Gezi Notları- Viyana’da Nal Sesleri

Salı, Aralık 10th, 2019 @ 10:17AM

GEZİ NOTLARI 3

Viyana/8.11.2019

DRAMLARDAN İNSAN HAKLARI YOLUNA….

Yeryüzünün merhamet ve adalet dalgasının miadı, insanlığın makus talihinin miladı bir tarih var ki Viyana ile özdeşleşmiştir: 1683. Orda kırılan satvetimiz, yenilgiler silsilesine medar etti ecdadımızı. Orda başlayan yangın yaktı yirmiyedi milyon kilometrekareyi; üç kıra, yedi denizi. Bugün kandil gecesini, Türk kardeşlerimizle buluşacağımız Viyana’da idrak edeceğiz.

Fakat önce Almanya’nın Nürnberg Şehrinde davetlisi olduğumuz Türk toplumu temsilcileriyle günübirlik buluşmaya geçiyoruz. Nürnberg, Berlin gibi Almanya’nın Çekya sınırına yakın. Hitleri’in önemli üslerindenmiş. Ünlü yahudi yakılan fırınlar Nürnberg yakınlarında kurulmuş. Fırınlar halen korunuyor. Fakat bu bölgeye Avrupa’nın en büyük NATO üssü de kurulmuş. Orta Avrupa için stratejik bir bölge burası.

Bildiğimiz Almanya, Bakımlı, sakin, tarihi taş binaları ve yeşil doğası ile Nürnberg’te de kendini gösteriyor.

Birbirine benzeyen bir dizi kilise… Nazi Komisyonu Merkezi hizmet binası… Nazilerin bu katliamına sahne olan bu bölgede açılmış İnsan Hakları yolu, yol üzeri insan hakları anıtları… Tam burda altını çizelim; İsrailli sanatçı Dani Karavan tarafından yapılmış bu yol ve anıtlar.

Nürnberg’de dikkat çeken eserlerden biri de Güzel Çeşme. Gotik tazda mimari ile yapılan Çeşme’nin Etrafındaki iki halkayı çevirirseniz şans getirdiğine inanıyorlar. İkinci bir çeşme de Erdemler Çeşme’si. 7 Erdem sembolize edilmiş. En üstte adalet yer alıyor. Herhalde yeryüzünün ortak fikri aynı noktada düğümleniyor.

Nürnberg’in gezilmesi gereken eskişehirini çevreleyerek koruyan ve cadde kenarlarında yer alan belli noktalarda gözetleme kuleleri içeren “şehir duvarları” da kentin başka bir karakteristiğini oluşturuyor.

Nurnberg’de nehir kenarında kurulu huzur veren ortamıyla görülmesi gereken Kutsal Ruh Hastanesi de Ortaçağ Aristokratlarından Kunder Gross tarafından Yaşlı ve düşkün bakım evi olarak kurulmuş.

Burada bizi Nürnberg’e gelirken yolda karşılayan ve evinde ağırlayan Bilal Bey ve eşi Aysel Hanımı, Nürnberg’de Türk misafirperverliğini sergileyen Ozan Bey’e teşekkür etmeden geçemeyeceğim.

İkinci yarısını Nürnberg’de izlediğimiz Beşiktaş Braga maçındaki 3-1 yenilmiş olsak da, Beşiktaş’ın golü üzerine sokağa taşan çığlıklar da gösterdi ki Nürnberg ve çevresinde hatırı sayılır bir Türk nüfus var. Derneklerini ve Camilerini merkez alan doğal bir yapılanma, helal et teminine kadar dini duyarlılıkları yaşatmaya da çabalıyor.

Nürnberg-Prag yolu Berlin’e yakın geçince fırsatı değerlendirmek kabilinden hızlı bir Berlin turu atmak hayır denemez bir fikirdi. Berlin tarihin önemli dinamiklerinden birisi. Yahudi Anıtı, Brandenburg Kapısı, Bergama Müzesi görmeden edilmemesi gereken tarihsel başyapıtlar.

