GÜNDEMİ YAZMAK…

Salı, Haziran 2nd, 2015 @ 11:19AM

GÜNDEMİ YAZMAK…

Osman ARSLAN

Uzun süredir yazılarımızı takip ettiğini belirten genç bir dostumuzdan eleştirel bir soru geldi.

-Hep Türkiye’nin gündemine dair yazardınız. Bu sefer gündeme dair yazılarınız azaldı. Örneğin Suriye, seçimler, yolsuzluklar, Ak Saray, Diyanet konuları geçiyor sizden bir ses çıkmıyor. Hükümeti bu kadar körü körüne mi destekliyorsunuz? Söyleyecek söz kalmayınca susarak mı destek veriyorsunuz?

İnancımız, İslam Dünyası, Milletimiz ve ülkemiz için doğru olanı aramak dışında duruşumuzda hiçbir şahsın, grubun veya partinin desteklenmesi veya kösteklenmesi kaygısı yoktur, olmamıştır. Doğrular kimin işine geliyor diye de düşünmek istemiyoruz.

SURİYE İLK VE İÇ MESELEMİZDİR

Suriye diyorsunuz. Defalarca yazdım, Suriye’deki problemin sanıldığı gibi birkaç ayda çözülmeyeceğini, uzun yıllara sarkmasının hem dinamikleri, hem de gerekleri olduğunu, Esad’ın da sonunun henüz gelmediğini( http://www.osmanarslan.org/esad-baska-bahara-kaldi) yıllar önce yazmıştım.Üstelik çözüm yollarını da önerdiğimizi hatırlar okuyucularımız. http://www.osmanarslan.org/suriyede-cozum-var/) Dünya’nın efendiliğini yapanların emellerini de analiz ettiğimiz bilinir.(/ http://www.osmanarslan.org/uluslarasiri-irade-ne-istiyor/ )Dicle’nin ‘barış’ı Fırat’ın ‘Savaşı’ ne demektir, üzerinde durduk. (http://www.osmanarslan.org/diclenin-barisi-firatin-savasi/ )Suriye’nin Reyhanlı’daki bombalama ile ilerleyen bedellerini analiz ederken sebepleri, sonuçları ve çareleri kaleme aldığımız da bilinir.) http://www.osmanarslan.org/kor-tipayi-acmak-icin/)Böyleyken PYD ve IŞİD üzerine yorumları da takip etmişken Suriye ile ilgilenmediğimiz doğru değildir. Hatta söylenmesi gereken her şeyi söylediğimizi, gerisininn polemik olduğunu düşünüyoruz.

DİKTATÖRLÜK KİMİN PROPAGANDASI

Ak saray konusu diyorsunuz… Evet hiç değinmedim. Çünkü farklı yaklaşıyorum konuya. Son kertede, Arap Baharı denilen Büyük Ortadoğu’nun devrimlerle yeniden yapılandırıldığı sürecin, Batı hipnotistlerince kullanılan ana argümanı ‘diktatörlüklere son!’ temeline dayalıydı. Ayaklanma potansiyeli bu tema ile bulundu. Şimdilerde güzellemeleri yapılan ‘Gezi ruhu’ da diktatöre karşı kalkışmaydı! O günden bu yana, Türkiye Cumhurbaşkanı’na da şu anda tüm unsurları ile bir ‘diktatör’ imajı propaganda ediliyor. Diktatörlerde var olan yolsuzluk, keyfilik, haksızlık ve hukuk tanımaz ‘kanun benim’cilik ona da yapıştırılmaya çalışılıyor. Umarız daha dikkatli davranılır da bu iddia tutmaz.

İLK DEĞİL EN SON YAPILAN

Öncelikle İslam ve Türk geleneğinde devlet başkanı ağızlara sakız yapılmaz. Velev ki Devlet Başkanı bir takım aşırılıklar yapabilir de. Lale Devri’nin Saray eğlencelerinde kaybolan Padişahlara bile bu yapılmadı. Geleneğimizi yıkmayalım. İkincisi, bu imajın yerleşmesinin arkasından halkı provoke edecek sivil unsurlar, terör grupları ve hatta belki askeri güç de kullanılarak Türkiye’yi yeniden masonik baronların tekeline verecek Batı güdümlü sermaye tekeline, fakirleşmeye ve çaresizleşmeye itecek bir dramdan daha kötüsü inanın yoktur. Problemler böyle çözülmez. Ak saray propagandasının mimarları işte bunu istiyor. Buna mı alet olalım? Bütün kamu hizmet binalarını, Genel Müdürlüklerini, Bakanlıkların binalarını yenilemiş, Başbakanlığı yenilemiş bir devlet Cumhurbaşkanlığı köşkünü de yenilemiş, bundan felaket mi çıkartalım? Tek Cumhurbaşkanlığı yapılıp geriye kalan kurumlar köhne binalarda bırakılmış olsa, neyse. En son o yapılıyor. Hepsinden sonra! Bunu mu dilimize dolayalım? Doğru görünen sözleri söyleyen Cemaat görünümlü yapılar da gerçek ve gizli niyetlerinde boğulacaklar.  Elbette israf da tartışılabilir, doğruluğu da; fakat eleştirilirken hangi amaca hizmet edildiği daha önemlidir. Ve biz o kötü amaca hizmet etmeyeceğiz.

