KÜRTLER ÖZGÜRLEŞMEDEN NE SEÇİM NE ÇÖZÜM

Pazartesi, Ağustos 17th, 2015 @ 4:46PM

KÜRTLER ÖZGÜRLEŞMEDEN NE SEÇİM NE ÇÖZÜM

Osman ARSLAN

Sürekli tekrarlanıyor: 7 Haziran seçimlerinde Türkiye siyasal tarihinin demokratik temsil kabiliyeti en yüksek olan Meclis tablosu oluştu! Bu tezin dayandığı ana gerekçe de yüzde 10 barajına takılarak dışarıda kalan oy miktarının az olması. Doğrudur. Ancak seçim sistemleri “temsilde adalet, yönetimde istikrar” arar. Temsil kadar istikrar sağlaması da önemli olan seçim sisteminin, bir miktar baraj koyması genelde seçim sistemlerinde görülen bir durumdur. Fakat Dünyanın hiçbir ileri demokrasisinde bizdeki kadar yüksek seçim barajı yoktur. Baraj, azami yüzde 5 civarında olmalıdır ki istikrar yanında temsilde adalet de sağlanabilsin. Ancak, seçimlerin demokratikliğinin tek başına ölçütü de baraj değildir. Demokratik irade üzerinde ‘bozucu’ etkisi olan daha önemli etkenler vardır. Ve kanımızca bunlardan birisi de 7 Haziran 2015 seçimlerinde yaşanmıştır.

TEHDİTLER, BASKILAR, CİNAYETLER UNUTULMADI

7 Haziran seçimlerinde seçmenin irade hürriyeti tesis edilememiştir: PKK’nın mezra ve köylerde, bazı kentlerde mahalle mahalle nasıl toplu oylar verdirdiği malumdur. Açık oylar attırdığı da bir malumu tekrar olacak. Eğitim düzeyi en yüksek olan yerlerde bile yüzde onları geçen iptal oyları olabilmişken;  Türkçe dahi bilmeyen, okur-yazarlığı olmayan, mezralarda yaşayan Kürt vatandaşların oyları arasında tercih hatasından dolayı iptal edilen oy pusulası çıkmaması seçmenlerin oyları kendilerinin dahi atmadığının kanıtı niteliğindedir. Ya HDP’ye silme ve firesiz oylar çıkması, bir kişinin bile farklı tercihinin olmaması hayatın olağan akışına aykırı değil midir?  “Sandıklardan tek oy bile başka partiye çıkarsa hepinizi mahalleyle beraber yakarız!” tehdidi altında kullanılan oylar, ibretlik cinayetler, seçimin ertesi günü şımarıklık tescili infazlar unutulmadı. Kanla ve tehditle sandıkların kirletildiği hafızalardan çıkmadı.

HARAM OYLARLA HELAL İKTİDARI ÇALDILAR

Böylesi baskılar altında verilen oylarla, toplamda yüzde 2.4’lük bir irade saptırılmış olsa bile Türkiye’de tek başına iktidarın çıkmama, dolayısı ile ülkenin kaderini etkileme kabiliyeti ortadadır.  Meclis aritmetiğinin gayrı meşru ve gayrı ahlaki, demokrasi dışı yöntemlerle açıkça saptırıldığı ortada iken, seçimlerin demokratikliğine övgü yağdırmak ne demektir? Bazıları silah bile sıksa ‘demokrat kalma imtiyazı’ ile mi dünyaya geldiler? Kaldı ki, ülke genelinde seçmen tercihlerinde kayma yüzde 5 civarında tecelli etmiş iken Güneydoğu oylarında yer yer yüzde 45 düzeyinde tercih kayması yaşanması başlı başına bir baskı kanıtı değil midir? 7 Haziran seçim sonuçlarını ‘yasal’ ilan edebilirsiniz. Kabul ederiz. Fakat silahların gölgesinde saptırılmış iradelerin ‘haram oyları’ ile sonuç belirlediği bu seçimlerin ‘demokratik meşruiyet’ini kabul etmiyoruz. Bu yolla Kandilden tayin edilecek bir Türkiye geleceği, sadece felaket getirir.

