Referandum: Türkiye Yönünü Belirledi

Çarşamba, Kasım 13th, 2013 @ 10:03PM

REFERANDUM SONUÇLARI DEMOKRATİK KAZANIMLARINDEĞİL DEMOKRASİYE YÖNELİMİN KARARI OLMUŞTUR

12 Eylül referandum sonuçları tüm boyutları ile değerlendirilmeye ve tüm sonuçlarıyla yüzleşmeye başlanan yeni bir dönemi açtı. Yorumları ve tepkileri izliyoruz. Katıldıklarımız var, katılmadıklarımız var. Fakat değerlendirmeye girmeyen yönlerinin de var olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle bazı noktalara da biz dikkat çekmek istiyoruz.

HALKIN TERCİHİ NET

Her şeyden önce Yüzde 16’lık net farkı, 6 milyon kişilik açık tercih aralığını, boykotların bu aralığı dar tutmaya yaradığını gördükten sonra herkese tek tutum düşüyor: şapka çıkarmak.

Mahalle baskısı vardı, denilebilir; doğrudur, her iki kesim de tüm kozlarını kullandı; baskı da dahil.

Evet taraftarı olan bir dini cemaatın tavrı vardı, denilebilir. Doğrudur. Fakat gözümüzü iki tarafa da açalım: Nurcular evet dediyse, Süleymancılar da hayır demişti. Nakşiler Evet dediyse Kadiriler de hayır demişti. BBP evet dediyse BTP de hayır demişti. Dini gruplar homojen ve blokaj yapar biçimde tutum sergilemediler ki. Demek ki bu dini referans alan bir sonuç ifade etmez. Ve din belirleyici olmuştur denemez. Sonuçlar ve tercihler siyasi anlam taşımaktadır.

Diğer taraftan Siyasal cemaatler, yani ideolojik taraflar da toplu tavır sergilemediler. Örneğin Kürtçü hareketlerden BDP Hayır dedi, olmadı boykot yaptıysa; Hak-Par da evet dedi. İkisi de Kürtçü partilerdi? TKP hayır dediyse EDP de evet dedi ikisi de komünist ideolojiyi taşımıyor muydu? İdeolojik partiler de tutumlarıyla blok oluşturmadılar.

Sosyal bilimci olarak analiz yaparken soğukkanlı bakmak, nesnel olmak zorundayız. Bu arada, haritada kırmızı olan yerlerin koyu kırmızı olmadığını, yeşil olan yerlerinse koyu yeşil olduğunu görmezden gelmeyelim. Hayır çıkan yerler iki il hariç başa baş, Evet çıkan yerlerse büyük çoğunlukla açık ara sonuçlanmıştır. Dolayısıyla sahiller tamamen Hayır dedi, ama her iki kişiden birisi… Bunu da görmeliyiz.

Kısacası mazereti bulunamayacak biçimde açık ara halkın tercihi ortaya çıktı: Evet! Buna gölge, şaibe, çamur atılamaz. Bu hareket sahiplerini alçaltır. Milli irade önünde durulmaz.

CUMHURİYETÇİ VE DEMOKRAT AYRIŞMA NETLEŞTİ

Sürekli vurguladığımız gibi ülke Cumhuriyetçi(fikirde Milliyetçi, siyasette devletçi, yaşam tarzında seküler) blok ile Demokrat (fikirde liberal, siyasette çoğulcu, yaşam tarzında muhafazakar) tercih yapan iki ana bloka ayrılmış durumdadır. Bu referandumda bu tablo bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Türkiye’nin klasik yüzde 40 sol yüzde 60 sağ potansiyelinin aynen durduğu; fakat artık sol oyları Cumhuriyetçi, sağ oyları da Demokrat tutumun toparladığı anlaşılmıştır. Üstelik bu tablo iki referandumda da kendisini tekrar ederek sosyolojik anlamda bir siyasal tutum halinde varlığını kanıtlamıştır.

Liderlik becerisi ve propagandanın karşısında yalıtılmış bir yüzde 25 oy, ve bu etki karşısında sel gibi sürüklenen bir yüzde yirmilik potansiyel varlığı; partilere istikrarlı siyasal taban olan bir yüzde 55 varlığı ortaya çıkmış bulunuyor.

