Göl Maya Tuttu

Perşembe, Kasım 14th, 2013 @ 12:42AM

Göl Maya Tuttu

Nasrettin Hoca, bilgece dersler veren fıkralarıyla sekizyüz yıldır hayatımızı kolaylaştıran dostlarımızdan birisidir. Türkçemizi zenginleştiren fıkralarından aldığımız o güzel deyimlerle günlük yaşayışımızda meramımızı anlatan bir ‘kısa yol’dur Nasrettin Hoca: Ye kürküm ye, Kazan doğurdu, Ya tutarsa, Damdan düşen gelsin, Parayı veren düdüğü çalar, Düşmeseydim inecektim, Kavaktan öte yol çıkarsa, Damda deve aramak, Marifet kavuktaysa, İpe un sermek, Tarifesi bendedir, Eşeğe mi inanıyorsun bana mı? …

 

Nasrettin Hoca’nın tatlı bir dille, güldürerek yanlışlara müdahalesi yanlışlıkları bile güzelleştirir. Hocamız ihtiyaçlara öylesine cevap vermektedir ki; tabiri caizse sekiz asırdır eskimeyen bir ‘kişisel gelişim uzmanı’ dır O! İnsanlık Nasrettin Hoca’dan çok şeyler öğrendi.

 

Bugün kıtalar boyunca yeryüzü onun öğrencisi haline gelmiştir. Büyük Alman düşünürü Goethe “Batı-Doğu Divanı” adlı eserinde Nasrettin Hoca’ya büyük bir ilgi göstermektedir. Ünlü oryantalist ve Osmanlı tarihçisi Hammer Nasreddin Hoca’yla ilgili özel bilgiler vermektedir. Yine halk bilimci ve oryantalist Fransız yazar Basset, Nasreddin Hoca’nın kişiliğine ait derin incelemeler yapmış ve onun Arap dünyasındaki etkisini tespit etmiştir. (2)

 

Macaristan’da Ludas Mati adlı fıkra kahramanının öykülerinin Nasreddin Hoca fıkralarına benzediğini Matona Lajos bir araştırmasında aktarmaktadır. Yine, Letonya halk biliminde Nasreddin Hoca fıkralarına benzer ürünler kahramanın adı anılmaksızın aynen anlatılmaktadır. Hatta Okyanus aşırı Küba’da Nasreddin Hoca, kadılığı ile anılmaktadır. (3)  Ermeniler arasındaPulu Pigi adlı kahramanın fıkraları konu ve motifi ile Nasreddin Hoca fıkralarının benzeridir. (4)  Sovyet kadın halk bilimcisi Dalgat da Dağıstan folklorunda Nasreddin Hoca’nın büyük bir ünü olduğunu kanıtlamıştır. Özellikle Türkçe konuşan coğrafyada Hemen hemen Türkiye’deki fıkralarla aynı özelliklere sahip anlatımlar görülmektedir. Uygurların Nasreddin Apendi’si, Çeçenlerin Molla Nasat’ı, Kazakların Adlar Köse’si, Azerbaycan Türklerinin Molla Nasreddin’i, Özbeklerin Nasreddin Afandi’si Bulgarsitan Türklerinin Nasrağdin’i, İnguşlarınÇagen’i hep bir kültürün ürünü olarak halen Nasreddin Hoca’mızın yaşadığını göstermektedir. Ancak bu Türk toplulukları, herhangi bir tarihsel vesikaya ihtiyaç duymaksızın Nasreddin Hoca’yı hemşehrileri gösterecek derecede benimsemişlerdir.(5)  Bu arada YunanlılarınAnastradin adıyla fıkralarını anlatırlarken, tüm balkan halkları Nasreddin Hoca’yı Müslüman Türk sayarken onu Rum yapma çabasında olduklarını da belirtelim.

