İNSANLIĞIN SON SAVAŞI

Salı, Haziran 21st, 2016 @ 9:09AM

İNSANLIĞIN SON SAVAŞI

Osman ARSLAN

Bazı sözler dönemini özetler: Churchill’in “Bir damla petrol bir damla kandan daha değerlidir” sözünün I. Dünya savaşında akacak kanların habercisi olduğu gibi. Bir ABD görevlisine atfen Birand’ın sarf ettiği “Türkiye, sadece Türklere bırakılamayacak kadar önemli bir ülkedir” sözü de sanırız son çeyrek asrın gelişmelerini özetlemeye yeter.

İki Dünya Savaşı’nda 60 milyon insan heder olmuş, 150 milyon insan sakat kalmıştı. Bugün Dünya’da 50 milyon insan silahlı çatışma içinde. 500 milyon küçük silah sürekli el değiştiriyor, askeri nedenlerle dakikada 1,9 milyon dolar harcama yapılıyor. Savaşan, haliyle ölenlerin yüzde 73’ü Müslüman coğrafyalarında yaşıyor. Tüm dünyanın silaha harcadığı para tek başına ABD’nin harcadığı paranın ancak yüzde 30’u olabiliyor. Dünya’da 15 milyondan fazla yerinden yurdundan edilmiş insan mülteci olarak yaşıyor ve göçler halen devam ediyor.

SAVAŞTAYIZ!

Yıllardır Ortadoğu’da ülkelerin verdiği günlük ortalama asker kaybı İran’ın 7, ABD’nin 9, Rusya’nın 10. Türkiye bu katara yeni katıldı. Ortalama günlük 3 şehit veriyor. Eğer şehit veriyorsanız bir kavganın, bir çekişmenin içindesiniz demektir. Her ülke gibi Türkiye’nin de istihbarat, hava, kara, özel kuvvetler ve deniz güçlerinin hepsi, uydu teknolojileri ve savunma sistemleri devrede.

Yani, savaştayız.

Sözü eğip bükmeye gerek yok: Birinci Dünya Savaşındaki durum neyse aynı cepheler var yine: Düvel-i Muazzama ile Osmanlı’nın sahibi ve omurgası olan Türkiye arasında yaşanıyor savaş. Arap ayaklanmaları, Irak, Filistin, Trablusgarp cepheleri ve Mısır devrimi tıpkı yüz yıl önce olduğu gibi günümüzde de tekrarlandı.

KAÇARI YOK TUZAKLAR

Elbette vatan bölme faaliyetleri de kendini tekrar ediyor. Güneydoğu’da yıllar süren ince hesaplarla planlanan özerklik ve bölünme oyunu öylesine mükemmel hazırlanmış ‘kaçarı yok’ bir tuzaktı ki!.. Gelinen noktada, biz ödenen bedellerin acısını hissederken Dünya Türkiye’nin aldığı sonuçları hayretler içinde izliyor. Şehrin içinde, halkın arasında bulunan teröristleri sivil insanlardan ayırıp temizlemek, Batının bundan önce örneğine rastlamadığı, hayal bile edemeyeceği bir işti! Kurulan bu ‘esaslı tuzak’la da Türkiye’yi bölemeyeceklerini gördüler. Üstelik PKK terör örgütünün siyasal uzantısı olan HDP’ye yüzde yüzlere yakın oy veren Kürt halkının HDP’ye, kent savaşlarında PKK’yı yalnız bırakışı, Kürt nüfusun bölünme amacıyla değil, kahir ekseriyetle barış içinde birlikte yaşama niyetiyle, ‘artık kırk yıldır üzerimizde yürüyen şu tedhiş bitsin’ düşüncesiyle destek verdiğini gösterdi. Devletin sivil halkı teröristten ayırarak mücadele yöntemi AİHM tarafından da onaylanan ‘insani mücadele’ hüviyeti ile Dünya tarihinde bir ilk ve örnek uygulama olarak yerini aldı.