BAŞKANLIK YOLUNDA BİR ADIM DAHA

Başkanlık modeli konusunda gergin tartışmalar gözlüyoruz. Doğrusu şu ki, Cumhurbaşkanı’nı halkın seçmesine karar verdiğimizde Başkanlık Sistemi’ne adım atmıştık. Sadece şunu tartışmalıyız; kendi parlamenter sistemimizin siyasal tecrübeleri ışığında biz nasıl bir sistem kurmalıyız? Nasıl bir sistem ki kendi kırılgan hatlarımızı onarsın. Nasıl bir sistem ki işleyişi kolaylaştırsın… Başkanlık Sistemibnin beraberinde gelecek olan çift meclis ve eyalet sistemi bizde ne kadar olumlu sonuçlar verir? Ya da sakıncaları nasıl giderilebilir? Mesele artık budur.

Üstelik iki referandumda da istikrarlı bir şekilde yüzde altmış asgari potansiyeli gören Başbakan, sanırız ki Devlet Başkanlığına adaylığını kafasında netleştirmiş olmalıdır.

Demokratik özerkliğe gelince, Türkiye’de olacak bir şey değildir. Konuşulacak zemin dahi yoktur. Birşleri hayal görebilir, tahrik ve çatışma alanı oluşturmak isteyebilir. Oyuna gelmeye, onların gündemine düşmeye gerek yoktur. Olması muhtemel gelişme, yeni Anayasa ile mevcut sınırların üniter birlikteliğine yeni coğrafyaların federatif eklemlenmesine açık bir siyasal sistem getirilebilir. AB’nin Türkiye adım atmadığı halde Türkiye’nin tam üyeliğini konuşmaya başlaması bu nedenledir. Türkiye terör sorununu aşabilir ve büyük bir coğrafyayı, Arz’ın merkezini kendisine bağlayarak Dünya sahnesinde başrole soyunabilir çünkü.

MİLLİYETÇİ-MUHAFAZAKAR KOPUŞU ÇATIŞMAYA DÖNMESİN

Referandum sonuçlarından ziyade seçim sürecinde yaşananlar bizi üzdü. Türkiye’nin geleceği için üzüldük. Çünkü her seçimde biraz daha belirginleşen milliyetçi-muhafazakar ayrışması bu referandumda iyice keskinleşti. MHP ve Zaman grubu arasında yaşanan gerginlik ve MHP tabanına yöneldiği için Akparti ve MHP arasında yaşanan gerginlik doğrudan doğruya muhafazakar ve milliyetçi ayrıştırmasını netlik ve kitleselliğe taşıdı. Türkiye’de var olan kamplaşmalara bir de bu eksende çatışma eklenirse bu işin nereye varacağı konusunda kötümserliğimizi, bizi takip eden dostlarımız bilirler. Bu nedenle tarafları daha sorumlu davranmaya davet ediyoruz.

DEMOKRATİK KAZANIM DEĞİL YÖNELİM KARARI

Referandum Türkiye tarihinin demokratik kazanımlar açısından değil demokrasiye yönelim açısından bir karar miladı olmuştur. Demokrasi, insan hakları ve ekonomik büyüme taleplerini öne çıkartan, bölünme, ayrışma, ve çatışma gibi korkuları aştığını belirten bir iradedir bu. Türkiye korku ve kaygıları değil, ileri bir adımı, değişimi, cesareti seçmiştir. Kuşkusuz bu sonuçlar hükümete ve siyasetine bir güvenoyu anlamına da gelmektedir.

Bundan sonra sürecin iyi yönetilmesi şarttır. Bu aşamadan sonra Anayasa çalışmalarına katılmam deme lüksü olamaz hiç kimsenin. Herkes 2012 Anayasası’nda rolünü oynamalıdır. Mazeretlere gerek yok. Bir toplumsal uzlaşma Anayasası için herkes göreve!…

Posted by
Categories: Makaleler

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumlayan siz olun!
Yorum Yap