Gezi Notları – Budin Budapeşte Olalı…

Salı, Aralık 10th, 2019 @ 10:21AM

GEZİ NOTLARI 5

Budapeşte/10.11.2019

BUDİN BUDAPEŞTE OLALI HİÇ BU KADAR “BİZ” OLMADI

“Tuna boylarında sıra selviler” ve “Estergon kalesi bre dilber aman, subaşı durak” türkülerimizin ülkesi. Nazlı Budin Şehri’nin hüzünlü sevdasıyla hatırladığımız güzel ülke Macaristan…

Osmanlımızın Muhteşem Yüzyılında, 16. Yy.da fethettiğimiz, Zigetvar Seferi’nde ömrü vefa edince kalbini ve iç organlarını oracığa gömdüğümüz ama öldüğünü zafere kadar askerden gizlediğimiz Muhteşem Süleyman’ın asırlar boyu ziyaretgah olmuş türbesinin yurdu Macaristan… Yüzyıllarca kaybedildikten sonra türbe yeniden bulundu şimdi. Ziyaret biz Türkler için bir borç.

Budin’in fethinde şehit olduğu sanılan büyük Bektaşi erenlerimizden Gül Baba’nın İslam diyarı yaptığı Macaristan…. O Gül Baba ki cenazesini Ebussuud Efendi kıldırmış, Kanuni Sultan Süleyman cenazeye katılmış, Budin’de!.. Biz de Gül Baba türbesini ziyaret etmeden dönemezdik. TİKA’yı kutlamalıyız. Gerçek bir anıt mezar, türbe müze var. Gülbaba’nın bulunduğu tepenin etekleri zamanında Türklerin yerleştiği Baruthane mahallesi imiş. Bu bölge kaplıcalar bölgesi aynı zamanda.

Budin nasıl Macarların olmuş? Bu bir Orta Asya’dan Türk göçü hikayesi aslında.

896 yolunda 7 göçer Türk boyu yurt ararken gelip burayı Macaristan yaparlar. Önderleri Arpat adlı bilge bir kahraman Alptir. Tam buraya getirmiş onları. Arpat ise burayı bir Kuşu takip ederek belirlemiş. Bu efsanevi kuşun adı Tuğrul’dur. Orta Asya’dan itibaren hiç yere konmayan Tuğrul bu topraklara konmuş, yuva yapmış.

İlk yerleşim bölgesi olan Tuğrul’un konduğu bu bölgeye bugün “Tuğrul bölgesi” deniyor. Tuğrul Bölgesinde dağın zirvesine dev bir Tuğrul kuşu heykeli kondurmuşlar. Sizi daha Budapeşte’ye gelmeden Tuğrul Kuşu selamlıyor tepeden. Efsane daha burada başlıyor.

1000 yılında Macarlar Hristiyan olunca Avrupa bir birlik görmüş. Hrıstiyanları, birlik ve beraberliklerini sağlayan bir imparatorlukta birleştirmişler. O zamanlar ilk başkenti bizim iyi bildiğimiz Estergon’dur. Estergon’dan, Moğol akınları karşısında tutunamayınca başkentlerini Buda’ya taşımışlar.

Buda, Türk geleneğinde olduğu gibi güvenlik bakımından, yüksek yer olduğu için yerleşim yeri seçilmiş.Burada iki yerleşim var Tuna’nın iki yakasında: Buda ve Peşte. Budapeşte’nin girişine 10 km kala “Türk Bölgesi” denen düzlük bir alan var. Osmanlı Ordusu oraya yerleşmiş Mohaç öncesi. Meydan Savaşı için mükemmel bir bölge olduğunu düşünüyorsunuz. Zaten savaş da biraz ileride gerçekleşmiş.

Kutsal Roma Germen imparatorluğu Macarları tahakkümüne aldıktan sonra İstanbul Anlaşmasının ihlalini gerekçe göstererek 1526 tarihinde Mohaç Savaşı ile Osmanlı buraya girer. Osmanlı savaş sanatı ve kendi kuralları gereği ilk taarruzu Macarlardan bekler. Macar kralı ikinci Layoş ve Kanuni karşı karşıyadır. Kanuni elçi gönderir: “size özgürlük getirdiik!” Ama Layoş “Sen git Anadolu’ya özgürlük getir” cevabını verir. İlk saldırıyı Macarlar Yapar. İlk çıkan Yeniçerilerden üç kol az sonra geri çekilmeye başlar. Macarlar Hilal tekniğine kurban düşerler. Mohaç tarihin en kısa savaşıdır. 2 saatte 180 bin Osmanlı askeri 300 bin Macar askerini mağlup eder. Layoş kaçarken Tuna’da boğulur. Buda, Budin olur.