Fakat çatışma bu, canlar yanıyor, evlatlar ölüyor, insanlar sakat kalıyor, evler, barklar yıkılıyor. İnsani dramlar yükseliyor doğudan, batıdan… İç yakan trajediler, hiçten yere ödenen bedeller, yüreklerimizi burkuyor. Kaybolan değerlerimiz; şehitlerimize bir yanıyoruz, kendi topraklarımızda doğmuş evlatlarımızı terör örgütlerine kaptırıp, karşımızda düşman olarak görüşümüze bir yanıyoruz!

PETROL SONRASI ENERJİ İÇİN HEDEF ANADOLU

Rockefeller Ailesi petrol yatırımından “doğaya saygı” gereği çekileceğini açıkladı. Ardından ABD hükümeti de kademeli şekilde petrol üretiminden çekileceğini, önümüzdeki dönemde Dünya’daki petrol üretimine de kısıtlama getirecek düzenlemelere gideceğini açıkladı. Bu, belki önümüzdeki 10 yıl sonrasında petrol dünyanın ana enerji maddesi olmaktan çıkacak demektir. Beraberinde petrole dayalı ekonomilerin zayıflayacağını düşünmek gerekiyor. Yani bu karar Rusya ve Arap Dünyasını zayıflatacak, yoksullaştıracak, güç olmaktan çıkartacak bir gelecek planı demektir.

İşte bu süreç ekonomisi petrole dayalı olmayan, petrol sonrası enerji kaynaklarının rezerv cenneti olan Türkiye’yi “sadece Türklere bırakılamayacak kadar değerli” kılıyor. Türkiye’de bulunan enerji kaynakları Dünyanın bundan sonraki 500 yılına yetecek miktarda. 100 yıl önce 200 yıllık rezerv miktarına Birinci Dünya Savaşı faciası yaşandı. Sizce 500 yıl için neler yapılır? İşte coğrafyamızda yaşananların temel nedeni budur!

İNSANLIĞIN SON SAVAŞI

Etrafındaki ekonomiler zayıflarken bir yıldız gibi parlayacak bir Türkiye, Osmanlı hinterlandına yeni bakışıyla en büyük tehlikeyi oluşturmaktadır egemen güçler için. İşte bunun olmaması için ne gerekirse yapmaya kararlılar. Akacak kan, yaşanacak dramlar umurlarında olmayacak. Bu, belki üçüncü Dünya Savaşı değil, insanlığın son savaşı!

‘ABD-İsrail-İngiltere üçlemesi’ peşine taktığı Dünya ülkeleri ile yeni geleceğin mühendisliğine soyundu. Bu mühendisliğin temel atacağı yerin Anadolu, hedefin de Türkiye olduğu açıktır. Ya bu süre zarfında Türkiye’yi teslim alacaklar, ya da Türkiye yeniden süper güç olarak tarihteki rolünü yeniden üstlenecek!

Bunun için yapmaları gereken ilk şey Türkiye’yi zaafa düşürmek, bölmek, kargaşalar içinde bırakmaktı. Ve bu amaçla her türlü kaos senaryosunu oynadılar.

 “BİZ AYRILAMAYIZ”

 “Eğer iki kabile savaşıyorsa bir araştırın, mutlaka oradan bir İngiliz geçmiştir” sözü Afrika kadar Ortadoğu için de geçerli.  Fakat  bu çatışmada ‘beynelmilel fitne ustaları’ hayretler içinde kaldılar!.. Kürtler ve Türklerin “Biz ayrılamayız” mesajını bir şamar gibi yüzlerine yediler. PKK ve HDP’ye devlet tarafından uzatılan elin çaresizlik ve acizlikten değil, samimiyetten, iyi niyetten kaynaklandığının anlaşılması için bu kadar kan dökülmesi, kentlerin yıkılması, insanların mağdur olması mı gerekiyormuş!

‘Kaçarı yok’ tuzaklar bir tane ile sınırlı değildi. ABD bir senaryo yazarsa tüm boyutlarıyla hazırlardı.