KIRK AYAKLI KIRK HARAMİLER

HDP ve şerikleri(PKK, KONGRA-GEL, DBP, KCK, YDG-H…) kanla sokakları, silahla elleri, uyuşturucu ile toplumu, kaçakçılık ile ekonomiyi, kara para ilişkileri ile finans dünyamızı kirleten işlevlerine sonunda demokrasiye yaptığı irade saptırıcı baskı ile siyaseti de kirletmeyi eklemiş durumdadırlar. Meslek haline getirdikleri gayrı meşru ve gayrı ahlaki uğraşları ile bölgenin ve Türkiye’nin kirlilik odağı olan bu hareket, âdeta kırkayak gibi eşgüdümlü yürüttükleri dağ, kent, gençlik, STK, Belediye ve siyaset ayaklarıyla; Allah’ın lanetlediği meşgalelerini şeytana rahmet okutacak bir hünerle becerdikleri medya sihirbazlığı sayesinde gizleyerek ‘sûret-i hak’ görünmeyi beceren ‘Türkiye’nin kırk haramileri’ olmuşlardır. Temiz siyasetin, temiz bir hayatın temsilcisi bir hareketin Kürt kardeşlerimizi temsil etmesini ne kadar isterdik!..

DAĞDAN İNME İNSANLARLA SİYASET

HDP gerçekten samimi olsa idi bir umut olabilirdi. Girdiği her samimiyet sınavını kaybetti. Tek sözü ve iddiası gerçek çıkmadı. Çünkü ağızlarındaki dilleri bile kendilerine ait değil.  Yalan ve aldatmalarla köprüyü geçtiler ve dinamiti patlattılar. Seçim öncesi de sonrası da Kandil’den emir aldılar. Kürtlerin gerçek temsilcilere ihtiyacı var. Dağdan inme insanlarla yürümüyor.

“SANDIKTAN SANDIK ÇIKTI”

Koalisyon görüşmeleri umutsuz sona doğru gidiyor. Seçim sonuçlarını değerlendirdiğimiz “Sandıktan Sandık Çıktı” yazımızda da mevcut tablonun bu yönüne vurgu yaparak bir hükümet kurulabileceğini düşünmediğimizi, olacaksa da MHP ile AK Parti’nin kurmasının mümkün olduğunu yazmıştık. Doğrusu, MHP ve HDP iki uç olarak görüldüğünden iki merkez Parti olan AK Parti ve CHP’nin hükümet kurması senaryosu Beyaz Türklerin başlıca amacıydı. Beyaz Türklerin tavrını belirleyen; ülke, ekonomi, millet, maneviyat ne varsa her şeyi değiştirdikleri Erdoğan husumeti tutumu, Bahçeli’den de ‘şerefsiz’ nitelemesini almıştı.

KISIR TABLO

Fakat AK Parti ile CHP arasındaki siyasal genetik uyumsuzluğu, diğer partilerle kurulduğu takdirde ‘merkez’i uçlara kaydıracak koalisyon formülünün ‘Türkiye’nin bu kritik eşikte yaralarını azdıracağı’ gerekçeleri, yeniden seçim gerekiyor, kanaatimizin başlıca argümanıydı. “Sandıktan Sandık Çıktı” yazımızda belirttiğimiz gibi, kanaatimizce Sayın Erdoğan’dan tamamen bağımsız nedenlerle; yapılan oylamalarda özellikle Kürt seçmenlerin özgür iradeleri ile oy verememiş olması ve ortaya çıkan meclis tablosunun hükümet yapmaya kısır doğması nedenleri ile seçimler yenilenmek durumundadır.

ÖNCE KÜRTLER ÖZGÜRLEŞECEK

Bundan sonra da, Kürtler özgürleştirilmeden yapılacak seçimler meşruiyet ifade etmeyecektir. Kürtleri özgürleştirmekten bahsediyoruz; eskiden Kürt halkı üzerinde Devletin inkarcı politikalarının baskısı nedeniyle bir meşruiyet kılıfı kazanan terör örgütü vardı. Fakat bugün Yörüklerin, Lazların, Çerkezlerin, Abhazaların, Tatarların, Arapların, Boşnakların, Arnavutların, Aramilerin, Süryanilerin, Rumların, Ermenilerin olmayan haklarına Kürtler sahip olmuştur. Hukuk, alanlarını genişletmiş, sistem içine almış, siyaset temsil fırsatını vermiş, devlet Kürtleri kucaklamıştır. Böyleyken artık devlet değil PKK, KCK, YPG-H, HDP dörtlüsü Kürtlerin Baas Partisini oluşturmuş, militer güçleri ve faşizan politikaları ile baskıladıkları Kürt halkının iradesini teslim almışlardır. Kürtleri, dağdaki, kentteki, gençlikteki ve siyasetteki bu dört maskeyle ortaya çıkan terör örgütünden kurtararak özgürleştirmek demokratik hukuk devletinin gereği, insanlık ödevi ve tarihi görevdir.