Budin’imizde, Tuna’yı vakur akışıyla seyre dalarken insan o hatıratı boğazında düğüm düğüm hissediyor. Yahya Kemal’le Mohaç günlerine gidiyor ve mırıldanmaya başlıyor:

“Bizdik o hücûmun bütün aşkıyla kanatlı;
Bizdik o sabah ilk atılan safta yüz atlı.

Uçtuk Mohaç ufkunda görünmek hevesiyle,
Canlandı o meşhûr ova at kişnemesiyle!

Gül yüzlü bir âfetti ki her bûsesi lâle;
Girdik zaferin koynuna, kandık o visale.

Bir bir açılırken göğe, son def’a yarıştık;
Allâh’a giden yolda meleklerle karıştık.

Geçtik hepimiz dört nala, cennet kapısından;
Gördük ebedî cedleri, bir anda yakından!

Lâkin kalacak doğduğumuz toprağa bizden;
Şimşek gibi bir hâtıra nal seslerimizden.”

Budin’imizin önüne geldiğinde ordularımız Layoş’un yerine geçen 1. Hünyadi Yanoş şehrin anahtarını verir. Kanuni bu savaşta hayati tehlike yaşar. Macar ordusunda özel eğitimli yüz Macar serdengeçti vardır. Bunlardan üçünün arasında kalmıştır bir anda Sultan Süleyman. Ölümle yüz yüzedir. Ama üç Serdengeçti Macar’ı, kılıcını çekip mücadele ederek tek başına öldürür Kanuni Süleyman. Macarlar Kanuni’ye bu nedenle saygı duyar, “yiğit” der.

Buda’da Mattas Kilisesi Kanuni emriyle Fetih Camiine çevrilir. İlk Cuma’yı Kanuni kıldırır. Budin(Buda) alınınca Macaristan’ı vergiye bağlayıp geriye çekilir Osmanlı. Ama 1548 yılında Avusturya kralı Ferdinand, baskılarıyla vergiyi kestirince yeniden gelir Osmanlı ve Zigetvar Zaferi ile tüm Macaristan’ı alıp Beylerbeyliği teşkil ederek doğrudan kendine bağlar.

Burada Kanuni gibi saygı uyandıran bir de Abdurrahman Gazimiz var. Gazimizin mezarına Macarlar anlamlı bir ifade yazmışlar: “Kahraman Düşman!” Ziyaretiniz olursa gurur duyacaksınız.

Macaristan 200 yıl kadar elimizde kaldı. 1683 kuşatması sonrası ilk elimizden çıkan yer Estergon oldu. İlk kaybımız yüreğimizi nasıl yakmış!.. Türküleri yanık yanık hala dillerde:

“Estergon kalesi subaşı durak
Kemirir gönlümü bir sinsi firak
Gönül yar peşinde yar ondan ırak
Akma Tuna akma ben bir dertliyim
Yar peşinde koşan kara bahtlıyım

Estergon kalesi subaşı kaya
Kemirir gönlümü aşk denen bela
Üftadeni hoşgör gel etme cefa
Akma Tuna akma ben bir dertliyim
Yar peşinde koşan kara bahtlıyım

Estergon kalesi subaşı hisar
Baykuşlar çağrışır bülbüller susar
Kafir bayrağını burcuna asar
Akma Tuna akma ben bir dertliyim
Yar peşinde koşan kara bahtlıyım

Estergon kalesi su başı kale
Göklere ser çekmiş burçları hele
Biz böyle kaleyi vermezdik ele
Akma Tuna akma ben bir dertliyim
Yar peşinde koşan kara bahtlıyım”

“Tuna nehri akmam diyor” “Akma Tuna akma..” mısralarını Tuna’yı görünce anlıyorsunuz. Akmıyor. Öyle geniş, öyle ağır, öyle etkileyici. Nehir düşünün; İstanbul Boğaz’ı gibi.

1867 yılında Avusturya Macaristan imparatorluğu kuruldu, 1. Dünya Savaşı ile yıkıldı. Dünya Savaşı sonrası Triyanon antlaşması ile Macaristan topraklarının 2/3’ünü kaybetti. Bir kara lekedir Macar tarihinde bu. Hazmedilecek gibi değildi. Bugünkü Slovakya gerçekte Macaristan’ındır. Bir Macar ile bir Slovak başbaşa kalsa aralarında hala hır çıkıyormuş. Azeri-Ermeni çatışmasına benzer bir durum.