           

Başka milletlerin de mizah tipleri vardır. Bunların en ünlülerinin mizah anlayışları üzerinde durursak Nasreddin Hoca’nın ve Türk milletinin mizah anlayışındaki belirgin ve önemli farkı görme fırsatını yakalayabiliriz. Örneğin Arapların Cuha’sının (6)fıkralarının ana teması “aptallıktır”.Ezop(7)  “yoksulluk”,Marius(8)   ”müstehcenlik” üzerine kurulan fıkralarıyla milletleri tarafından anılırlar. Oysa Nasreddin Hoca fıkralarında toplumun ve fertlerin her bir sorunuyla tek tek ilgilenmekte, tenkitler getirmekte ve doğru yolu da göstermektedir. Onun fıkraları kişisel ve toplumsal sorunların nedenlerini ve çıkış yollarını gösterir. Yani O,  bir komik ya da soytarı değil bir düşünürdür. Fıkraları da komiklik, gülmece, güldürmece, eğlence basitliğine indirgenemeyecek ölçüde yavanlıktan uzak, derinlikli, hikmetli, eğitici ve aydınlatıcıdır. Sivrihisarlı ve Akşehirli hemşerileri de onu bir Türk bilgesi ve İslam velisi olarak yaşatırlar. Türk ve İslam kültüründe eğitim yöntemlerinden birisi olan mizah¹ Nasreddin Hoca’nın seçtiği metottur. Belki de kara kaplı kalın kitapların mesajlarını halka ulaştırmadaki üstün başarısı mizahın sevecen, popülist ve kalıcı niteliklerinin eseridir.

 

Hoca’nın fıkralarında zulme karşı bir tepki vardır. (9)Başkalarının işine karışmak gibi görgü kurallarını çiğneyenlere tepkisi vardır.(10)  Gelir dağılımındaki adaletsizliğe itirazı vardır. (11) Hoşgörü kültürünü geliştirmek istemektedir. (12)  En kötü ihtimale göre hareket etmek gerektiğini öğretmiştir. (13)  Dış görünüşe ve makama göre insanlara iltifat edilmesini yermiştir.(14)Yanlış geleneklere, törelere itirazı vardır. (15) Sade ve samimi bir şekilde dinini yaşama gayreti içerisinde olan Hoca fıkralarıyla hurafelere ve gereksiz ince eleyip sık dokuyan sofuluğa da eleştiri oklarını yöneltmiştir. (16)   Özeleştiri ve insanın zaafları da Hoca’nın dile getirdiği önemli eksikliklerdir. (17) Nasreddin Hoca hayata sabır, ümit ve dirayetle yaklaşma felsefesini fıkralarında vermiştir. (18) Hoca nafile gayreti içerisinde bulunanları yerdiği gibi doğru olan yolda yalnız da olsa gitmek gerektiği fikrini de fıkralarında işlemektedir.(19)

               

Nasreddin Hoca’nın ahlaki öğretisi üzerinde özel bir çalışma yapılabilir. Ancak gerçek Nasreddin Hoca fıkraları pek çok yanlış fıkrayla da karıştırılmıştır. Kötü alışkanlıklar, müstehcenlik, ahmaklık, mal mülk hırsı, iffetsizlik, maddi kuvveti övücü nitelik, dalkavukluk, ikiyüzlülük, çıkarcılık içeren, dik başlılık ve zorlamacılık öneren, allamelik ve evliyalık taslayan fıkralar kesinlikle Nasreddin Hoca’yla ilgili olamazlar. (20)

               

