HANGİ SİSTEM?

Cuma, Şubat 6th, 2015 @ 9:59PM

HANGİ SİSTEM?

Osman ARSLAN

Ak parti yine stratejik aklını konuşturdu: Türkiye 7 Haziran’da ikiye bölünmüş gibi Başkanlık Sistemi mi, Parlamenter Sistem mi tartışmasını ve tercihini yapacak. Kefenin yüzde ellilik dilimini temsil eden tarafta tek parti var, diğer tarafında bir çok parti var. Ak Parti’nin ana gündemi ‘Başkanlık Sistemi’ olunca MHP, öteden beri savunduğu Başkanlık sistemine karşı olduğunu açıkladı. İP, SP, BBP, HDP ve CHP zaten Başkanlık Sistemine karşılar.

SIRF MUHALEFET OLSUN DİYE

Bir tercih yapacaksak; sırf Sayın Erdoğan istiyor diye karşıt görüşü savunarak değil, ölçüp biçerek, tartıp, kıyaslayıp kabul veya ret kararını ondan sonra vermek lazımdır. Parlamenter sistemi zaten yaşıyoruz. Bu konuda bir karar verebilmek için Başkanlık Sistemini mukayeseli biçimde tanımakta yarar var.

YÜRÜTME SİSTEMİN AYRACI

Millet adına egemenlik yetkisi parlamentolar, devlet başkanları, hükümetler ve mahkemeler tarafından kullanılır. Yönetim sistemi, egemenlik yetkisini kullanan bu kurumlar arasında nasıl bir işbölümü kurulduğuna göre değişir. Fakat bu ayrımın kriteri pratikte yürütme yetkisini kimin nasıl kullandığına gelir dayanır. Ayırt edici unsur yürütmenin oluşumudur; yargı ve yasama ayrı bir güç olarak her sistemde vardır. Eğer halkın seçtiği başkan yürütme yetkisini tek başına kullanıyorsa Başkanlık sistemi,eğer Devlet Başkanı dışında bir de Başbakan var ve Kabineye Başbakan başkanlık ediyorsa Parlamenter Sistem denir. Eğer Cumhurbaşkanı, başbakanın da olduğu Bakanlar Kurulu’na başkanlık ederse buna Yarı Başkanlık sistemi denir. İşte ülkemiz sisteminde yetki karmaşası olduğu ve bunun da idareye ayak bağı olduğu gerekçesiyle Hükümet tek başına sorumlu bir Başkan’ın insiyatifli, güçlü bir yönetimini istemektedir.

LİBERAL DEMOKRASİNİN İKİ SİSTEMİ

Bir ülkede millet egemenliği anlayışı, kuvvetler ayrılığı ilkesi, çok partili hayat ve serbest seçimler varsa burada cumhuriyet de demokrasi de vardır. Bu ilkeler Başkanlık sisteminde de parlamenter sistemde de mevcuttur, olmazsa olmazlardır. İktidarın keyfiliğini ortadan kaldıran ve iktidarı sınırlayan denge mekanizmalarıdır bunlar. Dolayısıyla Başkanlık sisteminde de Başkanın yetkileri sınırlıdır. Amerika başkanlık, Almanya parlamenter ve Fransa yarı başkanlık sisteminde olan demokratik ülkelerdir. Hepsi de liberal demokrasinin egemen olduğu ülkelerdir. Sosyalist ülkelerin tek parti, tek ideoloji düzeniyle; haliyle diktatörlükle ilgisi yoktur ve olamaz. Sanırız bu bilimsel doğrudan hareketle Prof. Burhan Kuzu Başkanlık Sistemi’ne diktatörlük diyenleri ‘gırtlaklamak’ istiyorum demekte, çarpıtmanın bu kadarına isyan etmektedir.

PARLAMENTER SİSTEM HARİKA MIYDI?

Bir düşünür “Kötü bir Başkan tiran, kötü bir parlamenter sistem kaos demektir” der. Hangi hastalığa daha yatkın olmak isterdiniz? Sistemlere dair sorunlar her zaman çıkabilir; adı parlamenter sistemdi de yıllar yılı biz ‘şapkalı’ ‘militer’ bir demokrasiyi darbelene darbelene yaşamadık mı? Parlamenter sistem nedeniyle koalisyonlar ortalama 1,5 Yıllık hükümetlerle kaos üstüne kaos yaşatmadı mı bize? Demek ki Parlamenter sistemde değilmiş keranet. Başkanlık sistemi olunca diktatörlük olur kaygısı taşıyanlar parlamenter sistemde yaşadıklarımızın diktatörlük olup olmadığına ne derler?

Fren ve denge mekanizmaları bakımından hiçbir sistemin ötekine üstün olduğu söylenemez. Her sistem kendi içinde denge ve fren mekanizmasına sahiptir. Keramet sistemde değildir, sistemin kurgusu sağlam olsun yeter ki. Parlamenter sistem de cunta elinde ölebilir, Başkanlık da otokrasiye dönüşebilir.

BİZE UYGUN OLAN SİSTEM

Bu arada bir başka yanılgıya daha değinelim. Cumhurbaşkanını halk seçti diye Başkanlık ya da yarı başkanlık sistemi kurulması gerekmez. Halk seçti diye Cumhurbaşkanı daha fazla yetki kullanmalı diye bir kaide de yoktur. Örneğin Fransa’da halkın seçtiği Cumhurbaşkanı Bakanlar Kurulu’na daima başkanlık eder. Başbakanı atar. İsterse meclisi feshedebilir. Oysa,yine Cumhurbaşkanını halkın seçtiği, Finlandiya, Avusturya, Portekiz ve İrlanda’da Başbakan etkindir, Cumhurbaşkanları semboldür bizdeki gibi. Demek ki kural yok; demokrasi kaliteli bir kumaş gibidir; size düşen kendi bedeninize uygun bir elbise, yani ‘size uygun hükümet sistemi’ çıkartmaktır.

