OKULSUZ EKOLLER VE YENİ TÜRKİYE

Cuma, Aralık 26th, 2014 @ 12:13AM

Osman ARSLAN

Yeni Türkiye, Hasan Celal Güzel’in 90’lı Yıllarda çıkarttığı derginin adıydı. Liberal-demokrat-millici-muhafazakar çizgide aydınlara yönelik uzman makalelerini toplayan ansiklopedi hacminde dosyalarla çıkan dönemin ciddi entelektüel yayınlarından birisiydi. Son derece dolu içeriği ile özel dosyaları dönemin aydınlarını ciddi şekilde etkilerdi. Dahası sol karşısında ezik duran ‘sağ’da, devlet yönetebilecek çapta ciddi bir ‘bilimsel ve entelektüel birikim’ oluştuğunun da o dergi ispatı gibiydi. Özgüven kazanıyorduk. Katıldığımız konferans, izlediğimiz tartışma ve okuduğumuz makalelerde Yeni Türkiye Dergisi’nin sayfalarından yararlanıldığını çok rahat gözlemlerdik. Herkesin kendi izlediği bir dergi olsa da toplumun her kesimden öncü ve aydın elit kadro Yeni Türkiye’den yararlanıyordu. Biraz da ‘Özal siyasetinin felsefi anlamda sistemleşmesi’ amacı var, diye düşünmüyor değildik.

EKOL OLMUŞ BİR DERGİ

Yıllar geçti, Afişlerde Menderes ve Özal’la birlikte demokrat çizginin yeni taşıyıcısı olarak Erdoğan’ı gördük. Yeni oluşum ve Ak parti hareketi, Muhafazakar Demokrat hareket, iktidardaki tarihsel izini ‘Yeni Türkiye’ vizyonu ile ortaya koydu. Yeni Türkiye dergisinden düşünceleri beslenerek yetişen dönemin yeni mezunları ve taze entellektüelleri bugün ülkenin en kritik noktalarını yönetiyorlar. Bugün Hasan Celal Güzel, Yeni Türkiye Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin başında. Eşi Ülker Hanım da Ak Parti’den Milletvekili oldu. Derginin adı ise Türkiye siyasetinde beliren yeni paradigmaya verildi. Ekolü olan ama okulu olmayan bir dergi çalışmasının bugün ülkenin yeni vizyonunu etkileyen, düşünce eksenini oluşturan önemli ama gizli etkisini bugün görüyoruz.

OKULU OLMAYAN SÖYLEMLER

Bugün Necip Fazıl anısına ödüller düzenleniyor. Cumhurbaşkanımız veriyor ödülleri. Necip Fazıl kim? Bir külliyat bırakmış, kütüphane dolusu eserin müellifi, büyük bir hatip ve şairlerin sultanı. Büyük Doğu fikrinin  mimarı. Kâh ülkücüler, kâh nurcular, kâh tarikat grupları, kâh Milli Görüş içinde fikirlerini serdetmiş bir ‘inanç cephesi’nin ortak dili. Özelliği nedir? Yine aynı: Ekolü var okulu yok.

Nuri Pakdil gibi Devrimci İslam anlayışını taşıyan bir yazar büyük ödülü alıyor. Konuşmasını Cumhurbaşkanı ayakta dinliyor. Nuri Pakdil kim? Yine aynı: Ekolü olan ama okulu olmayan bir dava adamı. Münzevi bir yıldız.

Münzevi yıldız deyince aklımıza bir başka düşünce devinin, Cemil Meriç’in gelmemesi söz konusu değil. Günümüz Türk sosyal bilimlerinde, akademik veya entelektüel ortamlarda Cemil Meriç’den beslenmemiş beyin yoktur. İdeolojiler hakkındaki yaklaşımı belki de sağ aydınlarda sorgulayıcı zihni dönüşümün tutamağı, dayanağı oldu; 80 sonrası cemaatten bireyliğe evrilen muhafazakar kadroların referansları O’nun yaklaşımları oldu. Bugün yine ülkeyi yöneten sağ kadroların siyaset, sosyoloji ve felsefe yapılarında ve Batı ile yüzleşmelerinde Cemil Meriç’in rolü büyüktür. Günümüzde adına yapılan çalışmalar da bunun göstergesi. Cemil Meriç de aynı nitelikte: Ekolü olan ama okulu olmayan bir münevver.

Osmanlı’nın son dönemine doğru uzanırsak;  2002 sonrası Yeni Türkiye’nin en önemli savunma noktalarından ve referanslardan birisi olan Mehmet Akif Ersoy da öyle biri: Devrinin ekolü olan ama okulu olmayan bir misyon adamı.

EKOL OLMUŞ İSİMLERİN ARKASINDA

Yeni Türkiye paradigmasında çok etkili olmasalar da  Anadoluculuk hareketinin unutulmaz siması Nurettin Topçu’nun, Mehmet Kaplan’ın akademik ve idari kadrolardaki etkisine ne demeli? Ekolü olup okulu olmayan  münteşirler az değil: Bunlara Hilmi Ziya Ülken, Ali Fuat Başgil gibi eklenebilecek başka isimler de var.

