İsviçre İzlenimleri-2 Her Rengiyle Türkiye

Çarşamba, Kasım 13th, 2013 @ 10:27PM

İSVİÇRE GEZİSİ NOTLARI

22-26 Ocak 2010

 

 

 

Türk İşçiler Birliği salonunda Kreuzlingen Okul Aile Birlikleri yöneticileri ile düzenlenmiş bir Türk sofrasındayız. Yönetimde aktif rol alan eşleriyle birlikte bulunuyor bazı dostlar. Hüseyin-Adile Samsunlu, Mehmet ve Selma çifti, Hatice Hanım ve eşi toplantıda bulunan çiftler. Hamsi, pilav, mercimek çorbası, yeşil salata… her şey Türk usulü.

Karadeniz yemeği Kayseri Sohbeti

Karadeniz ağırlığı her ne kadar yemeklerde kendisini gösterse de masadaki insanlar arasında Kayseri ağırlığını hissettiriyor. Kayseri’den bahsederken; şık takım elbisesi altında üstten iki düğmesi açık beyaz gömleği parlayan, yan oturup kaşlarının altından delici bakışlar atan bir yiğit, sağ elini de masaya öle bir dirsekten bükerek dikine koyuyor ki, ‘az sonra racon sıralayacak’ diyorsunuz. Bu ‘Polat endamlı’ hareket gözümden kaçmıyor.

Soruyorum; nerelisiniz? Tahmin ettiğim gibi ‘Kayseriliyim’ diyor. Sonra birkaç Kayseri fıkrası, masayı kahkahaya boğarken oturuşu normalleşen beyefendiye yöneliyorum şaka olarak: ‘Haydi yine öyle otur Kayserili dostum…’  diyorum; Temel’e taş çıkartacak esprisini patlatıyor yeşilçamın Türk filmlerindeki erkek artistlerin ses tonlamasıyla: ‘Ben o kadar da Kayserili değilim. Amcamın oğlu Kayserili.’

Yanındaki uzunca ve biçimli saçlarıyla mütebessim ve ciddi duran beyi işaret ediyor. Sonradan samimi olacağız; bu kişi Sedat Bey, gösterdiği amcaoğlu Ayhan bey’di. Sanki amcaoğlu Kayserili oluyor da kendisi başka yerden çıkıyordu! Çok hoştu doğrusu…

Soruların Sonu Yok

Bu tatlı insan Sedat Bey ve amcaoğlu Ayhan Bey çok sevilen insanlar. Sedat, ilkin bu muhabbetle başlayan ve Özkan gibi bana eşlik eden bir başka dostum oldu İsviçre gezilerimizde. İsviçre’yi, Almanya’yı iyi bilen bir insan. Almanya tarafını, Kostanz’ı gezdiren Sedat Bey oldu. Hele Kostanz’daki Katedrali gezerken bütün ciddiyetiyle öğrenmeye çalıştığı konular ve bütün inceliğiyle patlattığı espriler harikaydı. Katedralde kilise ilahisi ses tonlamasıyla bazen adeta müzikal yapıyordu, bazen de sohbetimizin altına fon müziği… Özkan’ın fıkraları da Kilise’nin halk dilindeki konumunu yansıtır gibiydi. Bunları dinleyince bizdeki ‘Hoca fıkraları’nın oldukça masum ve saygılı sayılabileceğini düşündüm!..

Yemek sürerken ardı ardına gelen sorular sohbetimizi uzattıkça uzatıyordu. Gecenin gündemini en çok işgal eden konu ise Alevilik Sünnilik meselesi oldu. Türkiye saati ile gecenin ikisi, İsviçre saati ile gecenin birinde dağıldık.

Ayhan Bey’in aracındayız. Kayserili Ayhan Bey, aslında bir tesisatçı. Derneğin su, kalorifer tesisatını yapmış, daha da iyileştirecek. Öte yandan caminin de ısıtma tesisatına el atacağını söylüyordu. Yol alırken İsviçre’nin bahar şenliğinden bahsetti. Tam da o günlere denk gelmişim. Faslan deniyormuş buna. Bizim Nevruz’u andırıyor, diye düşündüm… Gece, isviçre’nin sakin boşluğu içinde tek başına akan bir aracın içinde neşeli sohbetler yapan dostlarla devam etti.

