Dersimiz Dersim!

Çarşamba, Kasım 13th, 2013 @ 6:29PM

DERSİMİZ DERSİM

Bir nevi kendi ayağına sıkan CHP Tunceli Milletvekili’nin açtığı Dersim isyanı gündemi, Dersim kökenli CHP Genel Başkanı örtmeye çalışsa da gündemin odağına oturdu. Ve kamuoyundan büyük takdir toplayan Sayın Başbakan’ın Dersimlilerden özür dilemesi ile Ak Parti’nin kazandığı bir siyasal bilek güreşi niteliği kazandı.

Fakat konu bu kadar basit değil.

GERÇEKLERLE YÜZLEŞME GÜNÜ UZAK

Arzu ederdik ki Dersim isyanı hakkında, tarihçilerin belgelerle konuştuğu sempozyumlar, programlar sonrasında tarihin perdeleri aralanabilseydi daha doğru olurdu. Bir politik polemikle değil gerçek bir adalet ve hakkaniyet duygusu ile konu Meclisin gündemine gelebilseydi. Fakat kanaatimizce gerçek bir ‘yüzleşme günü’ne çok uzağız, ülke olarak henüz hazır değiliz. Bu nedenle sürmekte olan tartışma sürecinin vicdani bir tarih aydınlanması çabası olduğuna inancımız yok.

SİYASAL PRAGMATİZME BAŞARILI BİR ÖRNEK

Yaşanan son tartışma, gündemleri kendi amacı için değerlendirme kabiliyeti yüksek ve dinamik olan iktidar partisinin başarılı bir siyasal ve psikolojik yeni manevrasından ibarettir. Bu kadarıyla da kalacaktır. Bir yönüyle CHP’yi ve MHP’yi kendi iç çelişkisinin bataklığına itip, muhalefetin bu halde debelenişini zevkle seyreden Sayın Başbakan’ın; diğer yandan, halkına silah çevirenler adına özür dileyişi, orantısız güç kullanmaya şiddetle karşı oluşu PKK ve KCK’ya karşı yapılan operasyonların ‘halka karşı’ olduğu yönündeki BDP iddialarını dolaylı bir hamle ile bloke ediyor, boşa çıkartıyor. Pragmatizmin, kendi içinde tutarlı da olan başarılı bir uygulama örneğini yaşıyoruz.

Normalde; PKK propagandası olan “tarih boyu biz Kürtleri katletti, asimile etti bu T.C.” diyen propagandasını kitlesel kabule taşımama adına bu konuları bugünkü terör gündemli dönemde tartışmakta fayda değil, zarar görürüz. Fakat, bu arada Dersim olayları da açılmış oldu madem, artık Pandora’nın Kutusu açıldı ve konuşuluyorsa, biz de Dersim hakkında değerlendirmelerimizi paylaşmalıyız.    

Dersim olayları nedir?

DERSİM’DE NELER YAŞANDI?

1937 yılıdır. Fırat nehrinin, Şeytan Köprüsü denilen bir mevkiinde bir köprü yapılır. Bu köprünün açılışını yapmak üzere Atatürk bölgeye gidecektir. Program yapılmıştır. Köprünün başında bir karakol vardır. Karakolda otuzüç asker bulunmaktadır. Komutanı ise İsmail HakkıAsteğmendir. Köprüye, Peygamber soyundan geldiği iddia edilen Seyit Rıza önderliğindeki Dersimliler baskın düzenler. Karakol yakılır ve otuzüç askerimiz ve İsmail Hakkı Asteğmen şehit edilir. Bu olay, ufak tefek olaylarla hep sorunlu olan Dersim’de kıvılcımın yangına dönüşmesinin, yani Dersim isyanının başlangıcıdır. Bu, genç devletin otoritesini yok sayan, kurucu liderine meydan okuyan ağır bir eylem olarak algılanır. Atatürk, olayın hemen akabinde, meselenin kökünden halledilmesi için emir verir.