Darbe senaryoları, ekonomik tuzaklar, Türkiye’yi krizlere çekme oyunları, gezi olayları ve iç savaş senaryoları Türkiye’nin önünü kesmek için bir bir yoluna çıkartılmış, hepsi de boşa çıkmıştı. Fakat mücadele ciddiydi. Dünyanın geleceğini şekillendirecek enerji kaynakları bu topraklardaydı. Bir kez başlayan bu savaşın bitmesi ihtimali yoktu.

Tuzaklar türlüydü, oyunlar sıralıydı…

IRAK’TA KESNİZANİ TARİKATI

Bugün Irak tarihi yazılırken kimsenin zikretmediği devrimde etkili olan asıl kadroyu kaydetmek bize çok şey anlatacaktır: CIA ve Mossad’ın Irak’ta kurdukları ve 1960’lı yıllardan bu yana adım adım Saddam Hüseyin’in çevresini ve Irak devlet kurumlarının üst düzeylerini kontrolüne alırken Irak halkının da gönüllerinde büyüyen Kadiri Kesnizani Tarikatı’nın faaliyetleri dikkat çekicidir. Irak Devlet kurumlarında kontrolü ele aldıktan sonra Saddam Hüseyin’in işgalci güçlere karşı savaş emirlerini tutmayan işte bu tarikattı. Şeyhleri, tek mermi sıktırmadan Irak’ı teslim ettirdi. Üstelik Kesnizaniler, 30 yıl hizmetinde büyüdükleri Saddam Hüseyin’in adresini “ülkeyi soyan diktatör” diye ihbar ettiler. Irak devletindeki bu yapılanma Irak’ın ABD tarafından işgalinin görünür olmayan ama gerçekte işi bitiren etkeni olmuştu.

Saddam Hüseyin’i savaşlar yıkamamıştı. İhtilaller, halk ayaklanmaları yıkamamıştı. Ama bir tarikat çıktı ve ruhu bile duymadan altından devletini alıp kendisini Irak’ın kumlarına gömdü! Saddam, paşalarının bile bu tarikat örgütünün kontrolüne girdiğini ve gayr-ı milli odaklardan yönetildiklerini anladığında çoktan iş işten geçmişti.

ŞİİLİĞİN HARİTASINI ABD NİÇİN GENİŞLETİR?

Kesnizaniler sadece bir iktidarı devirmedi Irak’ta; Şahlık döneminde yine kadiri olan Safeviyye tarikatının Sünni Safevi toplumunu Şiiliğe evirip, ölmek üzere olan Şii İslam inancını bir siyasal hareket halinde tarihe dirilten tecrübesini tekrar eder gibi Irak’ın Dünya mezhep haritasındaki yerini de değiştirdi: Sünnilere zulüm mekanizmasını tetikledi, Irak’ı İran’a doğal müttefik yaptı, Basra’yı ABD’ye üs kıldı, Kuzey Irak’ta Kürdistan oluşturdu!

Yani bir kalemde dört bela birden doğurdular. Bu nasıl bir dini harekettir? Türkiye ise kendisi için en hayati olanıyla, bunlardan sadece Kürdistan sorunu ile baş edebildi.

Bugün İran’la ABD arasında kurulan birlikteliği bilmesek bile, bir CIA-Mossad yapımı olan Kesnizani Tarikatı’nın Irak’ı getirdiği İrancı noktadan, İran’a ambargonun devam ettiği yıllarda bile ABD’nin tercihlerinin yönü; kimlerin kendi hizmetinde olduğunu açıkça ortaya koymuyor mu?!  Fazla söze hacet var mıdır, bu tablo gören gözler için çok manidar değil midir?

