OYUN BİTTİ!..

Perşembe, Şubat 25th, 2016 @ 3:44PM

OYUN BİTTİ!..

Osman ARSLAN

Ankara’da 17 Şubat patlaması ile yeni bir süreç başladı. “Yeni süreç” diyoruz, çünkü diğer patlamalardan farklı bir karakteri var: Analist Metin Gürcan’ın “gri terör eylemi” tanımlaması son derece yerinde. Çünkü çok bilinmeyenli bir denklem gibi; saldırının sebebi etnik mi, ülkesinin düşmanlığı mı, siyasal mı, örgütsel mi? İç içe geçmiş çok nedenin içinden gerçek sebebi ayrıştırmadan yeni önleyici tedbirlerde zafiyet doğmaması kabil değil. Bu da istihbaratta yeni ‘eylem kaçakları’ olması demektir.

GRİ TERÖR YENİ DÖNEM

Ankara gibi üst düzey bürokrasi ve diplomasinin dar alanda birleştiği bir kentte bu ‘dar alan’ içine girilerek yapılan eylemin yankısı da küresel düzeyde sarsıcı oldu. İlk defa hareket halinde bir araç, ilk defa ‘dar odak’ içinde ve ilk defa askeri görevlileri hedef alan bu saldırıyı yapan ‘gri düşman’ın Türkiye’nin uyguladığı “terör eylem planı”nı ‘atlatma’ kapasitesi olduğunu gösterdi. Bu nedenle de Türkiye derhal yeni bir terörle mücadele eylem planı hazırlığına geçti. Sayın Başbakan açıkladı; her kente özgü yeni güvenlik konsepti uygulamasına geçilmesi kararı verildi. Bu, Türk devletinin değişen mücadele şartlarına kendisini hızlı adapte etme kapasitesini görmemiz açısından önemli bir açıklamaydı.

TÜRKİYE’NİN 11 EYLÜL’Ü

Bu derecede başarılı bir terör saldırısı; herkes görüyor ki, kesin inançlı birkaç psikopat ruhlunun, ya da etnik-siyasi amaçları olan bir örgütün üç beş elemanının becerebileceği bir eylem değildir. Bu eyleme ‘derin irtibatlı, birkaç alanda uzmanın işin içinde olduğu ve stratejik bir akla sahip’ bir merkez yön vermiştir. Daha iyi anlaşılması için bir örnek vermemiz gerekirse 11 Eylül’de ABD’ye yapılan saldırıya emsal düzeyde kritik yönleri ve milat etkileri olan bir saldırıdır. Eylemin niteliği, ilk defa karşımızda yeryüzünün ‘en etkili gücü’nün bulunduğunu göstermektedir.

HÜCRELERİN EYLEMSEL ÖZERKLİĞİ!

Bu tespitten sonra PKK’nın eylem biçimindeki değişimi de görmek şart: PKK, artık hücrelerinin “eylemsel özerkliğini” tanımış durumda. Her birim, bundan sonra merkezden emir almadan eylem yapacak demektir. İletişimin nerdeyse sıfır noktasına indiği, eylem kararını kendisi verip kendisi uygulayan, risk ve maliyeti minimize edilmiş saldırılar, zikrettiğimiz ‘en etkili güc’ün kattığı profesyonellikle birleştiği için ülkemizi zor günler bekliyor. Artık savaş her gün ve her an içimizde!

Böyle bir profesyonellikle fanatikliğin izdivacından türeyen terör organizasyonunun elinden ne İngiltere, ne ABD, ne de İsrail; hiçbir devlet sıfır hata ile çıkamaz. Böyle bir saldırıya maruz kalıp ‘eylem kaçağı vermek’ her istihbarat teşkilatı ve her ülke güvenliği için kaçınılmazdır. O nedenle bilip bilmeden; Türkiye’de de “istihbarat zaafı var” tezini bu eylemden hareketle söylemek doğru değildir. Hele ki kırk bine yakın terör örgütü mensubu ülke içinde iken! Allah milletimizi korusun.