Brandeburg Tor, diğer Avrupa şehirlerindeki gibi Roma’nın Acropolis (şehir kapısı) kültürünün devamı niteliğinde Berlin’in sembolü bir kapı. Neoklasik döneme ait. Napolyon burdan bir heykeli Paris’e götürmüş. Ama Almanlar Napolyon tahttan inince geri getirmişler.

Tiergarten, bir şehrin böyle büyük meydanı olmalı dedirtiyor. Zafer Anıtı üstünden bakınca yeşiline imrenmemek elde değil. Bu sırada bir de Berliner çikolatalar kahvelerinize eşlik ediyor. Köprülerde heykellerin her birinin bir hikayesi var. Nehir tüm Avrupa kentleri gibi Berlin’i de bölüyor.

Spree Nehri üstündeki küçük bir adada kurulan beş müze, buraya Müzeler Adası denmesini sağlamış. Almanların tarih, arkeoloji, kültür ve sosyolojiye olan yakınlığının unutulmaz bir örneği bu ada.

19 dönüm üzerine kurulu Holokost Anıtı, bölgedeki Nazilerin Yahudi Kırımını yaşatıyor. Bu Nazi mevzusu bizim konuşabilecek kadar başımızın dikleşeceği zamanı bekliyor.

Görülmesi gereken en önemli yer kuşkusuz Berlin duvarıydı üzerindeki yazılar ce yıkık bölümleriyle bir halkın bölünme trajedisi yaşanır. 2. Dünya Savaşı sonrası ne kadar da Sovyet Rusya tarafından dört tarafı kuşatılsa da Berlin ABD, Almanya, Fransa ve Rusya yanlısı alanlarla geçişken bir hayat sürmüş. Rus ablukasındayken ABD saatte bir uçakla yardım atarak destek vermiş Berlin halkına. Chekpoint Charlie o dönemi yansıtan bir geçiş kapısına kurulmuş.

Berlin duvarları duvar resimlerinin envai çeşidiyle süslenmiş. Duvarları tuval yapan bir sanat duygusu var Berlin’de. Çok sayıda Türk nüfus burada da dikkatimizi çekti.

Berlin Şir Evi’nin dünyanın en çok okunan şiirlerimin ikincisi olarak Orhan Veli’nin “Anlatamıyorum”şiirini açıkladığını hatırlıyorum.

“Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.

Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.”

Gültekin Emre’nin “Türk Edebiyatında Berlin” kitabı, Berlin’le ilişkimizi güzel anlatır. Enis Batur’un “Siyah Sert Berlin” kitabı savaş, esaret be aşk arasında sıkışmış yaşamlarını. Bir atarla yazar, Feridun Zaimoğlu Berlin Edebiyat ödülünü aldığına göre Berlin’e Türk dokunuşu ulaşmış demektir.

Şimdi dönüyoruz Prag’a. Belki 2 saat uyuduktan sonra Viyana’ya geçeceğiz.Viyana’dayız. Dostlar karşıladılar. Başka bir duygusal yönü var Viyana’nın.

GEZİ NOTLARI 4

VİYANA’DA NAL SESLERİ

Viyana/9.11.2019

Viyana’ya 16.00 gibi geldik. Hava bu saatte kararmaya durmuş. Şehirde 23 Viyana var. Her Viyana bir tepe(mahalle)den oluşuyor. Büyük bir cezaevi varmış, 24. Viyana Cezaevi’ne deniyormuş. Viyana’da bir Türk enstitüsü kurulmuş. 1. Viyana’da en görkemli binada Tük bayrağı dalgalanıyor.Gurur duyduk. Belli ki Türk düşmanlığının üstüne üstüne gidiyor devletimiz.Geri vites yapılmıyor.

Viyana’da Türk nüfus varlığı üst düzeyde. Viyana’nın en çok iş yapan restaurantlarından birisi bizi de ağırlayan Trabzonlu Turan Bey’in. Kent Restaurantlar. Yine Avusturya’da tüm dev tekstil markalarına ürün veren Kapakıçarşı esnafı Ispartalı Hüseyin Bey burada tekel denecek kadar, en büyük tedarikçi olmuş. Çok sayıda Türk derneği var. Ama derneklerin çoğu PKK etkisinde imiş. Böyleyken Kürt’ler de Türkler de aralarında genelde dayanışma ve bir birliktelik yaşıyorlar.