PAKİSTAN’DA TAHİR’UL KADRİ

Pakistan örneği de ilginçtir: Darbe ile gelen askeri yönetimin kendisini tutuklaması endişesi ile ülkesi Pakistan’dan 2005 yılında Kanada’ya kaçan Tahir’ül Kadri Hocaefendi şartlar olgunlaşınca, devlet kurumlarındaki kendi talebeleri aracılığı ile yürütülen hükümet hakkındaki yolsuzluk dosyalarının sarsıntıları arasında, 7 yıl sonra,  2012’de İslamabad’a döner. Başlattığı siyasi muhalefet ve sonrasında oluşumunda etkili olduğu yeni hükümetin tutumu da bir o kadar manidardır: Tarihte ilk kez “Dost ve kardeş Pakistan” ABD yanlısı oldu, BM’de Türkiye’yi desteklemeyen oylar kullanmaya başladı. Türkiye ile mesafeli hale geldi.

Arap Baharı sonrasında iktidara gelen Libya’da Hafter, Mısır’da Sisi, Tunus’da Gannuşi, geçmişlerinde ABD ve İngiltere yaşam öyküleri olan liderler, İran, Irak ve Suriye gibi hep aynı noktada birleştiler: Türkiye karşıtlığı!..

Hatta Ürdün’de Arap ülkelerinin temsilcileri ile düzenlenen “Teşekkürler Türkiye” toplantısında Tunus lideri Gannuşi’nin temsilcileri “Türkiye’nin peşine takılmayın” mesajı veren bir mektubu okuyup toplantıyı terk ettiler.

İSLAMOFOBİA MI?

Şimdi tüm bu sonuçları alt alta yazıp toplarsak ortaya bir sonuç çıkıyor: Dünya Türkiye’ye karşı değiştiriliyor!

İran tehditti, İslamcıydı, Pakistan’da da şeriat vardı, Libya da İslam devletiydi. İslamofobia eğer gerçekse; bütün bu devletler değil de neden laik Türkiye’ye karşı önlemler alıyorlar? Yarım yüzyıl bu ülkelerdeki düzenlere, hiçbir şeye dokunmayan Batı, Türkiye nüfuz genişletmeye başlayınca bütün kartlarını açıp kozlarını oynadı ve Dünyayı kana bulayıp, onlarca ülkeyi, sınırlarını ve iktidarlarını değiştirip Türkiye’ye ‘karşı pozisyon’ aldırttı!

İslamofobia bile bir perdeleme; gerçekte bunun adı Türkfobia’dır! İslam Dünyasında ABD’nin tedirgin olacağı bir güç var mıdır Allah aşkına?

Bu durumu, “Türkiye Dünya’da yalnızlaşıyor” diye yorumlayanlar yanılıyorlar. Zaten Türkiye önceki dönemde de tüm komşuları ile sınır sorunları ve kavgaları olan bir yalnız ülke değil miydi? “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” sözü neredeyse sloganımız olmamış mıydı? Demek ki Batı Türkiye’yi her zaman yalnız ve zayıf tutmaya oynamıştır ve oynayacaktır! Bu, Türkiye’nin tarihi misyonundan, yeryüzündeki duruşundan kaynaklanmaktadır. Mevcut iktidarı suçlayıp devirince de etrafımız dostlarla dolmayacak demek ki! Gerçekleri doğru okuyalım; Türkiye sınırları zorlayıp “komşularla sıfır sorun” diyerek mevcut şartları lehine çevirince, küresel baronlar Dünyayı Türkiye aleyhine yeniden kurguladılar. Hepsi bu.

Bu yalnızlıktan kurtulmanın iki yolu var: Ya Türk ve Müslüman olmaktan vaz geçeceksiniz, ya da size muhtaç olacakları, korkacakları kadar güçlü olacaksınız!

Siz hangisini seçerdiniz?!

KORKTULARSA İYİDİR

Dünyayı değiştirmeleri de kötü bir şey değil. Bizden ‘korktular’ demektir. Yani doğru yola girmişiz demektir. Sadece, Dünya’daki bu değişimi lehimize yönetememiş olmamız biraz şapkayı önümüze koymak gerektiğini göstermektedir.

