Pakistan İçin Vefa Vakti-Makale

Çarşamba, Kasım 13th, 2013 @ 10:06PM

PAKİSTAN İÇİN VEFA VAKTİ

 

 

 

 

Uluslararası İlişkiler’de dostluk olmaz. Çıkar ilişkileri kuraldır. Fakat sanırız bu kuralın yeryüzünde tek istisnası vardır: o da, Türkiye – Pakistan ilişkileridir.

 

Eğer kardeşlik ‘onu kendine tercih etmekse’ Pakistan ve Türk halkları tarihin şahitliği ile kardeştir. Eğer dostluk koşulsuz sevgi ve destekse Türkiye ve Pakistan halkları şüphesiz bir şekilde dosttur.

 

ABD’nin bölgemize yaptığı müdahalelerden nasibini alan Pakistan’da, ardı ardına patlayan bombaların ve suikastlerle şehit edilen Başbakanlarının ardından; Cumhurbaşkanlığına da Başbakanlığına da ABD’nin aynı petrol şirketinin elemanı olan iki kişi getirildi. Tarihinde ilk kez Türkiye’ye soğuk bir yönetim geldi. Elbette iç savaşla birlikte geldiler.

ABD’NİN HÜNERİ AYNI

Türkiye’nin 70’li yıllarındaki iç çatışmaları andıran bir fitne ülkeye kuruldu. Fakat sarsılmayan şey Türk sevgisiydi ki; Cumhurbaşkanımız Pakistan’ı ziyaret ettiğinde resmi tutum geri dursa da halk sokaklarda izdiham yaptı, adeta Cumhurbaşkanımız’ı rahatsız etmemek için çatışmalar durdu. Herkesimin gönlünde yer etmiş Türkiye sevgisinin daha güzel tezahürü olabilir miydi?

 

Bu defa İslam dünyasının çilekeş coğrafyası Pakistan taze ve yürekleri boğacak taşkınlıkta bir acıyla gündeme geldi.

Bu acıyı ancak ve gerçekten biz yüreklerimizde duyarız, biz anlarız.

Çünkü onlar, ecdadımızın dilini “Urduca” konuşan bir ülkedir.

Onlar ki en sıkıntılı günlerimizde yanımızda olmuştur.

Zor günlerimizde yürekleri kendi dertlerini unutup bizim için çarpan millet onlardır.

ONLAR BİZİM VİLAYETİMİZ GİBİ

Nüfusumuz 200 milyona yakın, coğrafyamız daha büyük demediler… Günü geldiğinde kendilerini Türkiye’nin bir vilayeti olarak takdim eden onlardır.

Kardeşliğin, vefanın, fedakarlığın en seçkin örnekleriyle dünyaya iz bırakanlar onlardır.

Onlar, 1854 Kırım Harbinden itibaren varlıklarını yanımızda dualarını arkamızda hissede geldik.

93 Harbi (1877-78)’nin en karanlık günlerinde “Türkler için yapabileceğimiz her şeyi yapmak bizim için farzdır; zira yeryüzünde Müslümanların taşıdıkları haysiyet Türkler sayesindedir.” (Urdu Ahbar, 17 Agustos 1876, Enverul-Ahbar, 1 Ağustos 1877) diyenler, onlardır.

KENDİLERİ AÇLIKTAN ÖLÜRKEN BİZİ TERCİH EDENLER

Böylece başlattıkları yardım kampanyasında o tarihler için görülmemiş bir meblağı (125.000 Osmanlı Lirası) İstanbul’a ulaştıran dost eli onlarındı. (Osmanlı Arşivi, Defter-i İane-i Hindiyye, s. 108-109). Bu yardımı yaptığına Pakistan o yıllarda büyük kuraklık ve açlık yaşıyordu. Yaklaşık üç nilyon insanı açlıktan ölmüştü! Ve yok’undan bize bir servet göndermişti!

1897 Osmanlı-Yunan Savaşı sırasında Karaçi halkı İstanbul’a bir telgraf çeker. Telgrafta: “Bütün servetimiz, evlerimiz, mülklerimiz, bedenimiz ve ruhumuz büyük İslam hükümetinin yoluna feda olsun.” (Malumat, 5 Haziran 1897) denmekteydi. Bunu gerçekten yaptılar.

Ve 1911 Trablusgarb Savaşı yılları… Osmanlı Devleti’ne haksız yere savaş açan İtalya’ya karşı italyan mallarını boykot mitingi yaparlar. Sonuç: “Bir kuruş bile düşman cebine gitmemelidir.” Sebilürreşad’da bu boykotun İtalyanlara yıllık 5 milyon sterline mal olduğu kayıtlıdır. (19 Receb 1330).

ÇOCUĞUMU SATIN ALIN TÜRKLERE PARA LAZIM!