ANCAK ÖZGÜRLEŞEN KÜRTLERLE ÇÖZÜM OLABİLİR

Kürt halkına bütün bu haklar verilmişken, üstelik –bize göre yanlış bir kurgu ile de olsa- barış masası kurulmuşken ne adına, ne için teröre devem edilebilir ki? Bu vakitten sonra bir tek şey için yapılır: Kopmak! Olabilir. Kopabilirler. Nitekim iki il ve onbeş ilçede ‘özyönetim’ (özerklik) ilan ettiler. Hayatta her şey mümkündür. Ancak haklı bir dava temelinde ve doğru bir metot ile olabilir bu kopuş!.. Terör örgütünün silahlı baskısı altında asla değil. Karşısında hukuku olmayan(eşkıya) silahı gören insan özgür değildir. Kürtler özgürleşmiş olarak kararını vermelidir. Sağlıklı ve sağduyulu bir zeminde kendi geleceklerini belirleme haklarını kullanabilirler. Adana’dan İzmir’e sahilleri, İstanbul’dan Antep’e Büyükşehirleri bırakıp Güneydoğu’da birkaç ilde toplaşıp Doğu komşumuz olmak istiyorlarsa kendileri bilirler. Fakat bir tane makul, sade Kürt görmedim bunu isteyen. Bunun bile konuşulabilmesi için terörün tarih olması, Kürtlerin özgürleştirilmesi temel şarttır. Terörle mücadele insanlık görevidir, Müslümanlık icabıdır, hukukun gereğidir, demokrasinin varlık iddiasıdır, devletin boynunun borcudur.

TERÖRLE MÜCADELE ALLAH’IN EMRİDİR    

“Vakit Tamam…” yazımızda artık daha fazla gecikmeden askeri müdahale gerektiğini, ne barış ve çözüm karşıtı olduğumuzdan, ne de insanların kanı dökülsün istediğimizden yazıyorduk. Barışa inanmıyorlar, “hazırlıkları tamam, az daha gecikilirse iç savaşla kopacaklar” diyorduk. Allah’ın emri, aklın ve vicdanın gereği, kamu düzeninin zarureti terörle mücadele olduğu için, yarının geç olacağını bildiğimiz için yazmıştık. İsabet ki harekât başladı. Hiç temenni edilmez, fakat bir bedel ödenmesi gerekiyorsa değerleriniz için verilecek. Allah şehitleri boş yere yüceltip Peygamberlerden sonraki mevkide anmıyor! Her gün gencecik insanların acı haberleri geliyor.  Terör kan kusuyor, kan kusturuyor. Allah milletimize merhamet etsin, kardeşliğimizi bozmadan fitne ateşinden en az yarayla kurtulmayı nasip etsin.

ZOR GÜNLER GERİDE

Bu savaş yeni başladı. Asıl büyük eylemlerin geride olduğunu ön görmeliyiz. Çünkü canı yandıkça daha büyük eylemlere girişerek daha çok yıldırma çabası gösterecektir, örgüt. Artık şehirlerde, aramızdalar. Eylül ve Ekim’in daha zor geçeceğini düşünüyoruz. Güneydoğu illerinde medyadan yansıdığından daha kötü bir tablo olduğunu da yerel halktan öğreniyoruz. Fakat terör karşısında durmak zaten imkansızdı. Bu, er geç olacaktı.

ŞEHİTLERİMİZİN AİLELERİNİ YALNIZ BIRAKMAYALIM

Bir operasyona da adı verilen şehidimiz Ankara’nın Bâlâ ilçesinden Hamza’nın ailesine taziye ziyaretinde bulunduk.  On binlerce insanın katılımıyla yaşanan cenaze töreni sonrası hüzünlü bir metanet içindeydiler. Altmış beş yaşındaki babası, kırk beş yaşındaki amcası da dâhil “bizi göndersinler oraya” diyorlardı. Bâlâ bir Kürt ilçesidir. Bindiğim taksinin Haymanalı Kürt şoförü terörle mücadeleye gönüllü yazılmak için Genel Kurmaya başvurmuş. İnsanlık dışı olan bir eylemi benden, senden diye ayırmayacak kadar normal insanlar. Yakınımızda yöremizde eğer varsa, şehitlerimizin ailelerini Allah rızası için ziyaret edelim, yalnız olmadıklarını hissettirelim. Onlara borcumuz var, zira bizim için öldüler.

NE BİTMEZ SÜREÇMİŞ!

Fakat terörle mücadelede olup bitenlerde garip bir şeyler yok mu?

