Sonra Malazgirt elden gitti. Erzurum’a doğru hızla ilerliyordu Rus orduları. Hedef Muş’tu, Bitlis’ti, Diyarbakır’dı. Bir yandan, toparlanmaya çalışan Osmanlı kuvvetleri Van’da toplanan Ermeni çeteler tarafından sırtından vuruluyor; bozgun bozgunu izliyordu.

HAMİDİYE ALAYLARI KIRILDI!
Diğer yandan; Haziran 1915’te Erciş Ruslar’ın eline geçince, Bitlis’ten Erciş’i kurtarmak için Hacı Temur Paşa’nın oğlu Albay Tabir Ağa, Binbaşı Osman Ağa ve Yüzbaşı Sait Ağa’nın komutasındaki Hamidiye Alayları(Resmi Yerel Kürt Aşiret Askeri Birlikleri) harekete geçmişti. Fakat Adilcevaz yakınlarında Sarısu’daki Oğuz köyüne geldiklerinde bir sürprizle karşılaştılar. Ermeniler tarafından pusuya düşürülmüşlerdi. Önce silahları alındı, sonra hepsi kurşuna dizildi.(9)
Antranik Paşa dediğini yapmıştı: Hamidiye Alaylarının bölgede beli kırılmıştı. Doğu’yu işgal ettiler. Enver Paşa kendi yanlışı yüzünden yaşanan bu felaketleri telafi edecek bir tedbir arıyordu. Ancak Rus-Ermeni katliamlarını durdurmak için Diyarbakır’daki 3. Ordu komutanlığını kabul edecek komutanlar arasında kimseyi bulamıyordu. Mağlubiyetin kesin olduğunu düşünen komutanlar Diyarbakır’a gitmeyi kabul etmiyordu. Fakat araları pek hoş olmadığı halde, ağzının ucuyla teklif ettiği Mustafa Kemal görevi tereddüt etmeden kabul etti.

MUSTAFA KEMAL DİYARBAKIR’DA
Mustafa Kemal Diyarbakır’a kadar at sırtında geldi. Bölgeyi gezdi. Şeyhler ve Ağalarla görüştü. Kürt Hamidiye Alaylarına asker topladı, nizam verdi. Disiplin sağladı ve Diyarbakır’a doğru ilerleyen Rus-Ermeni ordusunun karşısına Bitlis Harput arasında belirlediği bir noktada çıktı. Çok çetin, son derece zorlu bir savaş oldu. O derecede ki yaveri vuruldu ve kendisi de Ordu komutanı olarak süngüsünü takıp göğüs göğse mücadeleye girdi. Yaralandı. Bitlis’ten görüştüğü Mutkili Şeyh Musa ve Said-i Kürdi’nin de verdiği destekle Mustafa Kemal, komutasındaki 3. orduyla Rus Ordusunu püskürttü. Rus ordularının gerilemesi böylece başladı, Bitlis’le birlikte Elazığ ve Diyarbakır da kurtulmuş oldu. Bu meydan Muharebesi adeta Doğu’nun Çanakkale Savaşı oldu.(10)

