ERDEMLİLİK POTANSİYELİMİZ NE KADAR?

Perşembe, Nisan 23rd, 2020 @ 8:09PM

ERDEMLİLİK POTANSİYELİMİZ NE KADAR?

Dr. Osman ARSLAN

Aç kalma, tüm inançlarda beşeri/hayvani arzuların kontrolü yoluyla bir nefis terbiyesi(eğitimi) ve tezkiyesi(arındırması) yöntemi olarak kullanılagelmiştir. Oruç (kendini tutma), “her daim kötülüğü emreden nefis”(Yusuf,53) karşısında nefse gem vurma ve iyiliğin egemenliğini sağlama deneyimidir.

Tâlip(İsteyen)ve Sâlik(Yola Giren)

İslam tasavvuf geleneği, her biri Kur’an’da tanım karşılığını bulan nefsin yedi mertebesini sayar. Bu yedi mertebeyi aşmanın çileli yolculuğu, bir seyr-i sülûk ile yapılabilir. Seyr-i sülûk, “kişinin ilmi, fikri ve riyazi(kendine yasak getirme) bakımdan akıl, ahlak ve ibadette mertebeleri geçerek kemale ulaşma metodu”dur. Bu yola girene, yedi basamağın ilk üç aşamasında “tâlip”, son dört mertebesinde “sâlik” denirdi. Seyr-i sülûk, başlangıçta bütün dini hayatı anlatırken, XII. yüzyılda tarikatllar ortaya çıkmış ve bu kavramı zamanla tamamen tarikatların inhisarlarında anlaşılır olmuştur (TDV Ans. Sülûk Md.).

Nefis de Akıl da Birlikte Eğitilmeli

Üstelik İrfan geleneği olarak anılan tasavvuf tecrübesi, yine Kur’an’a dayalı olarak aklın da yedi mertebesini nefis mertebeleriyle birlikte geliştirirdi. Farabi, İbn-i Sina, İbn-i Rüşd ve Bacce’nin felsefe çalışmaları “akıllar hiyerarşisini” geliştirerek ortaya koymuş, tasavvuf bilginleri harmanladıkları bu mertebeleri bir eğitim müfredatına dönüştürmüştü. İş yine XII. Yy. sonrası tarikatların uhdesine girince, ilerleyen asırlar içinde  akıl-nefs eğitiminin birlikteliği bozuldu. Nefse paralel olarak Aklın mertebelerini de yükseltime eğitimleri terk edildi. Artık tarikatlerin tekkelerinde tasavvuf, sadece nefisleri(hayvani yönü) eğitir oldu, akıl(insani yön) eğitimi zayıfladı.

Oysa nefsi akılsız yönetmek şoförsüz araç kullanmak gibi, ne mümkündür! İşte, din adına yaşanan pek çok arızanın sebbi de burada aranmalıdır: Aklı eğitilip nefsi eğitilmeyenler ve nefsi eğitilip aklı eğitilmeyenler adeta farklı din temsil eder gibi birbiriyle, kendi haklılıkları gözüyle bakarak çatışır oldular. Tasavvuf da ilk dönemdeki Yeseviler, Hacı Bektaş’lar, Ahi Evran’lar ve Yunus’lar gibi Kur’an’la irtibatlı, ilmiyle amil insanlar yetiştirerek faydalı olduğu asırlardan sonra terbiyeli ama istikametsiz, kukla insanlar ürettiği faydasız ve ardından yer yer zararlı hallere bürünme serüvenini yaşadı.

Akıl ve Nefsin Yedi Kat Yolculuğu

‘Akıl’ konusu ağır kelami tartışmaların geçtiği bir alandır. Konunun bu yüzüne bakmaya da gerek görmüyoruz. Ama şu bir gerçektir; İnsanlar Allah katında mertebe mertebedir(Al-i İmran 163), yükselinecek mertebelerin sahibi(Mearic, 3) ve alçaltıp yükselteni(Vakıa,3) Allah’tır. Eğer “sahibi Allah’tır” deniyorsa, orda yükselmenin ve alçalmanın kuralları var demektir. Çünkü Allah yarattığı herşeyi maddi ve manevi kurallara, kanunlara göre(sünnetullah) işletir. Aklı kulanıp bunları çözmek gereklidir. Aklı kullanmamak ise pisliğe mahkum olmak(Yunus,100) demektir.