Gerçek şu ki, Türkiye sahneye çıkınca hızla genişleyen nüfuz hinterlandı Batıyı korkutmuş ve önlem almaya sevk etmiştir. Yani ne İran, Ne Libya gerçek bir tehditmiş… Hepsi bir yalan ve oyalamaca imiş!.. Demek ki gerçek rakip Türkiye imiş. Öteden beri milliyetçi ve mukaddesatçıların savundukları bu fikir böylece sadece mazi ile değil yaşanan tarihle de doğrulanmış oldu.

Türkiye’nin başına elleriyle ördükleri terör çıbanının kökünü Kandil dağlarından Kobani düzlerine indirerek Güneydoğu’daki şehirlerde hazırladıkları terör örgütünün halk destekli yürüteceği gerilla savaşlarını beslemeyi planlayanlar; milyonlarca insanın tehciri ile ekonomimizi, milli güvenliğimizi ve demografimizi de aynı anda tehdit ettiler. Tarihin en büyük göç dalgasını göğüslemeyi, ekmeğini bölmeyi, üç milyona yakın insanı yurduna kabul ederken teröre karşı da azami başarıyı sağlamayı bildi Türkiye.

TÜRKİYE’NİN İTİBARI HEDEFTE

Bu milletimiz için sadece başarı değil aynı zamanda bir özveri öyküsüdür. Sağladığı insani yardım Batı’dan daha fazla olunca dünyada haklı bir itibar kazanan Türkiye’nin bu prestiji de Batıyı rahatsız etti. Dünyanın neresinde bir insani felaket varsa oraya yetişen bir Türkiye… Yardım isteyen her ülkeye; soymadan, kaynaklarına el koymadan yardıma koşan Türkiye… Göç edenleri bağrına basan Türkiye… Bunu yaparken şovunu yapıp insanlık havarisi kesilen batıya karşı yerine getirmedikleri sorumlulukları hatırlatan Türkiye….

İşte bu yükselen prestiji de engellenmeli, insani değerlere sahip çıkan imajı bozulmalı, tabiri caiz ise karizması çizilmeliydi Türkiye’nin. İlk Dünya Savaşında yan yana olduğumuz gibi yine yakın partnerimiz olarak duran Almanya üzerinden bunu yaptılar: Ermeni Soykırımı Yasası çıkarttılar Alman Parlamentosuna.

SOYKIRIM YASASI AKIL İŞİ Mİ?

AİHM’in Perinçek kararına rağmen, hukuksuz olduğunu bile bile, kendileri tehciri zorlamışken kendilerine de dokunacağı halde, siyaseten Türkiye ile iyi geçinmeye çalışırken araya diken serme saçmalığını göze alarak, üstelik ülkesinde yaşayan 3 milyon Türkü durduk yerde sorunlu hale getirmeyi umursamadan, hiçbir sonucu olmayacak bu hamleyi neden yaptı Almanya? Akıl işi mi Allah aşkına?

Verilecek her cevap komik kalmaktadır. Akılsız ve anlamsız gelmektedir. Ermenilerin kaşına gözüne hayran değiller. Ermeni Diasporasının da bir gücü yok üzerlerinde. En büyük pazarı olan Türkiye ile ticaret hacmi Ermenistan devletinin bütçesinden kat be kat fazla. Derdine ne oluyordu Almanya’nın da bu kararı aldı?

Belli ki “bayram değil seyran değil..” iken bu kararı Almanya’ya bir aldırtan var! O kararı aldırtanlar diyor ki: “Türkiye, aklını başına al! Haddini aşma! En yakın ilişkide olduğun Almanya’yı bile bir günde karşına geçirtecek güçteyiz biz!”

TÜRKİYE AKLINI BAŞINA ALIR MI?

Pekiyi, Türkiye “aklını başına alır” mı? Yeniden kendisine biçilen kalıpların içine çekilir mi bu ülke?