Dünya savaşları bile masaya oturunca üç ayda bir sonuca bağlanır. Bir örgütle masaya oturuyorsunuz ve 7 yıl sonra kaldığınız yerden çatışmaya devam ediyorsunuz. Bu normal midir?

Zaten biliniyordu, fakat şimdi anlatmak daha kolay: Bakıyorsunuz 7 barış yılı boyunca dağlarda cephane ve asker toplamış örgüt.  7 yıldır kendi silahını, füzesini, kalekolunu, karakolunu yapmış devlet de. Şimdi madem böyle savaşa hazırlanılacaktı sormak zamanı:  Perdenin arkasında yapılan neydi ki biz perdede ‘çözüm’ okuduk, ‘barış’ gördük.  İki tarafın da birbirine güvenmediği ve birbirine inanmadığı bir barış nasıl olabilirdi ki? Neyin oyununu oynadık yedi yıl boyu?

ONLARIN DESTEĞİ BİLE NİFAKTIR

Sadece kimin önce anlaşmayı bozacağı bekleniyordu anlaşılan. Terör örgütü bozdu. Devlet de geciken tepkisini verdi. Belki de bu konjonktürü ilk defa yakaladı Türkiye. İlk defa arkasında BM, NATO ve ABD desteğini bularak terörle savaşıyor. Bu ‘müttefik’ gücün desteğinin ne anlama geldiğini biliyoruz: Onlar PKK’nın gücünü biliyorlar ve Türkiye’nin böyle bir belanın içine girmesinden zevk alıyorlar aslında. Kan kaybetmemiz onların zaten istedikleri şey. Türkiye’nin başarısızlığı üzerine umutları da var. İlk defa içeride ve dışarıda silahlı mücadeleye girişti AK Parti iktidarı. Umarız bu sefer kararlı olunur.

MASAYA KİM MECBUR OTURURSA…

Mücadelede mütekabiliyet esastır, malum. Aynı dille konuşacaksınız! Silahlı güçleri masaya çağıramazsınız. Ya o sizi masaya mecbur edecek, ya siz onu! Acaba Oslo’da kim kimi mecbur etmişti? Hemen ertesinde Habur ’da yaşanan olaylar gösteriyor ki devlet kendisini mecbur hissetmiş! Çözüm süreci boyunca Habur ve benzeri sonuçları veren yanlışlıklar kadar, Devleti o dönemde acziyet durumuna düşüren ve yeni hükümete kendisini çaresiz hissettiren politikaların da tekrarlanmaması lazım ki terörle mücadelede başarı gelsin. Bu sefer masaya mecbur kalan terör örgütü olmalı.

TERÖRÜ BİTİRMENİN BİR TEK YOLU VAR

Terör örgütüyle veya temsilcileriyle elbette görüşülür. Görüşmeden nasıl çözeceksiniz sorunu? Masaya nasıl oturduğunuz önemli. Dünyada bütün terör örgütlerinin nasıl bitirildiği bellidir. İspanya’da, Afganistan’da ya da Sri Lanka’da. Kafkasya’da, Güney Amerika’da ya da Meksika’da… Liderlerini öldürür örgütü dağıtırsınız. Nitekim İsrail’in, ABD’nin sayısız lider infazları bilinir. El Kaide lideri Usame Bin Ladin, öyküsü en iyi bilinen örnektir.  Türkiye Devleti de Hizbullah’ı bitirmek istediğinde Hüseyin Velioğlu’nu öldürüp örgütü dağıtmıştı. PKK ile mücadelede ise bu yol izlenmedi. Örgütün lider kadrosunu adeta korurcasına mücadele edilmesi akla hep kötü ihtimaller getirdi. Liderler öldürülmediği gibi ele geçenler de ya ‘tanık koruma’ ile aramıza katıldı ya da idam bile kaldırılıp adalarda yaşatıldı. Böylece bir mücadele uzadı da uzadı.

90’LI YILLARA MI DÖNDÜK?

Bu örgütü gerçekten bitirmeyi istiyor muyuz? İşte devletin samimiyet sınavı burada.  Nereye kadar vurduğunu gördükçe ciddiyete ve samimiyete inanacağız. İşte o zaman “90’lı yıllara döndük” diyenlere hak mı vereceğiz, yoksa “hayır bu sefer başka” mı diyeceğiz, ortaya çıkacak!

Bu mücadele, 7 Haziran seçimlerinde gördüğümüz tablo karşısında “Kürtleri özgür iradelerine kavuşturma” sorumluluğu olan devletin vazifesini ifası anlamındadır.