UZLAŞMA KÜLTÜRÜMÜZ VAR MI

Başkanlık sistemi’nin de olası kriz hatları vardır. Bu ihtimallerden birisi, yasama(parlamento) seçiminde başka, Başkanlık(yürütme organı) seçiminde başka partinin başarılı olup birbirini kilitleyecek tavırlar almasıdır. Bu durumda toplumun ‘uzlaşma kültürü’ tek çözüm yolu olacaktır. Elbette, birinin ak dediğine diğeri ille kara diyen bir muhalefet kültürü ile –eğer bu karşıtlık oluşursa- işimiz zor olacaktır. Yoksa güçlü bir yürütme, yürütmeyi denetleyen bir yasama organı iyi bir güçler ayrılığı uygulamasıdır.

BAŞKANLIK SİSTEMİ EYALET DEMEK Mİ?

Diğer yandan Çözüm sürecine dair de kaygılar yaşanıyor. Başkanlık sistemi beraberinde eyaletleşmeyi getirecek, ülke bölünecek kaygısı. Burada anlaşılması gereken şey Yerel yönetim ve yerinden yönetim olgularının ayrı ayrı şeyler olduğudur. Başkanlık sistemi yerel yönetimlerin güçlenmesini gerektirecektir. Ancak işin özerklik gibi yerinden yönetime dönüşmesi, bir anayasal konudur. Başkanlık sistemi ile eyalete geçilecek değildir yani. Eğer yeni Anayasal düzenlemede özerklik yolu açılıyorsa bu konuyu orada tartışmaya başlamak lazımdır. Anayasa eğer bu yolu açarsa, sistem parlamenter sistem olsa da özerklik sağlanabilecektir. Hükümet sisteminin hangisi olacağı eyalet sistemini belirleyecek bir gerek-şart değildir.

KİŞİ MESELESİ DEĞİL

Bir de Sayın Cumhurbaşkanı kişisel olarak istiyor diye Başkanlık Sistemi’ne kaygıyla yaklaşanlar var. Sistem meselesini kişiye endekslemek olacak şey değildir. Bu ülkenin geleceğini ilgilendiren bir konuya böyle dar bakanlara şunu demek lazımdır; o insanın kudretli Başbakanlığı, aktif Cumhurbaşkanlığından daha fazla ne olacak da Başkanlığına karşı çıkıyorsunuz? Konu bu pencereden bakılamayacak derecede ciddidir.

YAKIN GEÇMİŞİMİZ PARLAMENTER SİSTEM

Kendi siyasal sistem geçmişimiz açısından baktığımızda parlamenter sisteme daha yakın bir yakın siyasal geçmişe sahibiz. Osmanlı Devleti siyasal sisteminin Sadrazam(Başbakan) ve Padişah (Cumhurbaşkanı) modeli ile ilerlediğini; Padişahın üstün yetkileri ile Yarı Başkanlık uygulamalarına benzer bir başlangıcı Meşrutiyet döneminde yaptığını görüyoruz. Cumhuriyet ise Konvansiyonel sistemle kuruldu. Yani Meclis Hükümeti ile. Arkasından parlamenter sisteme geçildi. Atatürk’ün padişahlık gibi gördüğü için başkanlık sistemine karşı çıktığı ve Parlamenter sistemi tercih ettiği bilinir. Ancak gerek ‘Tek Adam’ gerekse ‘Milli Şef’ dönemlerini bu parlamenter sistem içinde yaşadık biz. Parlamenter sistemimizin diktstoryal izlerden arınıp demokratikleşmesi 61 Anayasası ile vaki oldu. 82 Anayasası sistemi daha da merkezileştirse de halen 61 Anayasası’nın mirasını tüketmekteyiz.

UZAK GEÇMİŞİMİZ BAŞKANLIK SİSTEMİ

Eğer Türk tarihine bakarsak Hakan ve Başbuğ geleneğinin başkanlık Sistemine daha yakın olduğu görülür.

Sonuç olarak; her defasında yazdığımız gibi önemli olan liberal demokrasinin sağlıklı devamını sağlamaktır. Bunu koruduktan sonra Türkiye’ye Başkanlık Sistemi de gelebilir, Parlamenter sistem de sürebilir. Bu bizce hiç mesele değildir. Mesele bu ülkenin sosyal yapısına, siyasal kültürüne, toplum dinamiklerine; kısacası kendi gerçeklerine uygun demokratik kurallara dayanan bir hükümet sisteminin planlanmasıdır.

Özellikle Doğu kültürünün ‘liderci’ kimliği Başkanlık modelini daha çok benimser gibi de görünmektedir. Zaten bir süredir bu ülke fiilen Başkanlık yaşanmıyor mu? Ülkeye bir şey olmuyor, nitekim.

İSTİKRAR OLSUN DA…

Bir siyasal simülasyon izliyoruz; Cumhurbaşkanı Erdoğan yine denklemi lehine kurdu. Şimdi muhalefet önüne konulan gündemi konuşarak siyaset yapacak. Başkanlık Sistemini eleştirmek istedikçe Parlamenter sistemin acılı günleri millete hatırlatılacak ve toplumun yarısı Başkanlık sistemine meylederek Ak parti saflarında toplanacak.

Güçlü, istikrarlı bir yönetim kurulmasını sağlasın da…

 

Posted by
Categories: Haberler, Makaleler

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumlayan siz olun!
Yorum Yap