En aşağıdan en üst mertebeye doğru sıralarsak, nefsin ve aklın birlikte ilerlemesi gereken yedi mertebesi, irfan geleneğimizde özetle şu şekilde sıralanmaktadır:

1- En altta “nefs-i emmare” bulunur, kötülüğü emreden nefis demektir(Yusuf, 53). Bu düzeydeki akıl güdülerinin yönlendirdiği “hayvani akıl” ile idare edilir(Furkan,44).

2- “Nefs-i levvame“, kendini kınayabilen nefistir; bazen iyilik bazen kötülük isteyebilir( Kıyamet, 1-2). Şerli insanlardan oluşan bu ikinci kademede akıl da saçma ve tutarsız görüşlere kapılan “hayali akıl”dır(Tur-32).

3- Üçüncü mertebede “nefs-i mülheme” vardır; artık karşımızda iyiliği isteyen, arayan nefis vardır(Şems, 7-10). Bu aşamadaki kişinin aklı da “vehmî akıl“dır. Her yola gelebilen bu insanlar aynı zamanda her şeyden de kuşku duyarlar. Onları şüphecilikleri yoldan da çıkarabilir, doğruya da ulaştırabilir. Müteşabih, mecazi yaklaşımlara meyilleri yüksektir(Al-i İmran, 7).

4- Kritik bir aşama, “nefs-i mutmainne”dir; buraya kadar tâlip olan, artık sâlik olmuştur. İmanda tatmine ulaşan nefis demektir(Fecr, 27). Gönlünde iman huzurunu duyan pek çok Mü’min bu hayatı yaşamaktadır. Nefsi bu merhalede iken kişinin aklı da “fikri akıl” mertebesine yükselmiş olmalıdır. Fikri akıl, akıl yürütebilen, yorum yapabilen, düşünce üretebilen, istişare edilebilecek akıl demektir(Al-i İmran, 159 vd.). Allah bu nefisten razıdır.

5- Sülûk’ta beşinci aşamaya yükselenlerin nefsi, “nefs-i raziye“dir. yani, ‘Hak dışında isteği olmayan nefis’tir(Fecr, 28). Allah bu nefisten hoşnuttur. Beşinci katmanda olması gereken akıl seviyesine de “akli akıl” denir. Bizim analitik akıl dediğimiz, analiz ve çıkarım yapabilen, bütüncül bakıp çözümleyebilen, gerçeğin peşindeki uzmanlık aklıdır(Zümer,9). Âkil insanlar, bunlardır.

6- Bu mertebedeki nefis Allah’ın tebrikinden takdirine yükselmiştir. “Nefs-i mardiyye” denen bu nefis, Allah’ın beğendiği nefistir(Fecr, 28). Fedakarlığın, adanmışlığın timsalidir. Bu noktaya erişen bir nefsi ancak “insani akıl” taşıyabilir. İnsani akıl, iyiyi kötüden ayırma yeteneği(Maide,100), sorumluluk yüklenme ehliyeti, adaleti ayakta tutma öncülüğü(Nisa,135) ve iyilikle emretme, kötülükten nehyetme dirayeti(Al-i İmran 104) gösteren, halkı iyilik peşine sevk edecek liderlerin(Hud, 116-117) aklı demektir. Bu akıl-nefs seviyesi farkındalığın zirvesidir; onlar, takvanın en iyi azık olduğunu bilirler(Bakara,197). Allah bu salih nefsi beğenir. Tam bir toplum idarecisi ve liderliği vasfı bu nefislerde bulunur.

7- Nihayet dini çabanın ulaşacağı son noktaya gelinir. Bu, yedinci ve en üst manevi mertebe “nefs-i safiye/kamile” mertebesidir.  Artık kişi, kamil(olgun, mükemmel) insan olmuştur. Nefsinde kötülükten eser kalmayıp pür iyiliğe bürünmüş olan ve her hali ibadet sayılan örnek bir insan vardır karşımızda(Kehf, 65). Bu mertebedeki ahlakı taşıyabilecek akla ise “Kutsi(Yüce) akıl” denir. Bunlar; azizler, veliler, bilgeler, insanlığa yön veren büyük ruhlardır. Bilgece yaşarlar ve dünayı terk etmişlerdir(Maide,82 vd). Allah bu nefisleri müjdelemiştir. Hz. Meryem gibi, Hz. Lokman gibi, Hz. Hızır gibi övülmüş nefislerdir bunlar.