İşte Yeni Türkiye’nin kurucu kadrolarının fikri referansları bu okulsuz ekol insanlar. Said Nursi, Süleyman Hilmi Tunahan, Prof. Esad Coşan, Prof. Erbakan, Edibali, Mahmud Sami Efendi… gibi isimler ise okulu olan dava adamları. Onların Yeni Türkiye’de adı esamesi yok. Saygı görüyorlar ama referans alınmıyorlar. Yeni Türkiye’nin lider kadrolarında; ‘ekol insanları’ ile, hayatlarını sivil mektepler açarak insan yetiştirmeye adamış  ‘okul insanları’ arasında bilinçli-bilinçsiz bir tercih yapılmış durumda.

EKOL VE OKUL FARKI

Ekol olmak da okul kurmak da fazilettir. Fakat ekol ve okul arasındaki fark da sanırız rahatlıkla anlaşılıyor: Okul bir disiplindir. Öğretim yanında eğitim de verir. Öğretim bilgi ve bakış açısı verirken eğitim bir davranış ve ahlak kazandırma sürecidir. Ekol yön verir. Kişiyi disipline etmez, Bilgi verir ama ahlak kazandırmayı mesele etmez. Okulda önemli olan ilke, ekolde önemli olan hedef. Okul yaşamaktır, ekol haykırmaktır. Okul insan yetiştiren ocak, ekol bir savunma hattı. Okul teşkilattır, ekol birey. Okul cemaattir, ekol camia. Okul bir nehirdir, ekol bir havuz.

HAVUZDAKİ İNSANLAR

Kuşağımız, 80 sonrasında okulundan uzaklaşıp ekollere takılan farklı okulların nehirlerinden ortak bir ekolün havuzunda buluşmuş insanların çoğunlukta olduğu bir dönem yaşıyor. Haliyle Yeni Türkiye ekollerin oluşturduğu havuzdaki insanların inşa ettiği bir Türkiye olma yolunda.

YA DEMOKRASİYE TEHDİT YA DA TOPLUMSAL ÇÜRÜME

Şimdi bu tablo karşısında bir okul/cemaat/teşkilat sahibi olarak Gülen Hareketinin ülke gündeminde işgal ettiği cemaati aşkın pozisyon, belki de bu durumun sebebini de açıklıyor. Devlet en üst teşkilat yapısıdır. Bir başka teşkilatı ortak kabul etmez. Devlet meşru otoritesi dışında bir otoriteyi bünyesine aldığında demokrasinin sonu gelir. Derin yahut paralel devlet, meşru ve demokratik devleti ortadan kaldırmanın ta kendisidir. Bu örgütün adı Ergenekon da olsa, KCK da olsa, Paralel de olsa durum aynıdır: Demokratik devlet yok olur. Çünkü demokratik kanallarla iktidarın devredildiği meşru eller bu yolla bypass edilmiş oluyor. Demokrasiyi bir maskeye dönüştürüyorlar. Çünkü hiçbir derin ilişki, tabiatı gereği takipçi ve inananlarına şeffaf değildir. Bu nedenle bu nitelikteki hareketler her zaman masum yoldaşlarını bilemedikleri ‘derin yanlışların’ bedelini ödediği bir fitne ateşine dönüştürür.

Gelgelelim demokratik devlet ilkesi gerekçesiyle doğru bulduğumuz ‘okul’suz idareciler düzeni de öte yandan bir başka hastalığa neden oluyor: Kimliği, aidiyeti muhafazakarlık da olsa ilkesizlik, ahlaksızlık ve omurgasızlık okulsuz insanların hayatına yerleşiyor. Cemaat koruması ile yaşamayı bilen ve okuldan kopmuş muhafazakar birey, nefsiyle baş başa kalınca hayatın şeytani oyunlarına figüran olup gidiyor. Kendine benzer halleri etrafında gördükçe durumunu zihninde meşrulaştırıyor. Ve ortalığa, din adına çıkıp dininin canına okuyan insanlar yayılıyor. Toplumsal kirlenme, çürümeye doğru gidiyor.

ÖNCE MÜRŞİTLERDE DEĞİŞİM GEREK

Sultan Murad’ın Hacı Bayram Tekkesi’nden olanlardan vergi almama iradesini reddeden, cemaatine devletten en ufak imtiyazı kabul etmeyen ve devlet işlerine sadece hayır dua ile destek olup işi erbabına ve ehline terk eden ahlak ve iman kahramanı mürşitler gibi insanlar olmadıkça da Yeni Türkiye bu ironik zaruretleri yaşamaya devam edecek görünüyor. Osmanlı’nın kodlarına dönüş anlamına gelen ‘Yeni Türkiye’ açılımı için alınacak ilk ders bu olmalıdır sanırız: Bizlere Anadolu’yu ve Balkanları yurt eden de işte bu nitelikteki kahraman mürşitlerdi. Yeniden Osmanlı büyüklüğü dünyaya tenezzül etmeyen, dinin kutsiyetini koruma duyarlılığı yüksek öncülerle mümkün olacaktır.

Önce mürşitler değişmeli.22.12.2014

Posted by
Categories: Haberler, Makaleler

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumlayan siz olun!
Yorum Yap