Nasreddin Hoca fıkralarında, doğrudan şu davranış doğrudur dememekte, kendi düşünme melekesine hitabederek yüksek ahlaki meziyete kendisinin ulaşmasını beklemektedir. Nitekim Hoca’nın fıkralarının Pakistan’da faaliyet gösteren bir Nakşibendî tarikatı grubu tarafından sırf ahlaki seviyeyi yükseltmek amacıyla bir eğitim ve öğretim malzemesi olarak kullandığı tespit edilmiştir. (21) Bu tasavvufçu gruplar Nasreddin Hoca’nın “evde kaybettiği yüzüğünü dışarıda araması”, “bana mı yoksa eşeğe mi inanıyorsun”, “göle yoğurt çalma”, “tarifesi bende” , “ipe un sermek”, “ben ne bileyim karanlıkta sağ tarafı”, “buyur kürküm taama”, “tavşanın suyunun suyunun suyudur”, “dünyanın merkezi, eşeğimin ön ayağının bastığı yerdir, inanmazsan ölç” fıkraları gerçeği arama yolunda insanların düştüğü aldanışları sergileyen ve dünyayı küçümseyen fıkralarının mecazi anlamlarıyla, derin bir heyecan ve inanç yüklemesi yapmaktadır.

           

Sonuç olarak Prof. Dr. Süheyl Ünver’in belirttiği gibi: “Selçuklu İmparatorluğunun dahili gaileler ve buhranlı değişiklikleriyle sarsılan halkımızın ruhiyatını yükseltmekte Nasreddin Hoca’mızda kendine düşen vazifeyi halkı düşündürerek ve güldürerek yetiştirmek suretiyle ifa etmiştir.” (22)

               

Güler yüzlü bir ciddiyetle, insanımıza güldürerek dersler veren Nasreddin Hoca’mız manevi, fikri, ahlaki öğretisinin fıkralardaki gücüyle toplumumuzun iliklerine kadar içinde ve dünyamızın kutuplara kadar yüzeyinde, kendisine yeterince sahip çıkılmayışı sorununu bile umursamayan bir güçle dipdiri yaşamaktadır. Maalesef hala en ciddi bilimsel Nasreddin Hoca araştırmaları yabancılara aittir. Bir Nasreddin Hoca Bilimsel Araştırma Merkezi kurulamamıştır. Adına bir enstitü veya akademik bir ünite açabilmiş değiliz. Ders kitaplarımıza giremedi. YunusEmre, Mevlana, Hacı Bektaş, Yesevi gibi fakat onlardan daha sıcak ve sempatik tarzıyla Nasreddin Hoca gülmeye ve güldürülerek eğitmeye en uygun Türk bilgesidir. Onun derslerini çocuklarımızdan esirgemeye hakkımız yok. Niçin Nasreddin Hoca çizgi romanları, çizgi filmleri, çocuk tiyatroları, sinema filmlerimiz yoktur? Buna rağmen hocamızın eriştiği ün ve etkinlik hayret verici düzeydedir! Herhalde “gölün maya tutması” diye bir şey varsa, her engele rağmen Nasreddin Hoca’nın sağladığı bu büyük başarı olsa gerektir.

           

Nasreddin Hoca’yı Çinlilerin “Afandi” adıyla beyaz perdeye taşıdığını biliyoruz. Yine Çinliler çizgi film, müzik kaseti, kukla tiyatrosu yoluyla Nasreddin Hoca’yı kendilerine mal etmeye çalışmaktadır. (22) Şüphesiz Çin Halk Cumhuriyeti Uygur Özerk bölgesinin başkentine de Doğu Türkistan Türk kaynaklarından beslenerek doğan bu gelişmeler “önemli olan mesajdır, ille de bize mal olması gerekmez” diye karşılayanlar olabilecektir. Ancak büyük adamları olmayan milletlerin büyük olması da mümkün değildir. Çocuklarımızı bu büyüklük duygusundan mahrum eden sömürge zihniyeti kompleksi değilse nedir? Kültür Bakanlığının, 1996 yılını Nasreddin Hoca’ya veren Unesco kadar doğumunun sekizyüzüncü yılında Hocamıza sahip çıkması gerekmez mi?