Balkan savaşlarında oluk oluk Osmanlı kanı akıyorken içi içini yiyen bir halk vardı Doğu’da. Osmanlı Yaşasın da tek Pakistan yok olsun diyecek kadar diğergam bir fedakarlıkla kızlar çeyizlerini, öğrenciler harçlıklarını, çalışanlar maaşlarını gönderiyorlardı. Üstelik o vakitlerde  İngiliz hakimiyetindedirler. Gelişmeleri yerinde takip eden bir İngiliz görevlinin kaleminden rapor edilen şu ifadeler kelimelerin anlam sınırlarını zorladığı bir vakayı da kaydetmiştir: “Herkes elindeki her şeyi Osmanlı’ya yardım için getirip bırakıyordu. Bir ara kalabalık telaşlandı, bir hareketlilik görüldü. Kucağında bebek bulunan fakir bir kadın can havliyle sağa sola koşuşturuyor, ’Yok mudur bir hayırsever, Allah rızası için bu çocuğumu satın alsın, bedelini Osmanlı’ya göndereyim.’ diyordu. Yürekler parçalanmıştı sanki. Hemdert olmanın bu derecesi mümkün müydü? Neyse ki bir hayır sahibi kadın adına istediği meblağı yardım sandığına, çocuğu da annesine bıraktı.” (Hindistan Arşivi, H. Pol, Ekim 1913)

YERYÜZÜNDEN MEHMETÇİĞİN KANINI SEÇTİM SANA 

Prof. Azmi Özcan’dan dinleyelim: “Birinci Dünya Savaşı yılları tam bir kader imtihanı idi o insanlar için. Bir tarafta ülkenin hakimi İngilizler bir taraftan gönüllerin hakimi Osmanlılar vardı. Binlercesi hapsedildi, bütün aydınları sürgün. Gazeteleri kapatıldı. Yine de yürekleri Osmanlı için çarpmaya devam etmişti. Mevlana Muhammed Ali’nin Comrade gazetesinde yer alan “Türklerden bizim için de dua etmelerini bekliyoruz, zira sadece onlar bizim ızdırabımızı ve çilemizi tahayyül edebilirler.” ifadeleri belki de başka söze hacet bırakmayan netliktedir. Ve savaşın akabinde yaşanan sonu belirsiz bir fedakarlık imtihanı “hilafet ve hicret hareketleri”. İngiliz hükümetinin resmi tarihçisi Theodore Morison’un gözlemleri şöyle: “Peşaver’den Argot’a bütün Müslümanlar Türkiye üzerine yoğunlaşmışlar. Evlerine kapanmış kadınlar bunun için gözyaşı döküyorlar… Artık başka hiçbir şey konuşulmuyor ve düşünülmüyor.”  

Siz hiç Sevr’e karşı başka bir ülkede milyonlarca insanın bütün varlıklarını feda edip, evlerini, yurtlarını terk ederek, yalınayak yollara düşerek karşı çıktığını işitmiş miydiniz? İşte Pakistan o ülkedir. Milli Mücadele’mizde kendi çaresizliklerine rağmen yemeyip içmeyip gönderebildikleri ianelerle bizi hiç yalnız bırakmadıkları da hafızalarımızdadır. O günlerin halet-i ruhiyesini destansı bir şekilde bize aktaran bir başka kayıt sahibi de şair Muhammed İkbal’dir. Lahor’da binlerce kişinin katıldığı bir Osmanlı gündemli toplantıda dudaklarından şu sözler dökülür: “Bu dünyadan göçmüştüm. Melekler beni rahmet ayetinin sahibi Hz. Peygamber’in huzuruna çıkardılar. Hz. Peygamber buyurdu: ‘Ey Hicaz bahçesinin bülbülü, senin her goncan senin terennümünün ateşi ile ısındı, senin gönlün aşk şarabıyla coşkundur. Senin coşkunluğun Allah’a secde ve niyazda bulunmaktır. Dünyanın alçaklığından göklere doğru uçtuğun zaman melekler sana yüksekliğin sırrını öğrettiler. Cihan bahçesinden çıkıp bana bir koku gibi yaklaştın, söyle bana ne gibi bir hediye getirdin.’ dedi. ‘Ya Muhammed (sas) varlık aleminde binlerce gül, lale var; ama ne renk ne de koku hepsi vefasızdır. Yalnız bir şey getirdim; bir şişe kan ki eşi yoktur cennette bile. Bu senin ümmetinin namusu, vicdanıdır. Bu, şehid Mehmetçiğin kanıdır.’ dedim.” “

GÖLCÜKTE DE ONLAR VARDI

İşte bize böyle bakan bir halk… Gölcük depreminde de ilk yanımıza yetişenler onlardı. En yüksek miktarda yardımı yetiştiren onlardı.

Kıbrıs’ta cumhuriyet ilan ettiğimizde, tereddütsüz ilk tanıyan Pakistan’dı.           

Ve şimdi onlar mağdurlar.

24 Milyon insan mağdur, İtalya kadar toprakları sular altında… Pakistan’da bir iç deniz oluştu. 2 Eyalet sular altında.

Son iki yüzyılda görülmedik bir felaket, bir doğal afet Pakistan’a çökmüş durumda. Salgın hastalıklar da arkasından gelecek gibi tehdit ediyor. Bir insanlık dramı yaşanıyor.

PAKİSTAN İÇİN YARDIM ZAMANI

Şimdi yardım zamanı.

Şimdi Türkiye-Pakistan arasında gönül köprüsü kurma zamanıdır.

Bu yara ayların değil, bir yılın değil en az on yılın kapatacağı bir derin yaradır. Öyleyse bu gönül köprüsünden daimi akım için, az da olsa devamlı bir yardım çabası için harekete geçme zamanıdır.

Pakistan’ın eşsiz kardeşlik ve dostluk hatırasının vefakarları olma zamanıdır.

Posted by
Categories: Makaleler

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumlayan siz olun!
Yorum Yap