MİLLET DÜŞMANLARININ ARADIĞI FIRSAT

Saray tartışmaları, diktatörlük iddiasının altyapısıdır. Arkasından Büyük Ortadoğu Projesinin son hamlesi gelecektir. Son hamle, diktatöre kalkışma gerekçesiyle Türkiye’yi istikrarsız hale getirip kaosa sokmaktır. Türkiye kaosa girmeden Suriye sorununu da çözmeyecekler. Sürekli yeni türedi örgütlerle yeni süreçler doğurulup Suriye sorununun uzatılması bundandır. Türkiye güçlü iken Büyük İsrail’e giden son taşı Suriye’de döşeyemeyecekler. Tökezlediğimiz an son hamleyi yapıp işi bitirecekler. Bu nedenle Türkiye’de istikrara oynamak her aklı selimin, vatanseverin ve feraset sahibi müslümanın önceliğidir. Sayın Kılıçdaroğlu’nun dediği gibi değil; Suriye Türkiye’nin ilk ve iç meselesidir.

DİYANETE DOKUNMAYIN

Diyanet konusuna -ki makam aracı gündeminin kastedildiğini sanıyorum- neden değinmemiz gerektiğini anlayamadım. Bu konuda üzüntümüz, bir din adamının kendisine yaraşır bir zühdle devam eden çalışmalarına kamuoyu algısıyla oynayarak itibarına sabotaj yapılmasınadır. Bazen tartışmanın parçası olamak bile zarar verir. En hayırlı olan konunun kapatılmasıdır. Sayın Görmez’in yaptığı Diyanet hizmetleri alanındaki devrimler hayallerin üstünde bir ufuk açmıştır. Bir araba derdi olmadığını da dünya alem bilmektedir. Demek ki maksatlı bir hareket vardır. Hep vurgularız: Türkiye’de devlet aslında üç temel ayak üzerinde durur: Diyanet, Genel Kurmay ve Meclis Başkanlığı. Bu üç kurum sağlam ve dayanışma halinde oldukça bu milletin sırtı yere gelmez. Cumhuriyeti de Meclis rehberliğinde bu üç kurumun dayanışması kurdu. Bu üç kurumdan birisi olan Diyanet’i yıpratmayacağız. Ancak görevi ihmal veya kötü kullanma durumunda Diyanetin üzerine gideriz.

PARTİ SEÇMİYORUZ Kİ

Seçim diyorsunuz… Ne seçimi? Keşke bir gün ayak ayak üstüne atıp hangi partiyi seçsem diyecek rahatlığa ermiş olsak. Türkiye uzun süredir, 28 Şubat’tan bu yana parti seçmiyor. Kader seçiyor. Kader seçiminde bahaneler aranmaz. Bu seçime de öyle giriyoruz. Türkiye, “Irak ve Suriye’deki iltihap içimize sıçrasın da bir yarımızı alsın, ülkede de ateş mi yükselsin” ile “şu girdiğimiz yoldan ayrılmayalım, zor yakaladık kolay bırakmayalım” arasında kalıyor. Hangisini seçeceksin? Bir alternatifin var mı? Mecburi yön levhası var karşında! Ne partisi?

BEDEL ÖDENEBİLİR

Türk demokrasi geleneğinde “iki seçim destek bir seçim köstek” prensibi vardır. Demokrat parti, Adalet Partisi, Ecevit CHP’si ve ANAP gibi Ak Parti de şimdi iki dönem destekten sonra köstek döneminin zor eşiğinde. Bizim dileğimiz, bu seçimlerde hainler, bölücüler, iş birlikçiler, fesat yuvaları güç kazanmasın. Şer odakları kendilerine daha güçlü bir truva atı edinmesin. Bu nedenle sağduyulu insanlar için bir parti desteğinden daha önemli olan sandığa gitmektir.