 

Şimdilik sadece Ruslara “Nasreddin Hoca’nın Çocukluğu”filmini ve “Oyun”unu, Çinlilere filmini, çizgi filmini ve tiyatrosunu, Yunanlılara çizgi romanını, Fransızlara Araştırma merkezini, Birleşmiş Milletlere Anma Yılını verdirten ve altı milyarlık dünyada bayrak bayrak dolaşan ve bunu bizim bütün ilgisizliğimize rağmen başaran Nasreddin Hoca’mızla iftihar etmekle yetiniyoruz. Belki farkında değiliz ama ‘göl maya tuttu.’

 

 

 

(1)    Cennette kimlerin gideceğini soran yaşlı kadına, ancak genç haliyle gireceğini mizahi bir yöntemle “Kocakarıların cennete giremeyeceği” esprisi ile cevaplayan hadiste kullanılan eğitim yöntemi.

(2)        Hacı Osmanovi, Prof.Dr. Lamiya, “Nasreddin Hoca meselesinin incelenmesine Katkı”, 1989, Ankara, 1. Milletlerarası Nasreddin Hoca Sempozyumu Bildirileri.s.2

(3)        A.g.e.s.7

(4)        Pulu Pigi Karabağlı büyük çiftlik sahibi Melikşah Nazar’ın yanında hizmetkâr bir ermenidir. Nükteli şakaları ve öyküleriyle konuk eğlendiren bir soytarıdır. Eşeğe ders vermesi, dünyanın merkezi, hırsızlarla ilgili fıkraları, dünyanın sonu fıkraları Nasreddin Hoca’nın kendisinden sonra yaşayan bir kahramana yapılan yakıştırmalarıdır şeklinde anlaşılabilir.

(5)        A.g.m.s.9

(6)        Cuha, VIII. Yüzyılda Irak’ın Kufe şehrinde yaşayan bir Arap mizah kahramanıdır. Cuha’nın Hoca’nın mizah kaynağı olduğuna dair iddiayı Albert Wesetski kesin bir dille reddeden araştırmasıyla cevaplamıştır. Ve Hoca’nın orijinalliğini belgelemiştir. Bkz. Kurgan Şükrü, Nasreddin Hoca üzerine, Birinci Milletlerarası Nasreddin Hoca bildirileri.

(7)        İ.Ö.ÖI – VII. Yüzyıllarda yaşadığı sanılan efsanevi bir kahramandır.

(8)        Fransız halk mizah kahramanı.

(9)        Devriye gezen işgalci Moğol ordularının askerlerine, kim olduğunu ve nerden geldiğini sorduklarına eşeğini göstererek “ben bu eşeğin sıpasıyım” diyerek hem halkın içerisinde bulunduğu korkuyu hem de fertlerin içerisine düştüğü sinmişliği, kendisi sokağa çıkarak ama nüktedan bir deyişle mesajını da vererek anlatmıştır.

(10)      Hoca’ya yolda baklava tepsisi götüren kişinin nereye gittiği sorulduğunda “bana ne” fakat kendi evine gittiği söylendiğinde ise “sana ne” dediği fıkra.

(11)      Çocuklara ceviz dağıtırken “Allah’ın bölüştürdüğü gibi mi, kulun bölüştürdüğü gibi mi dağıtayım?” diye sorar. “Allah’ın adaletine göre” cevabını alınca da cevizlerin hepsini bir çocuğa verir ve diğerlerine hiç vermez. Sonra da “İşte Allah’ın adaleti böyledir” der. Bu fıkrasıyla insanların kendilerini adeta Tanrı yerine koyarak halkın malını kendi ganimetleri gibi dağıtmalarını hicveden ince bir siyasal muhalefet yapmıştır.

(12)      Çeşitli açılardan bakıldığında bir sosyal konuda farklı sonuçlara ulaşılabileceğinden anlayışlı olma dersi veren “sende de haklısın” fıkrası önemli bir hoşgörü dersidir: Mahkemenin kadısı olan ve davalıya da davacıya da dinledikten sonra haklısın diyen Hoca durumu gözleyip ikisine de hak verilmesine itiraz eden hanımına “ hanım sen de haklısın” diyerek günümüz felsefesinde revaçta olan ‘bulanık mantık’a tipik bir örnek vermiştir.