Bu vesile ile, ölüm yıldönümü olan bu 10 Kasım günü Türk milli kıyamının lideri Mustafa Kemal’i rahmetle anıyorum. Zira, Macarlar Anadolu Türkleri gibi olamadı, bir Mustafa Kemal de çıkaramadı. Sevr ile aynı tarihlerde Macarlar kendi Sevrlerini bizim gibi yırtamadılar. Küçüldüler, teslim oldular, ardından 40’ların başında Naziler geldi bu topraklara, sonra da 1947’de Rusya eliyle komünizm geldi.

1956’da komüniizm karşıtı olaylar başlar. Macarlar Bıgün, tarihlerindeki bu olaylara Rusların orantısız müdahale biçimini “Rus Terörü” olarak yorumluyorlar. Dünyanın tek Terör Müzesi Budapeştede. Görmenizi hararetle öneririm. Binlerce komünizm karşıtı üniversiteli Macar gençleri Rusya’dan gelen tanklar ile üzerine ateş açarak öldürülmüşler.

1989 yılında komünizmi yıkıp Cumhuriyet kurunca orak çekici bayraklarından çıkartmışlar. Fakat öyle yoksullaşmış ki yeni bayrak basamamışlar. Bunun üzerine tüm mevcut bayraklardan orak çekici oyarak çıkartmışlar. Şimdi ortası oyuk Macar bayrakları o zor günler unutulmasın diye müzelerinde sergileniyor.

Macaristan AB’ye alınınca 2 milyon kadar genç Macaristan’dan Almanya’ya ve diğer AB ülkelerine göçmüş. Trajik bir ekonomik sıkıntı yaşanmış. Ama Başbakan Orban, toparlanma sürecine sokmuş gözüküyor ülkeyi.

Orban, Erdoğan’la iyi ilişkileri nedeniyle diktatör diye ülkesinde ve Avrupa kamuoyunda baskı görmeye başlamış. Bizden birkaç gün önce Erdoğan geldiğinde ülkede büyük gösteriler olmuş. Tuna’nın Peşte tarafında PKK toplanarak eylem yapmak, Gül Baba türbesi ziyaretini engellemek istemiş. Gül Baba’ya Türklerin sahiplenmesine tabiri caizse Macarlar ”gıcık” oluyor. Kendilerine ait kabul ediyorlar çünkü. PKK bundan da yararlanmak istemiş. Ama Türk vatandaşları da daha büyük bir kalabalıkla Tuna’nın Buda tarafında bayraklarla toplanmışlar. İki grubu buluşturmamak için polis geniş önlemler almış. Yollar kapatılmış. Cumhuriyete geçeli böyle bir olay olmamış burada. Orban halkın tepkisine “Erdoğan misafirimiz. Ona karşı yasa dışı eylem yapan grup halkın mağduriyetinin sebebidir” şeklinde PKK karşıtı açıklama yapmış. Bizi misafir eden Sakaryalı Abdi Bey Türklerin bu açıklamadan çok memnun kaldığını söylüyor. Daha Türkiye’yi görmeyen çocukları bile bayraklarla yola düşmüş. “Biz devletimizin her zaman yanında duracağız” diyor. Budapeşte, Türk Başbakanı Mesut Yılmaz’ın dövüldüğü yer. Burada konuştuğumuz Türkler “Biz dövdük, bilinşyordu” diyorlar, olaya sahip çıkıyorlar. “Biz devletimiz için ölmeyi göze alırken benim devletimin Başbakanı temsil ettiği milleti unutup, kibarca uyardığımız halde gelip de Budapeşte’ye sokaktan biri gibi Casino’ya gidip bizi küçük düşüremez” diyorlar. Budapeşteli Türklerin duyguları böyle.

Asırlar geçse de manevi gücü devam eden Bektaşi Derviş’i Gül Baba’nın her gün taze güllerle donatılan türbe-müzesinde dualarınızın ardından ve Türk usulü kahve ve çayınızı içebilirsiniz. “Törük Derwish” Gül Baba sizi bekliyor.

Macarca dünyanın en zor ikinci diliymiş. .Ama dillerine de çok sarılan milliyetçi bir toplum. Macar adını bile ağdalı söylüyorlar. Macar polis otosuna bile polis yazmıyorlar. Restorana bi kendi dilleriyle yazılırlar.

Macarların, Latin alfabesinden uyardıkları 44 harflik bir alfabeleri var. Bazı sesleri iki harfle ifade edebiliyorlarmış, ondan dolayı harf sayısı fazla. Macar dili, Hint Avrupa dil grubundanmış.