Birinci Dünya Savaşı sonrası geniş sınırlarını kaybeden Avusturya 8 Milyon nüfusa sahip. Bu küçük sınırlarına rağmen Avusturya NATO üyesi olmayan tek AB ülkesi. 1191 yılında kullanılmaya başlayan bayrağı dünyanın en eski bayrağı kabul ediliyor. Bu iki sebep bile Avusturya’da milliyetçi refleksi doğurmaya yeter. Nitekim Avrupa’nın en milliyetçi ülkesi burası. Çekya’nın aksine pek yabancı sevmeyen bir toplumu var.

2 Milyonluk Viyana nüfusundan daha fazla mevcudu barındıran Merkez Mezarlığında yatan 2.5 milyon ölü sayısıyla tek mezarlıktaki ölüleri yaşayanları aşan başka şehir yok sanırım.

Viyana, son 10 yıldır tüm anketlerde dünyanın yaşam şartları en iyi 5 şehrinden biri olarak kabul ediliyor. 2018 yolunun ilk sırasını almış. Nüfusunun yüzde 60’ı şişmanmış. Bunda da Avrupa’nın en yükseği. Çikolatasının meşhur olması, çikolata markaları bunda pay sahibi olabilir. Bir çikolata Müzesi gibi olan mağazaya girdiğimde topladığım çikolatalara 120 Euro verdim. 120 TL gibi ödediğim bu paranın 800 TL den fazla tuttuğunu anlayınca kendime “bir çikolataya bu kadar parayı nasıl verirsin” diye koşmadan edemedim. İşte, paramızın değerinin düşük olmasının insanı incitici yanı böyle durumlarda yaşanıyor.

Viyana Müzesi altın çerçeveler içinde tablolar sunuyor. Viyana tarihini, arkeolojisinden savaşına kadar burada tanımak mümkün. Ana büyük müze dışında şehirde başka küçük müzeler de serpilmiş. Müzeler, bir restoran ve kafe ile birlikte düzenlenmiş ki, olağanüstü çekicilik kazanmış. Kültürel değerleri yaşam alanı ile bütünleştirmek ne kadar doğru bir yaklaşım!

Viyana opera ve balesi Avrupa’da ayrı bir önem taşıyor. Adeta Avrupa Operası Viyana’da açılışı yapılan bir sezon başı yapıyor. Opera binasının ihtişamı ve ondan duyulan gurur da bunu yansıtıyor. Mihmandarımız Bingöllü Barış Bey’in Kardeşi İsmet Özdek “çobanlıktan gelip Operanın açılış dansını” yapacak kadar yeteneğindeki ile öne çıkmış. Tüm Avrupa onu konuşmuş..

Tramvay şehirin ulaşımını rahat sağlıyor. Tarihi taş binalar burada da kendine has ağırlığını vermiş kente. Abartısız tarihi binalarla modern binalar arasında kurulan ince bağ rahatsız edici olmaktan uzaklaştırıyor bu durumu.

Avrupa’da Christmas’ın en uzun ve coşkulu yaşandığı kent Viyana imiş. Şimdiden şehrin meydanlarında Pazar’lar başlamış, caddelerine akın akın halk gelmeye başlamış. Bizim Taksim ve İstiklal caddesinden en az dört tane birarada var. Hepsi de dolu. Mağazalar öyle canlı ve ilginç vitrinlerle sünüyor ki ürünleri alışveriş çılgınlığını hoş göresi geliyor insanın. İlginç sahneler var. Bir sanatçıyı Sokakta heykel gibi sabit görürken aniden dans edip şarkı söylemesinden ürkebiliyorsunuz. Dilenci az da olsa bulunuyor. Caddenin sonunda Meydana çıkan yolun köşesindeki Gotik binanın zirvesinde Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Heykeli son derece ilginçti.

Viyana eski şehirini bir at arabası ile gezdik. Taş sokaklarında loş sokak lambaları barok be gotik bina ve kiliselere abanmış gibi duran gri gökyüzünü yararken otantik kemerli pencereler ve altgeçitlerden iki atın tekrarlanan bir senfoni gibi yankılanan nal vuruşları eşliğinde gezmek tavsiye edilecek keyifli bir yarım saat sunuyor.

