NASIL BİR AY GELDİ BİZE?

Cuma, Mayıs 8th, 2020 @ 11:00AM

NASIL BİR AY GELDİ BİZE?

Dr. Osman ARSLAN

Ramazan, bir ‘kavramlar dünyası’na sahiptir. Şemsiyesi altında topladığı, oruç, sahur, iftar, teravih, mukabele, itikaf, fitre, zekat, kadir gecesi, bayram gibi ibadetler ve bu ibadetlerin sünnetten beslenen örflere göre kazandığı ritüelleri ifade eden kavramları da düşündüğümüzde, Ramazan ‘koca bir dünya’dır; anlamlar dünyasıdır, değerler dünyasıdır…

Bütün bu kavramların her biri bir dünya ise Ramazan bu dünyaları kendi göğünde toplayan bir ‘mana galaksisi’ olmaktadır İslam evreni içinde. Bu anlamlar semasına adım attığımızda uçma verdiği dayanılmaz hafiflik gibi bambaşka bir heyecan ve mutluluğa kapı aralaması, fiziken ve ruhen tazelenip, güzelleşmesi demektir.

 

Bu Otuz Nedir?..

Klasik kaynaklarda “Ramazânü’l-muazzam”(Olağanüstü ay) denmesi boş yere olmasa gerektir. Bu olağanüstü ay Osmanlı belgelerinde “nun” kısaltmasıyla gösterilmiştir. ‘Nun’ ile temsil tercihinin sebebi “Osman” ile “Ramazan”ın son harfleri olmasındandı. İki kelimenin ‘nun’ ile bitişi üzerinden kurulan özdeşimle Osmanlı, Şehr-i Ramazan’la arasında farklı bir gönül bağı kurmuştu. Ramazan Ayı’nın gün sayısına telmihle sınavlarda 30 soru sorarlardı mesela. Osmanlı armasında 30 sembol bulunması, yine Ramazan ayına bir hürmet göndermesiydi. Osmanlı’da nüfus sayımının 30 yılda bir yapılmasının başka bir açıklaması yoktu. 15. Yy. tabibi İbn-i Şerif’in ‘Yadigar’ adlı Osmanlı hastalıklarını sayan kitabı kendini bu nedenle ’30 Hastalık‘ ile sınırlamış olmalı. Ecdat her haliyle gösteriyor ki ruhunun derinliklerine, genlerine, iliklerine kadar ‘hâzâ’ Müslümandı!..

 

Övgüsüz Ağza Almak Yeni Çıktı

Osmanlıca’da bir tek metin yoktur ki Ramazan, “mübarek, şerif, mükerrem, muazzez” gibi sıfatlarla birlikte anılmasın. Adının başına bir güzel sıfat koymadan özensiz telaffuz etme adetimiz yeni çıktı. Övgüsüz ve çıplak halde ‘Ramazan’ demek, saygısızlık addedilirdi. Bu hassasiyeti kolayca “ay bir zaman dilimizidir, yüceltmenin anlamı yok!” diye ecdadı eleştirenlerin sandığı gibi üstünkörü bir abartma, bir ‘zaman kutsama’ eğilimi değildi. Osmanlı edebiyatında Mübarek Ramazan’ın bu denli saygı görmesinde sadece Kur’an ayı olması ve sadece maneviyat cephesi de yok, bir o kadar da adının, anlaşıldıkça göz kamaştıran bir filolojik(dilbilimsel) ve etimolojik(kökenbilimsel) yanı var.

Altında ‘manalar seması’ taşıyan mübarek Ay’ın adının anlamını aralayarak kavramsal karşılığını aramaya ilk adımı atalım. Belki daha iyi anlarız bu sayede Şehr-i Ramazan’ı. Zira alemde her şey ‘ismiyle müsemma’ değil midir?

 

Ramazan Adını Veren Kişi

“Ramazan” kelimesinin Kur’an’ın inmeye başladığı dönemde kullanılmakta olduğunu biliyoruz. Ramazan adını ilk kullananın ise milâdî V. yüzyılın başlarında yaşayan ve Peygamberimizin beşinci dedesi olan Kilâb b. Mürre olduğu kaydedilmektedir. (İslam Ansiklopedisi, Ramazan md.)

 

Yanma Vakti

Ramazan sözcüğünün kökeninde “Ramaz” kelimesi vardır. Güneşin, kendi sıcaklığının şiddetinden gayet kızmasına ‘ramaz’ denir. O derecede kızgınlaşan yere ise ‘ramda’ adı verilir. İşte Ramazan, ‘ramda’ mastarından türetilmiştir. Arapça’da ‘Ramadan’ biçiminde teleffuzu olduğu da bilinir. Ramazan “kendi koruyla yanan yer”, “aşırı ısınan, içten yanan” demektir. Zaman içinde Arap dilinde Ramazan sözcüğü, ‘kızgın zeminde çıplak ayakla yürüyerek yanmak’ anlamında da kullanılmıştır.