Macarca ile aynı olan 257 Türkçe kelime varmış. Çakı, bıçkı, gardrop, alma, cep… Macarca bir cümle yazalım: “Cebimde küccük alma bar”

“Torük”” kelimesi Türk demek. Çok sayıda bu soyismi kullanan vatandaş var. Atilla en yaygın Macar adlarındanmış. Macarca’da Varoş, mahalle demek. Ezilmiş naif insanlar. Bize benziyorlar. Avrupada devletçe tam anlaştığımız tek Avrupa ülkesi de Macaristan. Halkı Türkleri çok seviyor.

Macaristan Avrupanın aksine zorunlu askerlik yapan, asker mesleği itibarlı olan bir ülke bizim gibi.

Macaristan’da Gulaş çorbası meşhur. Almanlar burdan çalmış. Kuşbaşı doğranmış et, patates ve havucun sulu hali. Tas kebabı yani. Anadolu’dan gelen Yeniçeri “Kul aşı” çorbasını öğrenmiş onu da Gulaş adına çevirmişler. Burada ördek çorbası, ördek kızartması, ördek ciğeri spesiyal yemeklerinden. Her gittiğimiz ülkede bir kafe ortamını öne çıkartıyoruz. Budapeşte’de tartışmasız New York Cafe. Kafede, kapıya yığılmış bariyer arkasından bizi seyretmek zorunda kalan kalabalığı görünce ne kadar şanslı olduğumuzu anladık. Muhteşem bir barok mimari, Saray süslemeli tavanlar, sarı kristal avizeler altında üst kat balkondan size verilen canlı klasik müzik konseri eşliğinde kahve yudumlamak… prag’daki Obecnidum’u aştığımızı düşündüm doğrusu.

Macarlar Anadolu kadınından dantel işlemeyi öğrenmiş. Dantel Macar kızların çeyizlerine hazırlanıyor halen.

Macaristan acı pul biberin anavatanı imiş. Acıbiber salçası ve tatlıbiber salçası yerleşmiş temel kültür. Burda Vangoş denen bir pizza türü var. Anadolu’daki Pişi dediğimiz hamur yemeğini peynirle süsleyip Vangoş yapmışlar.

Komünizm döneminde kola girmeyince kendileri bir kola üretmiş. Cips giremeyince kurumuş kaz ciğerinden cips yapmışlar. O da meşhur. Ama en meşhur ürünleri Macar salamıdır. Macaristan’da salam, donuz etinden yapılıyormuş. Meşhur Macar Şarabı denen Tokai dedikler ürünleri var. Buna Tatlı şarap da deniyormuş. Bu şarabın bir hikayesi var. Osmanlı şarap vergisi getirince üzümleri dallarında bırakıp, tatlandırdıktan sonra dalda kaldı diye vergiyi kaldırtıp ondan sonra şarap yapmışlar.Böylece olgunlaşmış üzümden yapınca tatlı olmuş “Macar Şarabı.”

Saint Tendre, Estergon yakınında Şirince’yi andıran bir yerleşim. Görülmeye değer bir yer de burası.

Macarların parası Forint çok değersiz. 1 Euro 328 Forint. Orta Avrupanın yüzölçümü en büyük başkenti Budapeşte. Burayı Gelbert tepesinden izlemek gerek. Muhteşem bir Tuna ve Budapeşte manzarası sizi karşılıyor. Bu tepenin zirvesine Zafer Anıtı dikmişler.

Tuna’da bir tekne gezisi ile bütün şehri tüm güzelliğini seyrederek gezmek doyumsuz oluyor. Budapeşte’ye gelenlere hararetle tavsiye ederim.

Buralarda Suzuki arabası yaygın. Ikarus marka arabalar Macarlarınmış. Sanayi çökünce, Ikarus otobüslerini bize satan Macaristan şimdi bizden Karsan otobüslerini almayanbaşlamış. Ülke tarım ve hayvancılığa adanmış. Buranın ovaları Osmanlı metinlerinde geçtiği gibi uçsuz bucaksız, bereketli ve yemyeşil.

Trafik sıkıntılı. Şehir bakımsız. Temizlik çok iyi. Yollarında bizimki gibi kazılar bol. Her Avrupa kentinde olduğu gibi Tramvay birinci, yaya ikinci öncelikli.