İşte bu, tarihin akışına, milletlerin doğasına aykırı. Türkiye tarih sahnesine bir kez çıktı ve “ben de varım” dedi, meydan okudu. Bundan sonra sonu ya zafer, ya hezimet olur ama onu kimse geri döndüremeyecektir. Zira milli irade öyle bir şeydir ki, coşkun bir sel gibi kabarıp kalkınca ilerleyip gittiği menzilden istese de geri dönemez.

Başarı şansı nedir Türkiye’nin?

Savaş açılamayacak kadar güçlü bir devlet, terk edilemeyecek kadar köklü ve önemli bir vatan, içten çökertilemeyecek kadar sağlam yapılı bir millet yaşıyorsa Anadolu’da, başaracaktır.

Bu üçü de ‘inanç’ işidir. Türkiye ideallerine inanır ve arkasında durursa başaracaktır.

TEST ETTİLER ANLADILAR

Öyle olduğuna biz inanıyoruz. Onlar da test edip anladılar:

Rus uçakları aracılığı ile savaşı göze alıp alamayacağımızı sınadılar, savaşacağımızı anladılar. Türkmen Dağı saldırıları ile mukabele kabiliyetimizi ölçtüler. Sonuçtan emin olamadılar. Türkiye’yi zayıf düşürmeden savaşmayı artık düşünmezler.

Paralel yapı girişimi ile devlet geleneğimizi zorladılar, devletin çökerttiklerini düşündükleri sigortalarının halen nasıl dipdiri durduğunu gördüler.

Terör örgütü ile vatan için bedel ödeyebilme kapasitemizi yokladılar. Hayallerini bile aştı, gördükleri.

Kürt-Türk ayrımcılığını zorluyorlar. Kürtler de Türkler de birbirine düşman olmadan, tahrikleri ve tahribatları iç savaşa çevirmeden teröre karşı birleşebildiler. Şaşkınlar.

ÖZGÜVENİMİZE SALDIRIYORLAR

Bütün bunları gerçekleştiren ruhu, özgüveni aşağı indirmeden bir şey başaramayacaklar.

Türkiye’nin Dünya’da itibarını aşağıya indirirken özgüvenini de yıkmak için psikolojik saldırıya geçtiler. Rusya’nın bir sebebi vardı. Uçakları düşmüştü. Suriye’de kendilerine ikmal arıyorlardı, biz engel olmuştuk… vs. Alman Meclisinin Ermeni soykırımı Kanunu çıkarması bu konjonktürde başka ne anlam taşıyabilir?

Bu saldırılar artarak sürecektir. Önemli olan bu saldırılar karşısında Türkiye’nin özgüvenini diri tutabilmesidir.

GİDİN KENDİ GAZETELERİNİZİ OKUYUN

Ermeni soykırımını kabul edenler, New York, Berlin, Paris 24 Kasım 1895 gazetelerini inceleseler yeter: Ermenilerin camileri basarak nasıl Müslümanları topluca katlettiğini okuyacaklar! 1896 Osmanlı bankası baskını ile Ermenilerin öldürdüğü vatandaşları, yüzlerce askerin öldürüldüğü garnizon baskını haberlerini okuyacaklar! Ama kulakları olduğu halde duymazlar!

1914 Kasım’ında The New York Times’ın başlığı: “Ermeniler Türk Ordusunu arkadan vuruyor!” Osmanlı ordusundan ayrılarak Rus ordusuna katılan Ermeni askerlerin ihaneti ve Ermeni halkın kent kent Müslümanları nasıl kıydığı kendi kaynaklarında yazılıyken, gözleri olduğu halde göremezler!

1915 Şubat’ında Batı basını Anadolu’nun her yerinde ve Van’da Ermenilerin toplu isyanları başladı, diyen kendi basınlarıdır. ABD Basınıdır “Van’da 80 bin Müslüman katledildi” diye yazan! Akdamar Kilisesine götürülen kadınların iffetlerini korumak için kendisini göle atarak intihar etmelerine hayret ettiklerini de kendi kaynakları yazıyor!  O tarihleri hatırlayalım, aynı günlerde İngiltere öncülüğünde İtilaf devletleri de Çanakkale Boğazı’na dayanmışlardı.