Avusturya markaları yağmur gibi yağıyor tabelalarda.Porshe markası başta geliyor.Redbull’un kökeni Viyana imiş. Will’e mücevherleri de buralı. Kozmetikte onlarca dünya markası var. Çikolata zaten zirve yapmış ama Demel marka burada çok fiyakalı. Avrupanın en büyük rafinerisi Viyana’nın Slovakya yönünde insana bitmeyecek kadar büyük gelen alanlara sahip. Hemen yanındaki demiryolu rayları ile tüm Avrupa’ya trenle sevkiyat yapılıyor buradan.

Viyana aynı zamanda Saray’lar ve bahçeleri ile meşhur. Burada aktarmaya gerek olmayan Saray entrikaları içeren öyküleri var her birinin yapılmasının ardında. Dünyanın en eski ve en çeşitli örnekler içeren hayvanat bahçesi burada tabii. Eğer Gülhane’deki hayvanat bahçemiz kapatılmamış olsa idi şimdi böyle yazmayacaktık. Ünlü hikayedir: Sultan Abdelaziz’e sadrazamı Afrika’dan gelen Zürafa hediyesini gösterir. İlginç ve yüksek hayvandır. Sadrazam “Halk sizi bu heybetli hayvanın üstüne yakıştırıyor, üstünde görmek istiyor Sultanım!” der. Abdülaziz de döner sadrazama, gülerek: “ Benim Paşam bile biner, bana ne hacet!” Der. Paşa terler içinde Zürafaya biner ve şu ünlü ata sözümüz olacak sözü söyler: “Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete.”

Viyana Mozart’ın, Strauss’un, Schubert’in, Beethoven’in memleketi. Viyana deyince diyorlar, “klasik müzik ve beyaz şarap gelir akla” Bethoven 9. Senfonisini sağırken yapmıştı. 9. Senfoni Bugün Avrupa Birliğinin marşı. Mozart burada marka. Çikolatalara, kıyafetlere resmî basılı. Mozart ünlü Türk Marşıyla da bilinir bizde. Devrinde Osmanlı’ya yaranma arzusu çık belli. Öte yandan son ve en önemli bestelerini Mozart bilardo masası üzerinde tıpları çarptırıp seslerini notaya dökerek yapmış. Dahiye engel olur mu?

Doppler etkisi, Mach sayısı Viyanalı bilim insanlarının katkısı imiş. Öpücük tablosunu yapan dünyanın en tanınmış ressamı Klimmt bu topraklardan çıkmış. 2860 karatlık dünyanın en büyük Zümrüt taşı Viyana Mizesinde sergileniyor.

Şnitzel mutfaklarının marka yemeği. Hilal şeklinde kruvasan Türklere karşı galibiyetleri üzerine Viyana’da geliştirilerek Avrupa’ya yayılmış. Viyana nasıl belalı bir şehirde Kral Arthur da Haçlı Seferi dönüşü Viyana’da kaçırılmış. Fidye karşılığı bırakılmasa şimdi İngiltere olmayacaktı belki de.

İkinci dünya savaşındaki karargahları üzerinde altından altından çiçeklerle yapılan kubbe dikkat çekici. Burada Rus elçiliği pek çok Saray’ın ve anıtın tepesi altın kaplama heykellerle süslemelerle dolu. Emperyal geçmişlerinin hatırası olan Çift başlı kartalları bugün Almanya ve Avusturya olarak anlaşılıyor.

Roma tapınağı ile Yunan mimarın Roma tarzı ile yaptığı parlamento binası karşı karşıya. Biz Germen olduğumuz kadar Roma medeniyetine de aitiz, diyorlar.

Viyana surları bugün yok. O surları askerlerimiz aşmış lağımcı Ethem Ağa komutasında. Ama bir ihbar ve baskınla kapıları açamadan imha olmuşlar.

Avusturya’nın Yahudi mahallesi de seçkin bir muhitte ve elit bir kesimi barındırıyor. Tuna’dan alma bir kol kenarına yerleşmiş. Tuna bütün durgunluğu ve genişliğiyle Viyana’yı da yarıyor ortadan.