Demek ki Ramazan ‘yanma ayı’dır. Yanma, bir aşk makamı olsa gerektir. Hak aşıklarının kavrulduğu bir ateştir yakan. Yunus Emre’nin “Ben yanarım dünü günü/Bana seni gerek seni” dediği biçimde yanma zamanıdır Ramazan. Hacı bayram-ı Veli’nin “Yandı bu gönlüm, yandı bu gönlüm/ Yanmada derman buldu bu gönlüm” dediği manevi olgunlaşma çilesidir. Bahtiyar Vahapzade’nin “Kalbin gözü yanmadan görünmez göze Allah” dediği makamdır Ramazan makamı.

 

Kalbin Gözü Yanmadan…

Ramazan, yanarak pişme, olgunlaşma vaktidir. Maneviyat gözüyle bakıp ‘yanarak pişmek’ demektir. Elmalılı Hamdi Yazır, bu aya Ramazan(yanma) denmesinin hikmetinden hareketle, “Bu ay günahları yaktığı için adı Ramazan’dır” diye bir yorum da ekler.

Ramazan öyle bir yangındır ki; hârı, içimizdeki şeytanı ve şeytanın yoldaşı nefsi yakmalıdır. Öyle bir yangındır ki O, alevin sadece ateşte yanabilen nesneleri içine alması gibi iyilikleri ve güzellikleri bırakarak sadece içimizin kötülüklerini, içimizdeki putları yakar, yıkar, yok eder. Yanarak arınma ayıdır Ramazan.

Ramazan yanarak ve yakarak temizlenme vetiresidir. Bu ayda açlık, susuzluk hararetinden çekilen ıstıraplar birer yanma mecazı hallerdir. Bu çekilen ıstıraplar oruç hararetinden günahları yakar ve yok eder. Oruç (kendini tutma) öyle yakıcı bir çiledir işte.

Ramazandan alev alıp yanarak çıkmaya bakmalıyız. Ramazan’da yanmadıysak, yandık!

 

Sonbahar Yağmurları

Ramazan kelimesinin ilginç bir şekilde ‘içten yanma’ anlamı ile ilkin ters gibi görünen ikinci bir anlamı daha vardır: ‘Yağmur.’ Ancak bu yağmur ‘Ramdu’da(yaz sıcağında) yağan yağmur değildir bu. “Güz yağmurları” anlamındadır. Güz mevsimlerinin başlangıcında yağıp yeryüzünü tozdan temizleyen bu yağmura “Ramadiyu” denirdi.

Şiirlerin romantik ‘sonbahar yağmurlarından’ söz ediyoruz. Tozları yere indirip göğü berraklaştıran, solgun yaprakları dallarından düşürerek alıp götüren yağmur!

Tıpkı ruhlarımızı arındırıp kalplerimizi temizlediği gibi Ramazan’ın. Sonbahar yapraklarını dallarından indirip kuru yaprakları gövdeye yük etmekten kurtaran sonbahar yağmurları Ramazan’ın kirleri, günahları temizleyip gidişini ne de güzel andırıyor değil mi? Elmalılı da tam bu fikirdedir: “Bu yağmur yeryüzünü yıkadığı gibi Şehr-i Ramazan da ehl-i imanı günahlardan yıkayıp kalplerini temizlediği için adı Ramazan olmuştur.”

Ne mutlu Ramazan Ayı’nda Ramdu yakıcılığına kendini verip, yaktığı kötülüklerinin ve nefsinin küllerini Ramadiyu yağmurlarında üzerinden akıtarak temizleyip Bayram’a arınmış halde çıkabilenlere!..

Bir yılın nefsimizde kabarıp tozan kirlerini, tozlarını, paslarını Ramadiyu (Güzün ilk yağmurları) gibi yıkamaya gel Ramazan!.. Arınmayan gönüllere aşk olsun!

 

İncelme Vakti

Ramazan kelimesinin türetildiği ‘ramd’ mastarının taşıdığı üçüncü bir anlam daha vardır: “kılıcı veya ok demirini inceltip keskinleştirmek için iki yalçın taş arasına koyup dövmek.” Bildiğimiz, ‘örste dövme’ demektir. Ramazan’ın, insanı incelten, terbiye eden, pişirerek olgunlaştıran ve bunu da yüksek bir mevkide, özel bir yöntemle yapan işlevine ne kadar uygun bir anlamı daha çıktı karşımıza!

Arzu ve tutkularımızın çekimiyle elimizin altındaki nimet ve imkanların arasında ezilen nefsi döverek incelten ve pişirerek makamını yükselten bir terbiye ayı! Bir nefis terbiyecisi Ramazan.