DERSLER, İBRETLER, NASİHATLER
Bu tarihi özetlerken, olayların ışığında bugüne dair yapılacak o kadar çok yorum geliyor ki dilimize!.. Fakat yazıyı daha fazla uzatmamak gerekiyor. İstişareden kopmuş, hırsla meydan okuyan maceracı Devlet Başkanı Enver’in samimi olmasının milleti felakete sürükleyişini görmek lazımdır. Ve bugün etrafımızda bela davetleri doluyken maceraya sürüklenmeyen sağduyulu duruşu muhafaza lazımdır.
Ermenileri, Müslümanlarla yekvücut iken ayıran ‘dağdaki Ermeniler’den günümüz dağdaki Kürt ayrılıkçılarına dair alınacak mesajlar vardır. Dağdaki Ermeniler meskun Ermeni halkı temsil ettiği gün ‘birlikte yaşama’ imkanı ortadan kalktı. Çözüm sürecine dair Ermeni Vak’ası örneğinden kırmızı çizginin ne olması gerektiğini anlatmaya bu yeter sanırız. Dahası, Ermenilere verilen tavizler ve önceliklerin, özel yasa ve düzenlemelerin olup biteceklere mani olmadığını gösteren Abdil Ağa’nın mesajları bugüne yönelik anlamlar yüklüdür.
Tek tek Müslüman Kürt köylerinde yaşanan katliamları, Ermeni işbirliği ile hareket eden Kürt terör hareketine anlatacağı bir şeyler olmalıdır. Erivan’da sohbet etme fırsatını bulduğumuz Ermeniler, dedelerinin Osmanlı’dan ayrılmak diye bir şeyi asla hayal bile edemediklerini fakat kendilerinin bugün ayrı bir devlette olduklarını söylüyorlardı. Gerçekten Kürtler ve Türkler de birbirlerinden ayrılmayı düşünemeyecek iki toplumken bugün nelerin burnumuzun dibine geldiğini hepimiz görüyoruz.
Ve o topraklara yeniden Kürtleri iskan ederek sahiplerine kazandıran iradenin ve kudretin ‘kim olduğu’nu hatırlamakta bugün için yararlar vardır. Bu dostluğun bozulmasının her iki topluma zararı olacaktır.
Sürekli kanı ve canı üzerinde terör estirilen mütedeyyin Kürt halkının üzerinde ne kötü bir oyun oynandığının tarihin ışığında görülmesi için ibretler vardır. Ermeni toplumunun ayrılıkçılığa kapılması yaklaşık yüz yılda oldu. Kürt ayrılıkçı hareketinin de neredeyse yüzüncü yılını yenilerde aşıyoruz.
Gerçi Mustafa Kemal’in cumhuriyet dönemi Kürt siyaseti tartışılacak nitelikte ise de Kurtuluş Savaşı’nda Kürtlerden aldığı güven ve desteğin sebebini anlamak için Kazım Karabekir’in rolü yanında Doğu’nun Çanakkale Zaferi’nin de komutanı olduğunu hatırlamakta fayda vardır.
Sarıkamış Dramı bir şahadet kahramanlığıdır. Fakat sebepleri ve sonuçları da milletçe yürüdüğümüz yolda mesajlarla doludur. Bunu ihmal etmeden idrak etmek dileğiyle, şehitlerimizi bir kez daha minnetle anıyoruz.

1. Milli Mücadele’de Bitlis; M. Törehan Serdar
ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 35, Cilt: XII, Temmuz 1996
2. Taşnak Partisi’nin yapacağı Bir Şey Yok, Ovannes Kuçuznani, Kaynak Yy. 19. Basım, s.11.
3. Bitlis’in Kurtuluşu ve Mustafa Kemal Paşa, Emekli Tuğgeneral Fahri Çeliker ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 8, Cilt: III, Mart 1987
4. SSCB Ekim Devrimi Merkez Devlet Arşivi’nden naklen; Taşnak Partisi’nin yapacağı Bir Şey Yok, Ovannes Kuçuznani, Kaynak Yy. 19. Basım, s.18
5. Tarihte Ermeni Mezalimi ve Ermeniler, Mehmet Hocaoğlu, İstanbul 1976; s. 735-736. Kıymet Başıbüyük, Zeveli annesi Hediye Hanımdan naklen hatıra aktarıyor.
6. Tarihte Ermeni Mezalimi ve Ermeniler, Mehmet Hocaoğlu, İstanbul 1976;s.720-721. Van jandarma alay komutanının Raporu.
7. Türkiye’nin Siyasi Tarihinde Ermeniler ve Ermeni Olayları, Halil Metin, M. Eğitim Yayını, İstanbul 1997, s. 46
8. Tarihte E. M. ve Ermeniler, s. 720-721
9. Tarihte Ermeni Mezalimi ve Ermeniler, Mehmet Hocaoğlu, İstanbul 1976;s.781
10. Genel Kurmay Başkanlığı ATASE Başkanlığı Kütüphanesi, Birinci Dünya Harbi 31, “Birinci Dünya Harbi’nde Bitlis’in Ruslar tarafından zaptı”, sayfa 9. ; Bitlis’in Kurtuluşu ve Mustafa Kemal Paşa, Emekli Tuğgeneral Fahri Çeliker ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 8, Cilt: III, Mart 1987; Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi, II. Cilt, 2. Kısım, Kafkas Cephesi, 2. Ordu Harekâtı, 1916-1918, Genkur. Ataşe Başkanlığı yayını, Genkur. Basımevi, Ankara 1978, s.54.

Posted by
Categories: Haberler, Makaleler

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumlayan siz olun!
Yorum Yap