BİZE “SOYKIRIM YAP” DİYEN KİMDİ?

Bunlar olurken; 20 Nisan 1915 tarihinde müttefikimiz Almanya, General Bronsart Von Schellendorf imzasıyla Almanya adına Osmanlı’dan akıl almaz bir şey ister! Tamı tamına cümleyi aktaralım: “Almanya, bütün savaş alanlarının tüm canlılardan çok acele temizlenmesini Türklerden talep eder.”

Şu talebe bakınız! Hitler bu toplumdan çıkmasın da nereden çıksın! Resmi yazıyla Osmanlı Devletine “katliam yap!” diyebilen müttefikimiz Almanlar, ama buna rağmen yapmayan Türklere “soykırım yaptı” iftirası atanlar yine Almanlar!..

Zaten katliamlar karşısında Müslüman halk da silahlanmaya ve Ermenilere saldırmaya başlamıştır. Sadece oluruna bıraksa devlet, Osmanlı topraklarında tek Ermeninin kalmayacağı bir infial dalgası yükselmiştir Müslüman toplumda. Güvenlik güçleri izin vermeyince dağlara çıkan Müslüman çeteler intikam için Ermenilerin peşindedir!

SON İHTAR VE O GECE

1915 Nisan’ının ortalarında Enver paşa Ermeni Patrikliği’ne son ihtarı yapar: “Ya beşinci kol faaliyetlerinizi kesersiniz, ya da sonuçlarına katlanırsınız!”

Hiçbir önlem alınmadığını görünce de hükümet 24 Nisan 1915 günü 235 Taşnak Terör Örgütü liderini tutuklar. Bu tutuklamanın nedeni, istihbaratı alınan 25 Nisan gecesi için Anadolu’da toplu ve büyük Ermeni ayaklanması hazırlığını önlemekti.  Zaten aynı günün akşamı, 25 Nisan gecesi İngilizlerin Çanakkale’deki büyük kara harekatı gerçekleşti. Yani, eğer bu tutuklamalar olmasaydı bir yandan bütün Anadolu’da ayaklanma olacak diğer yandan aynı anda Çanakkale’ye büyük taarruz gerçekleşecekti. Bir gecede Osmanlı’nın işini bitirmiş olacaklardı.

Bunun danışıklı, ortak bir hareket planı olmadığını kim garanti edebilir? İngiltere’nin Ruslar eliyle Ermenileri ayaklandırdığı ‘o gece’ kendileri de Çanakkale’yi basacak, Hasta Adam o gece ellerinde can verecekti! Ama ne Çanakkale’yi geçebildiler 25 Nisan’da, ne ayaklanmayı çıkartabildiler!

Şaşkındılar.

Osmanlı Devleti, içine düştüğü bu zor şartlarda Ermeni halkı için bir önlem almazsa gerçekten soykırım olacağını görmekteydi. Bu nedenle Doğu Ermenileri güvenli bölgeye göç ettirilir. Tehcir denilen olay, işte Ermenileri koruma olayıdır. Asayiş sağlanınca da onlara geri dönme ve mülklerini alma hakkı tanınır. Ancak, kendi yaptıklarını bilen tehcir edilen Ermeniler, karşılık göreceklerinden korkar, kendilerini güvende hissetmez ve çoğu dönemezler.