AYNI KUMAŞ

Yolsuzluklar demişsiniz bir de… Değinmediğim doğru değil. İki özel makale yazıp yayınladım. Fakat ancak kendi yanlışlarını tasfiye edebilen bir Parti’nin ayakta kalacağı malumdur. Aksi taktirde elbette bir bedel ödenecektir. Bunun ötesinde, MHP, CHP, HDP… hangi partinin daha hafif yolsuzluk sabıkası vardır? Bu partilerin belediyelerinde olup bitenler nedir? Demek ki mesele parti değil, ülkenin insan kalitesi. Bu ülkede yetişen insan vasatı işi böyle yapıyor. Kumaş bu. Terziyi değiştirince farklı bir şey mi göreceğiz? Bu bir kriter olabilir mi?

MANEVİYATÇI KAPİTALİZM

Eğer yolsuzlukla mücadele edecekseniz, siyasal iradeyi arkasına almış hukuksal düzenlemeler ve sosyo ekonomik politikalar eşliğinde insan kalitesine yatırım yapmak lazımdır. Siyaset kurum olarak yolsuzluktan besleniyorsa bu iradeyi nasıl koyacaksınız? İnsanı yetiştiren bazı cemaatler bile aynı süreçlerin bir parçası olmuşsa nasıl yükselteceksiniz insan kalitesini? O konuda yolumuz uzun. Bizim siyasetin ekonomiye değil sivilliğe yaslandığı değişimler sonrası siyaset, dinden kazanıp dünyaya yatıran ‘maneviyatçı kapitalizmin’ felsefi referanslarını çiğneyen bir dalga eşliğinde gelmedikçe bu işin çözümü zor. Toplumsal ahlak bir günün, bir seçimin çözeceği mesele değil. Yüzyılların faturasını bir partiye veya şahsa mi keseceğiz? Bu mu istenilen? Bu mu muhalefet? Bu mu akıl?

Gündem dediğimiz de işte bu. İnsanı yoldan çıkaran bir fitnecilik gündemi tutuyor. Yüzde doksanı mahalle dedikodusu değerinde. Buna mı uyalım?  Gündemde baskın olan görüş ve havayı yansıtmadığımızı biliyoruz. Trendin tersini yazmış da olabiliriz. Fakat biz sabah hava açarsa yola çıkarız demeyi erdemli bulmuyoruz.

HANGİ TARAF?

Aydın, eleştirel akıl sahibidir. Aklını, iradesini teslim etmez. Tabular ve totemlere takılmaz. Ama moda fikirlerin peşinden de akmaz. Güncel gündemin çerezi olmaz. Büyük resme bakarak istikamet belirlerse aydındır. Sorunların temeline iner, sivrisinekle değil bataklığı kurutmakla uğraşırsa aydındır. Şahıslarla, partilerle değil, fikirlerle ve sistemle ilgilenirse aydın yapıcı olabilir. Aydın holigan değildir. Bu, renksizlik, tarafsızlık demek de değildir. Taraf olur. Fakat rüzgarın sürüklediği taraf değil, irfanının hükmettiği taraf.

GÜNDEMDEN REHBER OLMAZ

Bunları ‘gündeme dair yazmadığım’ eleştiri cümlelerine yönelik ifade ediyorum. Gündemi yorumladığımız ve son uçlara göre kendi yorumlarımızı değerlendirdiğimiz de çok oldu.(http://www.osmanarslan.org/degerlendirme-ne-demistik-ne-oldu/) Üstelik ülkenin gidişatına dair kaygılarımız üzerine çağrılarımız da oldu.( http://www.osmanarslan.org/millete-ve-tarihe-karsi-vicdani-sorumluluk/)

Fakat doğrudur, güncel siyasetten daha çok önem verdiğim kültüre dair yazıyoruz. Gündemden çok önem verdiğimiz fikir yazılarına, denemelere devam etmeyi düşünüyoruz. Meyvelerden ziyade köklere dair yazmayı seçiyoruz. Siyaseti de kültürel bir temele yaslayarak ele almayı doğru buluyoruz. Bizim önceliğimiz İslam Dünyasının ve milletimizin öncelikli meselesinin ne olduğu. Bu, gündemden kopmak değil, gündemi düzeltmeye çalışmak. Bir takım çığırtkanların belirlediği gündem bizim takip etmemiz gereken rehber değil.

Bizim rehberimiz bellidir.02.06.2015

 

 

 

 

Posted by
Categories: Genel, Haberler, Makaleler

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumlayan siz olun!
Yorum Yap