Mevlana’ya atfedilen söz, bu basamakların şuurlu yaşandığının bir aşka delilidir: “Hangi mertebeye erdiysem şu derviş kocasını(Yunus Emre’yi) önümde gidiyor gördüm.”

Bu merhaleleri, çeşitli ‘hal’ler(‘deneyim’ler)den geçerek ilerleyen sâlik için hiç bir mertebede terk edilmeyen ve çeşitli türlere bürünerek devam eden bir temel eğitim aracı vardır: Oruç! Oruçsuz (aç kalmadan) yol alınmaz. Oruç nefsin bileyi, aklın cilasıdır. Kur’an’ın tasavvufi tefsirini yapan âlimlere göre, “Aç olmayan nefse manevi ışıltılar düşmez. Çünkü nefis, can evinde bir perdedir, onu toplamalısınız ki ışık içeri girebilsin.”

Şimdi dönüp soralım kendimize?

Siz hangi katmanda yaşıyorsunuz? Oruç bineği sizi nereye kadar getirebildi? Kendinizin farkında mısınız?

Yoksa, siz orucu bir an evvel baştan savılacak bir ödev olarak mı görüyorsunuz? Eğer öyleyse, tehlikenin farkında mısınız?

Toplam Erdem Üretimi Potansiyelini Yüklemek

Açlık bir sembol; nefsin diğer isteklerini de dizginlemek demek olan orucun sağladığı ve hepsi aynı manaya tekabül eden iç direnişleriyle bir ‘toplam erdem üretimi potansiyeli’ sağlayacaktır Ramazan Orucu. Kendini aç bırakmak önce empati yaparak özdeşim kurmayı, sonra da ‘başkasının açlığına dayanamama ’erdemini ekleyecektir iç donanımınıza. Fedakarlığın, diğergamlığın kapısından bu duygu olmadan giremezsiniz. Niçin vereceksiniz yoksa, “Beraber mi kazandık?” der çıkarsınız bencilce. Ve kendinizi “Vay o namaz kılanın haline!..”(Maide,4) ‘tâlip'(isteyen)ler den bir mertebede bulabilirsiniz.

Mü’min, Âkil, Sâlih, Velî

Orucu tutmanın da açmanın da hayatın bütünü ile anlamsal olarak örtüşen bir insicamı olması lazımdır. Bu bütünlük, nefsin tutuluşu ile aklın işleyişini paralel geliştirmelidir ki, erdem basamaklarında ilerleyebileli. Yedi mertebenin, çizginin üstüne (sâlikliğe-yola girmeye) işaret eden son dört mertebesi kendi içinde, kendinden önceki vasıfları taşıyor olmak kaydıyla irfan kültürümüzde ‘Mü’min, âkil, sâlih ve aziz’ olarak sıralıdır.

Her bir merhale erdemlilik düzeyini gösterir. Kendimizi geliştirmek için,dünkü kendimizden ileriye gitmek istersek bize lazım olan ölçü bu Kur’ani mertebeler olsa gerektir. Sadece vicdanımızda yürüyecek olan bu imtihanda, kendi muhasebemizi yaparak kendimizi tartmak için Mübarek Ramazan’dan güzel hangi fırsat olabilir?

Belki de Bu Son Fırsat

Gelin oruç aynasına gönlümüzü tutalım. Ramazan yağmurlarında yıkayıp yeniden bakalım. Erdemliliğin neresindeyiz? Ramazan’a Mü’min girdiysek bayrama âkil, âkil girdiysek sâlih olalım. Salih girdiysek velî olmaya yol koşalım.

Niçin olmasın? Mertebeler, yükseltmek ve alçaltmak Allah’ın elinde değil miyidi?

Belki de çileniz doldu, icazetiniz yakın. Kim bilir?

Belki de bu son fırsat; bilemezsiniz. En iyisi siz hemen şimdi “bütünüyle Allah’a yönelin”(Müzemmil,8).

 

Posted by
Categories: Genel, Haberler, Makaleler

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumlayan siz olun!
Yorum Yap