KARNI KADAR KALBİ DE DOYURMAK GEREK

Aslında terörün bizi sıkıştırmaması için yapılması gereken biraz da ‘askeri olmayan’ çalışmalardır. Kürtlere ilişkin yapılan son araştırma sonuçları Kürt kökenli halkın terör örgütünden önemli ölçüde koptuğunu, ama devlete de güvenip teslim olamadığını gösteriyor. Kürt halkında kantarın topuzunun milli birlik bilinci yönüne kayması için şimdi hamle yapma zamanıdır. Bunun için Türkiye, toplumuna hızla yüklemekte olduğu ‘askeri hamaset’ yerine daha kültürel, sosyal ve duygusal; bütünleştirici yüklenmelere girişmelidir. Şimdilik sadece ‘ekonomik paket’ hazırlandı. Söylemek istediğimiz Kürt kardeşlerimizin karnını doyurmak kadar kalbini de doldurmak gerektiğidir.

DİRENİŞ EFSANELERİ SÖNMELİ

Askeri hamasetin daha fazla yürümesi, ‘içimizde yaşayan’ bir kesime dokunduğu için aslında ayağımıza da sıkmış, geleceğimize mayın döşemiş de oluyoruz. Terör örgütüne karşı propagandada bazen doz kaçabiliyor. Kahramanlıkları ile gurur duyduğumuz askerimizin Güneydoğudaki mücadelesi konusunda devletin fazla propaganda işine girmeyip bu işin sivil unsurlar eliyle yürütülmesi, Kürt gençlerini kazanmak açısından önemlidir. Kürt gençleri Kobani olaylarından itibaren alttan alta yürüyen PKK’nın ‘direniş efsanelerinin’ büyüsüne terk edildiği takdirde, ertelenmiş savaşlarla daha çok kan kaybedebilir bu ülke. Yazık olur. Askeri zaferlerimizi, sosyal, ekonomik, psikolojik zaferlerle taçlandırmazsak, sadece ‘anlık başarı’ olarak kalır; gerçekte kaybederiz!

BURADA İNSAN AMA ORADA BÖCEK BİLE DEĞİLKEN!

İran’da, Irak’ta, Suriye’de böcek kadar değeri olmayan Kürtlerin, o ülkeleri değil de ‘eşit ve asli unsur’ olarak demokrasiyi yaşadıkları Türkiye’yi bölücü ve yıkıcı çalışmalarının hedefi yapması, mantıklı olamayacağı gibi sebepsiz de değildir. Tek başına bu gerçek bile terör örgütünün, siyasal ve sivil görünümlü maskeleriyle birlikte nasıl bir ‘maşa’ olduğunun kanıtıdır aslında.

AMERİKA-RUSYA YAHUDİYE KUKLA!

Siyasi hedefi olmayan eylem saçmalıktır. Kimse siyasi hedef taşımayan bir eylem yapmaz. Bu eylemin amacı da Türkiye’nin Suriye politikasından dolayı geri adım atmasını sağlamaktı. Fakat öyle olmadı. Türkiye geri adım atmadı. PYD’yi suçladı ve daha çok saldırmaya başladı. Bilindiği gibi Rusya Türkmen Dağı’nı vurmaya başlayınca bu olayın “Amerika-Rusya Yahudiye Kukla” tezinin Suriye’deki ispatı olduğunu söylemiştik. Esed hakkında tavır alan ve “gidecek” diyen ABD’nin birden “kalabilir” demesi; “Esed’in Şam’da devamı, Kuzeyde Türkmenler temizlenerek bizim yıllar önce “Kürt Zengezur’u” adını verdiğimiz Kürt koridorunun kurulması hedefi ABD-Rusya ittifakının kanıtı olarak ortadaydı çünkü. Bütün bu olaylarda kimsenin düşmanlık yapmadığı; gerçekte Ortadoğu’nun çıbanı olan İsrail kendisine kurulan yeni dünyaya gülümsüyorken, Türkiye oyunu bozdu.

FIRTINA’DAN SONRA KORAL DA DEVREDE

PYD cephesini Fırtına obüslerinin vurmaya başlaması sonrasında Türkiye’ye dur diyen ABD’nin; patlama sonrasında da Türkiye’nin durmaması üzerine, Rusya’nın Türkmenleri yok etmek amacıyla kalkıştığı son ve büyük saldırılarında PYD kampını, Suriye cephanelik ve ordusunu tam isabetle vurması(!) karşısında nasıl ani bir kararla ateşkes ilan ettiği son derece ilginç bir gelişmedir. Bugün artık TÜBİTAK’ın geliştirdiği Koral adlı sinyal bozucu icadı sayesinde uçakları kör hale getirip füzeleri belirlediği hedeflere yönlendirebilmesi ile Türkiye’nin Ruslarla dalga geçtiği konuşuluyor. Rus Genelkurmayı “Bu çok tehlikeli bir şey!” diyor. ABD, “Teknoloji hakkında bir bilgimiz yok.” diyor. Türkiye bu derecede şaşırtan bir eyleme imza atınca, elleri ayaklarına dolandı, ateşkes bir gecede geldi.