Kürtler özgürleşmeden ne seçimin bir anlamı var, ne de çözümün imkânı var!15.08.2015

Posted by
Categories: Genel, Haberler, Makaleler

2 Comments to "KÜRTLER ÖZGÜRLEŞMEDEN NE SEÇİM NE ÇÖZÜM" yorum yap
Kutay
18/08/2015 at 16:01

Ey çok vicdanlı arkadaş!!! Evsahibini suçlarken hırsıza hiç mi sözün yok? Kürtler nasıl özgürleşecek? AKP ile PKK kıskacındaki ve de seçim hesabindaki bu Kürtler nasıl özgürleşecek? Türkler çok mu özgür? Zihinlerin, beyinlerin bu kadar ipoteğe verildiği bir Türkiye de özgür birey nasıl olacak? Masa başında entelektüellik taslamak kolay. Madam Kürtleri çok düşünüyorsunuz da, özgürleşmesini istiyorsanız da bu özgürlük alanını seçim hesaplarına tahvil eden AKP hükümetine ve de CB.’na bir çift sözün yok mu? Eh yakında seçim var. Bu ifadelerinizle bir bakarsın muktedirin tercihine layık görülürsün Osman beyyy

osmanarslan
18/08/2015 at 17:24

Kutay Bey, zihinlerin baskı altında olduğu konusunda size katılamıyorum; bu ülke zihinlerin ve fikirlerin en serbest olduğu, hatta başıboş olduğu bir yerdir. Yoksa bu kadar çeşitli, aykırı ve hatta uçuk kafaya sahip, enva-i çeşit herzeyi fikir diye satanların talep gördüğü bir panayır yeri olamazdı. Şahsıma dair yanıt vermek istemezdim ama uluorta sayıp döktüklerinizden hiç tanımadan ve bilmeden hüküm verip yazabildiğiniz anlaşılıyor; zira, ömrünün 33 yılını ülkemiz için aktif mücadele içinde geçirmiş bir insana ‘masa başında oturup yazmak’tan, Yayımlanmış 32 eseri olan, beşyüze yakın konferans vermiş, binlerce toplantı ve seminerde konuşmuş, onlarca kongreye katılmış bir yazara ‘entellektüellik taslamak’tan bahsedebiliyorsunuz. Aydın sayılmak için başka ne gereklidir? Sizinle aynı görüşü paylaşmak mı şart? Biz fikir namusunu koruyan insanlarız. Cumhurbaşkanına ve başbakana da yeri geldiğinde eleştirilerimizi görmek istiyorsanız eski yazılarımıza bakabilirdiniz. Eğer seçim öncesinde bu harekat yapılsa idi eleştirebilirdim. Fakat silahlanın çağrıları, mahallelerde tüneller kazın ve mevziler kurun emirleri ardından gelen savaş çağrısı ve saldırılara rağmen durulsa idi de eleştirirdim. Yanlış olan terördür. Önümüzdeki muhtemel seçimlere gelince; analitik bakmayıp muhalif propagandayı tekrar edenler gibi AK Partinin bu mücadele nedeniyle oylarını artıracağından o kadar emin değilim. Çünkü şimdiden hükümetin bakanlarına ve Başbakana şehit cenazelerinde sataşma ve saldırılar yaşanmaya başlandı. Böyle bir süreç normalde MHP’nin işine gelebilir. Fakat kimin işine gelirse gelsin; terör bitmelidir. Bunu göze alanları da bu nedenle eleştirecek kadar saf değilim. Muhalefete de önerim: ‘anti-Tayyip’ diye bir ideoloji de yok, fikir akımı da, ekonomik model de yok. Bunun tarihsel ve evrensel bir karşılığı yok. Biraz özgün ve düzgün, felsefesi olan birer parti olmaya çalışsınlar. Onlar düşüyor diye bu hataya bizim de düşmemiz gerekmiyor. Bir de eleştirinizin sonuna ‘muktedirin tercihine layık olmak’ şeklinde kinaye koymuşsunuz. Herkesin bir payeye kavuşmak için yalakalık yaptığı bir dönemde böyle şeyler düşünmekte haklısınız. Ancak bugüne kadar kaleminden kârı olmamış birisi olarak yanlış adrese gönderme yaptığınızı söylemek zorundayım. Tercihe konu olmak için aday olmak lazım. Aday değilim, bir talebim de, beklentim de yok. En az sizin hakkımdaki fikriniz kadar benim de niyetim yok. Bir tek senin özgürlüğün için bile savaşmak gerektiğine inanan birisi olarak tüm Kürt halkının özgürleşmesini elbette isteyeceğim ve elbette yazacağım. Eleştirileriniz için teşekkür ederim.

Yorum Yap