(13)      Suya gederken testiyi kırmasın diye oğluna peşin dayak atması ve ağaca çıkarken pabuçlarını koynuna alarak aslında çalınmasına karşı aldığı tedbiri “belki ağaçtan öte yol gider” esprisi ile cevaplayan fıkrası buna iki örnektir.

(14)      Mevlana’nın “Nice insan gördüm üstünde elbise yoktur, Nice elbise gördüm içinde insan yoktu” anlayışını halk diliyle anlatan “ye kürküm ye” fıkrası buna bir örnektir. “Marifet kavuktaysa al da sen oku” fıkrası da aynı mesajı vermektedir.

(15)      Hiç görmediği evlendiği eşinin çirkinliğini fark eden Hoca hanımının “kime görüneyim?” sorusuna “bana görünme de hanım, kime görünürsen görün” cevabı dinin de özüne aykırı olarak gelişmiş, tanışmadan evlilik geleneğine isyankâr bir tutumdur. Ayrıca çok kadınla evlilikle ilgili eleştiriyi içeren hanımlardan birisini gölden kurtarmakla ilgili fıkrası da bu meyandadır.

(16)      Ramazan ayında çağrıldığı iftarda, iyice açıkmış olan Hoca ezan okununca oruç bozmayı beklerken hemen namaza davet edilir. Ev sahibi ile namaza durduklarında bu sefer imamın Fatihayı yavaş yavaş okuyup  sonra da “Ya-sin” diye başlaması üzerine; “her şeyin bir sırası var” deyip namazı bırakır. İbadeti yanlış yorumlarla eziyete dönüştüren keyfi din anlayışını böylece hicvetmiştir. Ayrıca “cenaze giderken tabutun neresinde duralım?” gereksiz sorusuna “içinde bulunma da…” şeklinde cevap verirken ve “derede guslederken ne tarafa dönelim” diyene de “elbiselere” cevabı verirken de insanları bu kuralcılıktan maneviyata ve öze dönmeye sevk eden bir alaylı yaklaşım sergilemiştir.

(17)      Hoca’nın ata binmek isterken yere düşmesi üzerine “hey gidi gençlik hey” dediği ve sonra etrafında kimse olmadığını görünce “ben senin gençliğini de bilirim” diye konuşması hem kendini tenkit gereğini hem de insanların ortasında zaaflarını itiraf etmekte insanın çektiği güçlüğü dile getirmektedir.

(18)      Ölme eşeğim ölme, çalı dikip borç ödeme, mum ışığında ördek çorbası fıkraları Nasreddin Hoca’nın en kötü şartlarda bile iyimser bir yaklaşımla geleceğe baktığı ve düşünülen durumun dünyanın sonu olmadığı mesajını veren fıkralarıdır.

(19)      “ipe un serme” fıkrası nafile gayretleri anlatmaktadır. “Eşeğe ters binme” fıkrası ise herkes gülse de doğru bildiği gibi, kendine mantıklı geldiği gibi hareket etme fikrini işler. Çünkü eşeğe hep düz bindiğinden hep o istikameti görmekte arka tarafı hiç görememektedir.

(20)      Kurgan Şükrü, A.g.m.

(21)      Fısoter, W., Sufi Studies Today, London, 1968’den aktaran Topçu, Setad 1989, Nasreddin Hoca Fıkralarında Mizah Anlayışı

(22)      Ünver, S., Nasreddinimiz fıkralarındaki mistik anlamlar üzerine, Eskişehir Anma Günleri Dergisi. Y.2 s.4, 1979 s:8

(23)      Nasrattınoglu, İrfan Ünver, Birinci Milletlerarası Nasreddin Hoca Sempozyumu Bildirileri, “Çin Halk Cumhuriyeti ve SSCB’de Nasreddin Hoca ile İlgili Tespitler”

Posted by
Categories: Makaleler

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumlayan siz olun!
Yorum Yap