Zürih’te ve Ocak’tayız…

Ertesi gün küçük ziyaretler ve fotoğraflarla sakin bir Zürih yolculuğu yaptık. Zürih’i Sedat Bey tanıtıyor, Özkan Türk toplumuna dair yorumlar yapıyor, önceki gezimizden bir sima olan Erkan da anılara gönderme yapıyor… Konukseverliği, özverileri, dost canlılıkları ile kendimi evimde hissettirecek güzellikte insanlarla birlikteyiz. Bilmiyorum, Türklerden başka toplumlarda da bu özellikler var mıdır?

Zürih’te Türk İslam Kültür Ocağı’nın düzenlediği konferans için bulunuyoruz. İçerisinde mescit, yemekhane, kantin, toplantı salonu ve yönetim birimleri olan bir kompleks oluşturmuş Ocak. Alt katta da büyük bir konferans salonu hazırlamışlar. Güçlü bir grup oluşturmuşlar. Anadolu’nun nabzı ve portresi orada. Zürih ve İsviçre Başkanları gibi Avrupa Türk Konfederasyonu Başkanı Cemal Çelik Bey’de oradaydı. Akşam yemeğini birlikte yedik. Kozanlı hemşehrim irfan okutan’la sohbetimiz memleket üzerine açıldı. Ardından, Cemal bey’le Avrupa Türkleri üzerine değerlendirmeler yapılan bir sohbet yemek sonrasında da devam etti. Konferans öncesi Cemal bey’in bir konuşması oldu. Konferansımız yaklaşık ikibuçuk saat sürdü. Katılımcı kalabalığın canlılığı, heyecanlı alkışları ve konuşmanın bitmesine rağmen devamını isteyen duruşları nasıl bir açlık ve duyarlılık taşıdığını gösteriyordu Türk toplumunun.

Ve gece biraz atıştıracak, kendimizi Türk hissettirecek ve Türkiye’den esintiler alacak bir gezi planlamışlar dostlar. Onlarla birlikte ağır ağır dönüşe de geçmiş olduk. Otele doğru dönüş yolunu alırken dolu dolu geçirdiğim İsviçre zamanlarını renklendiren Sedat, Ayhan ve Özkan Beylerle sanki yıllardır birlikteymişiz duygusunu taşıyordum.

Her Rengiyle Türkiye Orada

Pazar günü Kreuzlingen’de konferansımız vardı. Otelden alınmayı beklemedim. Issız sokaklarında yürüdüm. Kahvaltı yaptım. Fotoğraflar çektim. Sonra salona götürmek üzere gelen Osman Bilgili Bey’le buluştum.

Büyük ve son derece modern olanakların olduğu bir toplantı salonundaydı program. Okul Aile Birliği Derneği, her kesimden Türk toplumunu bir araya getirmişti. Salonun dolmasıyla birlikte dernek Başkanı Hüseyin Samsunlu’nun açılış konuşması ve ardından konferans başladı. Yarım saat ara ve dört saate yakın süren konferansın ikinci bölümü soru cevaplardan oluştu. Toplantının en hoş yanı ise Türk hanımların evlerinde hazırladıkları börek, tatlı ve köftelerin Türk mutfağını tüm güzelliği ile taşımış olmasıydı isviçre’ye. Adile Hanım burada da öndeydi. Alçakgönüllü olduğu kadar, bir arı sabrı ve işçiliği ile Türk insanının sorunlarının savunusu ve giderilmesine adanmış aydın bir hanımefendi. Pek çok Türkün sorunu ile ilgilenen gönüllü bir yurtsever. Son olarak St Gallen kantonunda Müslümanlar için din kültürü derslerinin konulmasında da etkin rol oynamış. Minare yasağı konusunda da eşi Hüseyin bey’le birlikte girişim ve çabaları var. Atatürkçü düşünce Derneği’ni bırakmışlar. Fakat o bayrağı da İsviçre’de bu insanlar taşımış…

Posted by
Categories: Makaleler

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumlayan siz olun!
Yorum Yap