 SAVAŞ DURMADI, ERTELENDİ

Ateşkes ilan eden cephe ise çok daha anlamlıdır: ABD, Rusya ve İran. Bu üç ülkeyi bir arada düşünebilir miydiniz hiç? Belli ki bu şeytani şer ittifakı şimdi kazanamayacağını anladığı bir savaşı, kaybetmemek adına erteledi, zaman kazandı; kendilerini nasıl vurdukları meselesini çözünce kaldıkları yerden kazanmak üzere devam etmek amacıyla savaşı durdurdular. Kim durunca savaş duruyorsa, çıkartan da odur. Türkiye hep duruyordu; savaş durmuyordu. Bu üçlü şer ittifakı durunca savaş durdu. Bu savaşın mimarı olduğunu hukuken ABD savaşı durdurarak tescil etmiştir. Bu arada Almanya yeniden Türkiye’nin tezinin savunucusu, destekçisi oldu. Ardından da AB Türk tezi olan uçuşa yasak güvenli bölge tezini desteklediğini açıkladı. Özetle Birinci Dünya savaşı dengeleri yeniden kurulmuş oldu. İtilaf ve İttifak Devletleri!..

KENTLER DEĞİŞİYOR

Macaristan Başbakanı isyanlarda: “Hepimiz boyun eğip Erdoğan’ı dinliyoruz!” diyor. Mülteci kartına karşı boyunlarının eğriliğinden yakınıyor. Biliyoruz ki tarihte Suriye’den göçtüğü kadar insan ne zaman yer değiştirdiyse sınırlar, iktidarlar; dolayısı ile tarih de değişti. Demografi denilen olgu değişince coğrafyaları, etnisiteleri, kültürel kimlikleri, kent karakterlerini ve siyasetin tavrını değiştiren önemli bir etmendir. Örneğin Kilis ilimizde artık Türk vatandaşları azınlık haline gelmiştir. Orada her şey değişmek durumundadır. Şimdiden Adıyaman, Hatay, Antep, Adana, Urfa kent merkezleri değişmiştir bile.

GÖÇLERİN KELEBEK ETKİSİ

Göçlerin kelebek etkisi, sadece mekânsal olarak değil zamansal olarak da uzanır. Kavimler göçüne kadar gidelim: Çin’in Hun Devleti’ni yıkması ile Orta Asya’da istikrar bozulur ve Türkler Avrupa’ya doğru göç etmeye başlarlar. Bu göçle orta Avrupa’da yerleşik Germen kökenli devletler birer birer yıkıldı. Roma İmparatorluğu, Barbar dediği bu halkla baş edemedi. Savaşmak yerine barış adı altında lejyoner olarak kullandı Türk kavimlerini. 4. Yüzyılda başlayan bu süreç 6. Yüzyılda bu paralı askerlerin yönetimi ele geçirmesi ile sonuçlandı.Artık Avrupa 15. Yüzyıla kadar karanlık ortaçağını yaşayacaktır. Bir milyonluk bir göç dalgası Avrupa coğrafyasını ve Avrupa tarihini değiştirdi, istikrarsız 10 asır yaşamalarına neden oldu.

KARIŞIK ASIRLARA DOĞRU

O vakitler Çin’in yaptığını şimdi ABD yapıyor. Arap baharı ile göçmen olan insan sayısı Afganistan’dan Libya’ya kadar 10 milyonu buldu. Bu nüfuslar kendilerine farklı coğrafyalar bulurken ilk defa bu kadar büyük bir kütle Suriye’den; başka yönü olmaksızın sıkışmış Batıya doğru yürümek zorunda kalmış oldu. Bu kitle 4 milyonu buldu. Kürt, Ezidi, Nasturi, Türkmen, Arap nüfuslarından Avrupa’ya bir akındır, başladı. Göç edenler Avrupa’ya ulaşacak gücü, cesareti ve parası olanlardır. Yani bir tür girişimcidir onlar. Durağanlaşmış, ekonomisi yorgun, nüfusu yaşlı Avrupa’ya birkaç milyonluk göçmen nüfus ne yapar sizce? Dinleri değişir, ekonomileri değişir, belki iç savaş çıkar zamanla.  Belki yüzyıl sonra Avrupa’nın tanımını bugünkü akım değiştirmiş olacak; fakat bunu bugün yaşayan kimse göremeyecek, hatta o gün gerçek sebebin bu olay olduğu bile unutulabilecektir. Avrupa’nın gerçekte neyden korktuğu şimdi daha iyi anlaşılmıştır sanırız: Avrupalılık tehdit altında!