“OLAYLARIN SEBEBİ BİZİZ”

Eğer gerçeği öğrenmeye niyetleri varsa Ermeni Devletinin kurucusu ve ilk Başbakanı Kaçaznuni’nin 1923 yılında Bükreş’te toplanan Taşnaksutyun Kongresine sunduğu 128 sayfalık raporunu dinlesinler: “Tehcir doğruydu ve gerekliydi. Gerçekleri göremedik. Olayların sebebi biziz…”

Soykırım yalanının ortaya atıldığı İngiltere’nin ‘Mavi Kitap’ının yazarı Toynbee’nin yazdıklarının gerçekleri yansıtmadığını anlattığı itirafını okusunlar, McCarthy’i okusunlar… ABD eski Başkanı Reagan’ın danışmanı Feid’i dinlesinler: “Beyaz saray araştırma yaptı. Ermenilerin 2 milyon Osmanlı Müslümanını öldürdüğü ortaya çıktı. Ermeniler gerçeği bildiği için kendi arşivlerini açmıyor. Türklerse açıyor.”

Savaşın tanığı Rus generallerin anılarını okusunlar kim kimi kesmiş? Soykırım var mıymış, yok muymuş? Doğrudan Ermeni Antranik Paşa’nın anılarını okusunlar, kendi Ermeni askerlerinin Türk köylerinde nasıl katliam yaptığını, ama devletin mukabeleye izin vermediğini…

110 TOPLU MEZAR!

Sonra gelsinler Bitlis’te 20 bin, Van’da parça parça 47 bin toplu Müslüman mezarını gösterelim. Uzun zaman ayırsınlar çünkü envantere kayıtlı Doğu ve Güneydoğu’da, Erzincan’dan Diyarbakır’a kadar Ermenilerin katlettiği Müslümanlara ait toplam 110 toplu mezar gezdireceğiz onlara… Varsa, yürekleri dayanabilecek mi merak ediyoruz! 110 toplu mezar!!! Milyonlarca can!.. Şimdi ülkemiz sınırları dışında kalan yerler de dahil olmak üzere bir tane Ermeni toplu mezarı gösteremeyecek kimse! Kalpleri olup hissetmeyenlere sözümüz yok!

Eğer iftira atılanın günahı alınıyorsa, Türk milleti günahsız hale gelmiş olmalıdır!..

Almanlarsa, saymakla bitmeyen günah galerilerine bu iftirayla birlikte bir yenisini daha eklemiş oldular!

“TANRI’YA YEMİN EDERİM Kİ!..”

Almanlara ithaf ederek, Ermeni Diasporasına ve örgütlerine olduğu kadar bugün PKK terör örgütüne de mesaj olabilecek bir notla son vermek istiyoruz yazımıza. 1921 yılında vatandaşımız olarak dünyaya gelen ve 1982 yılında Ermeni çetelerin iddiaları ve cinayetleri karşısında dayanamayarak kendisini Taksim’de yakıp intihar eden Artin Penik’in son sözleriyle: “Siz ASALA katilleri! Suçsuz insanları öldürerek hiçbir yere varamazsınız. Siz emperyalistler tarafından kandırılmışsınız. Tarih size yanlış anlatılmış… Biz Türklerle kardeşçe sürdürdüğümüz hayatımıza devam etmek istiyoruz. Ama siz merhametsiz bir biçimde masum insanları öldürmeye devam ederseniz Tanrı’ya yemin ederim ki yok edileceksiniz!.. Daha çok yazacaklarım var ama yazma nedenim yok. Günü geldiğinde Türk Milleti hepinizi cezalandıracaktır!”

Allah, milletimizi her daim zalimin hasmı, mazlumun dostu kılsın. Adaletin mihveri, hürriyetin timsali kılsın. Mazluma kanatlarını indiren, fakat zalime onurlu ve zorlu kılsın.

Gündelik olayların geriliminden, münferit yaraların tahrikinden, konjonktürel çatışmaların anaforundan, siyasal tarafgirliklerden arınıp tarihin büyük boy aynasından, milletimizin misyonu ve İslam’ın idealleri penceresinden bakınca her şey dupduru, apaçık.

Türkiye başını kaldırdıkça insanlık bu karanlık çağdan yeni bir adalet ve saadet çağına kapı aralıyor.

Allah, milletimizi korusun. Elini eli, yolunu yolu kılsın.

Posted by
Categories: Genel, Haberler, Makaleler

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumlayan siz olun!
Yorum Yap