Ramazan’a ham girdiysek terbiye edilen nefsimizle olgunlaşarak çıkmak, bir ‘Ramazan Mektebi’ mezunu olabilmek ne bahtiyarlık olur! Ramd’ın örsünde dövülerek düzgünleşen, keskinleşen ve incelen gönüllerle ayrılalım Ramazan’dan. Ham demirin çelikten kılıca dönüştüğü gibi çıkalım Ramazan Ayı ustalığının elinden…

 

Rahmet, Mağfiret, Kurtuluş

Ramazan’ın tarihsel olarak taşıdığı üç anlam, Peygamber(SAV) Efendimizin üç merhale taşıyan Ramazan Hadisi’ni açıklamaya filoloji ve etimoloji katkısı gibi açılıyor karşımızda: “Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennemden kurtuluş…” Kelime kökeninden gelen anlamlarıyla Ramazan, önce ramadiyu vasfıyla yağmur olup kalıntılardan arındırarak resetlediği(sıfırladığı) ruhlarımıza yeniden yükleme yapıyor(rahmet evresi), sonra ramaz yönüyle fazlalıklarımızı yakarak yok ediyor, günahlarımızın affına sebep oluyor(mağfiret aşaması) Nihayet ramd yönüyle nefislerimizi döverek, ezerek şekillendiriyor, bizi inceltip duyarlılığa, ideal forma kavuşturuyor ve salih/olgun insanlar yaparak (cehennemden kurtuluş) hayata değer katıyor.

 

Şehr-i Ramazan

Ramazan Ayı’nı daha da büyüten bir başka aktarım da vardır idrakimizde yatan. Üstelik ecdadın Ramazan Ayına hassas yaklaşımının da altında yatan sebeptir bu: Arkadaşlarından Malik oğlu Enes’e son nebi bir uyarıda bulunmuş; “Bu aya sadece ‘Ramazan’ demeyiniz. Allah nasıl “Şehr-i Ramazan”(Bakara 185) (Ramazan Ayı) demiş ise siz de öyle söyleyiniz.”(Buhari). Hatta bazı görüş sahipleri (İmam Muhammed vb.) bu nedenle “Şehr-i Ramazan”(Ramazan Ayı) değil de sadece “Ramazan” denilmesini tenzihen(helale yakın) mekruh(sakıncalı) görmüşler.

Niçin mi böyle denmesi istenmiştir özellikle?

Ya Allah’ın Adıysa?

Bu hassasiyetin heyecan verici bir nedeni vardır: Bir ihtimal, ‘Ramazan’ kelimesinin Allah’ın isimlerinden birisi olabileceği üzerinde durulmaktadır. Eğer böyleyse, bir saygısızlık yapmış olmayalım diye bu hassasiyet taşınmaktadır.

Denilebilir ki “Allah’ın isimleri bellidir, bu da nereden çıktı?” Her ne kadar Sünen-i Tirmizi bir rivayette Allah’a nispet edilen isimleri 99 olarak bildirmiş ise de Kur’an’da yapılan bazı çalışmalar sadece son ilahi kitapta 313 kelimeyi Allah’a atfen kullanılmış olarak belirlemiştir. Beyhâki(ve İbn-i Kesir, Ahmet B. Hanbel vb.)nin aktardığı “Allah’ın bildiğimiz ve bilmediğimiz isimleri olduğu” rivayeti de bu Kur’ani yaklaşımı destekler niteliktedir.

Bir aya Allah’ın kendi adlarından biriyle onurlandırması, eğer öyleyse, ne kadar yücelticidir ve ne kadar önem atfetsek az denecek bir vurgu yüklüyor değil midir? Bunun ihtimali bile Ramazan Ayı’na hassasiyet göstermeye değmez mi?

 

Nasıl Bir Ay Geldi Bize?

Ramazan sözcüğünün etimolojisi bize Ramazan’ın gayesine ilişkin ipuçlarını da özetliyor:

Şehr-i Ramazan; ilk on günü ramaz anlamı ile yanarak olgunlaşma/rahmete erme ayı…

Şehr-i Ramazan; ikini on günü ramadiyu vasfıyla yağmurlarında arınma, günahlardan kurtulma/ mağfirete erme ayı…

Şehr-i Ramazan; son on gününde ramdu yönüyle dövülmüş demir gibi incelme, şekillenerek ideal hale kavuşma/cehennemden kurtulma ayı…

Şehr-i Ramazan;  yüce kitabını indirdiğine dikkat çekercesine bu aya sahip çıkarak belki kendi adıyla onurlandırdığı/Allah’ın bir adının gölgesinde yaşadığımız; kul olmayı öğrenme ayı…

Şehr-i Ramazan; sarılmaya memur edildiğimizi ipin uzandığı ay; Kur’an Ayı!

 

Nasıl bir ay geldi bize?!

 

(Bu Yazı Ayizi Dergisi’nin 6. Sayısında Yayımlanmıştır)

Posted by
Categories: Genel, Makaleler

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumlayan siz olun!
Yorum Yap