AVRUPALILIK TEHDİT ALTINDA

Sadece 1 milyon göçle Şengen Beşlisi dağıldı. İlave birbuçuk milyon göçle Avrupa Birliği dağılacaktır. Bu korkularının üzerine giden Türkiye “Açarız kapıları!” derken kozunu masaya da koymuş olmaktadır. Bu göç nasıl durdurulabilir? Tek yolu kalmıştır: Türkiye’yi maddi-manevi desteklemek!  Buna ilk uyanan Almanya oldu. Duruşunu değiştirdi ve Kuzey Suriye’de uçuşa kapalı güvenli bölge oluşturma tezini desteklemeye başladı. Almanya’yı AB izledi. Rusya ise göçleri daha çok tahrik edecek şekilde Suriye’de saldıran taraf oldu. Çünkü göç dalgası gittikçe Avrupa dağılacak ve zayıflayacak; bu da Rusya’nı işine gelecekti. AB zayıflar, Türkiye korkutulursa Ukrayna ve Kırım kolay lokma olacak, sıcak denizlere de kavuşmuş olacaktır çünkü.

BİZİM BEŞİK KERTMESİ…

Kürt gruplara gelince; bu oyunun aktörü bile değiller. Bu oyunda sadece piyonlar. İlk yem edilen onlar oldu. Uyanmadılar, yine yem olacaklar. Çünkü kendilerine biçtikleri rol bu. Kendilerinin imanının gereğini, tarihinin gereğini; özetle şahsiyetinin gereğini yapmadıkça da bir gelecekleri olamayacak! Akil Kürtler iyi bilir ki Kürtler Türklerle beşik kertmesidirler. Kaderleri birlikte yazılmıştır. Bir başta iki göz gibi senkronize olmak durumundadırlar. Aksi takdirde ikisi de gün yüzü göremeyecektir.

TÜRKLER TARİH SAHNESİNE ÇIKTI

Şimdi Ankara saldırısına yeniden dönersek; Türkiye’yi, PYD’yi daha çok vurmaya sevk etmedi sadece, saldırının niteliğinden geleceğimizi nasıl tehdit ettiği anlaşılınca KORAL ile, yüksek düzeyden bir cevap verme kararına itti Türkiye’yi. Muhataplar da mesajı aldı. Türkiye kararlıydı, savaşı göze almıştı: Türkmenler yok edilemeyecek, PYD Türkiye sınırına ve Fırat’ın Batısına geçemeyecek ve PKK dışarıdaki uzantılarıyla beraber imha edilecekti! Üstelik AB Türkiye’ye yanaşmak zorunda kalmış, Rusya savaş başlamadan nakavt olmuştu.

Türkiye oyuna daha yeni girmişti. Daha ısınamadan ‘oyun bitti!’ Savaşı durdurdular. Çünkü hep susan Türkiye bu sefer ‘büyük oynamıştı!’

Savaş bitmedi belki ama artık oyun bitti. Yeni oyun kuruyorlar kafalarında şimdi. Kursunlar bakalım. Türkiye oyunun bittiğini, Müslüman Türk milletinin tarih sahnesine yeniden çıktığını ilan etti bir kez.

İradesini Allah’ın iradesine teslim etmiş bir milleti hangi kuvvet durdurabilir? 25.02.2016

Posted by
Categories: Genel, Haberler, Makaleler

1 Comment to "OYUN BİTTİ!.." yorum yap
Muammer Avşar
26/02/2016 at 03:51

Teşekkürler Osman bey kardeşim.Müthiş bir analiz yapmışsınız. Evet artık “Dünya 5 ten Büyüktür” sözümüzü daha yüksek perdeden haykıracağız biizni Allah. Selam ve Dua ile..

Yorum Yap