Hundred Water Hauses (Yüzsu evleri) Peç evleri olarak da biliniyor; barok ve modern mimariyi bir arada barındıran yönüyle estetiğin farklı bit anlayışını sunuyor.

Biz Bristol Cafe’de kahve içmeyi tercih etsek de Nazım Hikmet’in müdavimi olduğu kahve Evi de Türk müşterilerin ilgi odağı olmuş durumda.

Viyana kendine ait kültürü canlı bir şehir. Daha ağırbaşlı. Daha zengin. Daha zor.

TUNA BOYU SLOVAKYA…

Bratslava Slovakya’nın başkenti. Dünyanın en yakın iki başkenti Viyana ile Bratislava 40 dk. Her iki şehirde de sizi Tuna nehri karşılıyor. Tuna üzerindeki Köprüsünün hemen yanında 360 derece dönem bir restoran panarpmik Bratislava ve Tuna görüntüleri veriyor.

Bratislava kalesi iç be dış kaleden oluşturuyor. Burası Germen imparatorluğunun bürokratlar şehri. Asilzadelerle ünlü. Osmanlı için Arnavutluk neyse Slovakya da Germen imparatorluğu için o demek.
Dünyanın en güzel sıcak çikolatası Slovakya’da. Kaşıkla yemiyor.
Kale içi bir hayat sıunuypr. Bratislava’da. Ortaçağdan kalma bir kent. Neugotik binalarla dolu. Yeni gotik deyince daha az süslü demek istiyorlar. Ortaçağın gotik mimari ustaları ölmüş, yeni çırak da yetiştirmemişler. Genç mimarlar da daha az süslü bina yaparak gotik sanata yaklaşmaya çalışmışlar. Yani bir sanat gerilemesi, bir medeniyet kaybı demek yeni gotik mimari.

Slovakya Çek ve Germen kültürlerini harmanlamış bir yeşil coğrafyada bulunuyor. Bratislava’da sıcak çikolatayı kaşıkla yediğiniz Maximilian Cage’ye uğranması tavsiye olunur. Mayer Cafe ünlü kraliçeleri Sisi’nin gerçek tablosu önünde Elmalı turta yeme zevkini sunmakta. Mayer Cafe önünde şık ve şapkasını çıkartarak gelen geçen kadınlara referans yapan bir adam heykeli de var. Bratislabçva’nın, eşini kaybedince aklını yitiren bir delisine sahiplenişini sembolize ediyor bu heykel. Bir başka heykel, lağımdan çıkan bir işçinin başını kolları üzerine yere koyarak gelen geçen koşar telli bayanları dikizlediği, yüzünde jimize bir gülümseme taşıyan Cumini heykeli. Yüzündeki Bu hınzır tebessüm kızlarının çok güzel olduğunu anlatmak smacıyla yapılmış. Kızları daha güzel olduğu için, yine lağımdan çıkan bir işçinin daha fazla şeytansı gülüş attığı aynısından bir ikinci ülke daha var dünyada: Türkiye. Eskişehir’de.

Bratislava Eski şehir meydanı kralların taç giyme törenini yaptıklar yer. Meydanın başında bir Manastır(Papaz Okulu) ve onun bitişiğindeki papazların staj yeri kilise bulunuyor. Slovakya’nın flarmoni orkestrası dünyaca ünlü. Avrupanın ilk flarmoni orkestrası burada kurulmuş. Binası da ona layık ihtişamda. Opera binası da heykellerle süslü. Yeni gotik tarzda yapılmış.

Slovakya meydanı Nazilerin yıktığı sinagogu bir soykırım anıtı etrafında tanıtım levhaları ile anlatıyor. Bir yeni, bir de eski meydanda olmak üzere iki yahudi soykırımı anıtı bulunuyor. Bu topraklarda her bölge yahudilere yaptıklarının ezikliğini yaşıyor gibi. Siyonizm algı yönetimini mükemmel yürütüyor.

Yarın Macaristan’dayız; nazlı Budin’le devam edeceğiz.

Please follow and like us:

Posted by
Categories: Genel, Haberler, Makaleler

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumlayan siz olun!
Yorum Yap