Ortasından geçen nehir biçimiyle tipik bir Avrupa kenti olan Budapeşte’yi Tuna nehri ikiye bölmüş: bir tarafı Buda öte yanı Peşte. Buda tarafı tepelik ve tarih dolu. Peşte tarafı ise düzlük ve bir yaşam merkezi. Biz Buda’da gezdik Peşte’de dinlendik.

Budapeşte’de Prag’a ve Viyana’ya göre daha “doğal” insanlar yaşıyor. Burada insanların yorulabildiğini, ağlayabildiğini, surat asabildiğini görüyorsunuz. Normal bir hayata tanık oluyorsunuz yani. Diğer Avrupa kentlerinin hepsinde, yüzlerde asılı gülümseme yok burada. Dertleri de olur insanın, burdaki gibi. Bir izlenimim de bu.

Belki en çok gülen mahalle Budapeşte’nin Yahudi Mahallesi. Pek neşeliler. Eğlencenin dibine onlar vuruyor. 1944 Nazi işgalinde kentin büyük çoğunluğu Yahudi imiş. Dünya’nın en büyük Sinagog’u burada bulunuyor. 70 bin Yahudi katledilmiş 2. Dünya savaşı’nda. Bugün sadece bir gettoları var. Bu trajedinin dibine vurduklarından olsa gerek kollektif akıllarını oynatmış gibiler. Her havada çalıp, oynayıp eğleniyorlar. Yahudi demeseler çingene diyeceğim geliyor.

Ama durup bir hatırlayalım: Burası Macaristan. Yani Hristiyan Türklerin diyarı. O, Yahudi diye öldürülenler Arthur Koestler’in anlattığı ünlü Hazar Türklerinin Batı’ya göçen kesimi yani 13. Kabile’ydi. Slovakya ve Doğu Almanyadakilerle birlikte tabii.

Kimdi onlar? Yahudi Türklerdi! Yani bu, saf ırkı arayan Siyonizmin yürüttüğü İsrailoğulları dışında yahudi dinine mensup başka halk bırakmama amacına yönelik etnik temizlik operasyonuydu Nazilerin eliyle yapılan! Oyundu, oyun!… Oyun içinde oyundu!

Şimdi Oynamasınlar da ne yapsınlar soyu tükenmiş 13. Kabilenin bir gettoya atılmış artıkları gibi dururken. Yahudiler onları kendilerinden kabul etseydi diğer yeryüzü yahudileri gibi (kaderdaşları zenci yahudiler hariç) biraz müreffeh yaşarlardı, böyle varoş hayatı değil!.. Dünya Savaşı’nda terk edilen evleri ne yapmışlar? Ruin Pubs(Harabe Birahane). Bildik Avrupa trendine vagon olmuşlar yani.

Dünyanın en büyük Turan Kurultayı Macaristan’da yapılıyor. Macarlar Kıpçak Türk’ü olduklarını düşünüyorlar. Hun’garia burası. Barış Pınarı Harekatında Devlet başkanlarının verdiği destek hepimizin aklında.

Pest tarafında yer alan Kahramanlar Meydanı Görkemli heykellerin ve yapıların olduğu kocaman bir meydan. İkinci dünya Savaşı anılarını sergileyen anıt ve heykeller, Tuna boyu zarif kafeler, 2. Dünya savaşımda tıkılan ve sonra yeniden yapılan zincirli köprü sonrasında bir dantel gibi zevkli işlenmiş kale sanki savaşta bile kıyılamasın diye özenilmiş.
Kalede ilk karşınıza Aziz Georgias heykeli çıkıyor. Bizim Aya Yorgi. Kapadokylıdı. Hrıstiyanlığı yaymak içim Avrupa’da destanlık mücadeleler vermiş. Avrupanın pek çok kentinde ejderhayı mızraklarken yapılmış heykelleri bulunuyor. Kale ihtişamlı be Tuna ile beraber büyülü manzaralar veriyor.

Macaristan’da Türkoloji bölümü 1800’lerin sonunda Türkiye’de Hungaroloji bölümü 1938’de kurulmuş. Çekya ve Macaristan’da gördüm ki diğer Balkan ülkeleri gibi bir Özal buralara eğilmiş, onun ektiklerine bir de Erdoğan ilave yapmış. Bu ilginin eksilmeden sürmesi dileğimi ifade etmek isterim.

Bitecek gibi değil. Burada hikayemiz var. Birazı da geride kalsın.iYolculuğumuz burada bitiyor. Şimdi güzel vatanımıza dönme zamanı.

Please follow and like us:

Posted by
Categories: Genel, Haberler, Makaleler

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumlayan siz olun!
Yorum Yap