HIŞMI ARTIRAN YANLIŞLAR

Dönemin hükümeti, düzenlenecek harekâttan önce, bölge insanının olaylara katılmasını   önlemek, isyancılardan ayrılmasını sağlamak üzere harekatı haber veren bildiriler dağıtır. Bu mesajlar yöre halkı üzerinde etkili olur ve teslim olmalar başlar. Başlangıç itibariyle isyana 20-30 bin kişi katılmışken, kısa sürede bu sayı azalır. Seyit Rıza ise, kendisine yönelik harekâtın etkili olacağını anlayınca İngiltere Dışişleri Bakanı Antony Edene’den yardım ister. Hafızalarda henüz taze olan işgalci bir güce sığınan Seyit Rıza’nın bu hareketi Ankara’da daha bir hışımla karşılanır.

ATATÜRK AFFEDER KORKUSUYLA ACELE İNFAZ

25 bin kişilik askeri bir birlik, isyanı bastırmak üzere dağların etrafını çevirerek, isyancıları sıkıştırır. Bunun üzerine birçok aşiret teslim olur. Yalnız kalan Seyit Rıza, isyanın kışkırtıcıları arasında yer alan Alişir isimli kişiden, İran ya da Irak’a iltica ederek kurtulmaları için İngiltere ve Fransa’ya yardım çağrılarında bulunmasını ister. Ancak Alişir’in 9 Temmuz 1937’de öldürülmesiyle bu istek gerçekleşemez. Bu esnada Suriye’den gelerek isyana destek vermeye çalışan teröristler etkisizleştirilince, Seyit Rıza iyice köşeye sıkışır ve 10 Eylül 1937 tarihinde teslim olur. Alelacele bir yargılama yapılır. Çünkü seyit Rıza’nın affı için Atatürk’ün Diyarbakır gezisinde istekte bulunma hazırlığı yapanlar vardır. Atatürk’ün affedeceği kaygısını taşıyan İnönü hükümeti yargıyı geceden başlatıp Seyit Rıza’yı asar. İdam edilmeden önce abdest ve namaz tekliflerini reddeder, ‘peygamber soyundan’ gelen Seyit Rıza.

OLAĞANÜSTÜ HAL

Seyit Rıza’nın teslim olması ile olaylar durulmaz. 2 Ocak 1938’de pusuya düşürülen askerler şehit olmuştur. Ayrıca karakol baskınları da sürmektedir. Bunun üzerine yeni bir hareket başlamış, bu harekatta hava kuvvetleri ulaşılamayan dağ yamaçlarındaki asi grupların yerleştiği bölgeleri vurmuştur. Bu harekatta Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen de görev almıştır. Bölgede yasak alan oluşturulmuş, silah arama-taramalarının yapılması gibi hükümleri içeren kararlar 6 Eylül 1938 tarihinde uygulamaya konulur. Olaylar bastırıldıktan sonra, net sayıları Sayın Başbakan tarafından açıklandığı üzere 10 binin üzerinde ölü, 10 bin civarında sürgün olmuştur.

ÇARPITMAYALIM: DERSİM OLAYLARINDA

ETNİK YA DA DİNİ BİR NİTELİK YOKTUR!

Son tahlilde, Dersim isyanı, ne etnik, ne de mezhepsel gerekçelere dayanmaktadır. Dersim isyanı, yerel çıkar gruplarının(aşiret reisi toprak ağalarının) menfaatleri gereği (ellerindeki imtiyazı alan cumhuriyet uygulamalarının bölgeye gelmesine karşı çıkarak merkezi otoriteye karşı gerçekleştirmiş olduğu terörist bir harekettir. Bu bir Kürt isyanı ya da Alevi kalkışması değildir. Türkiye’de devlet eliyle mezhepçilik yapılmamıştır.

Aynı nedenle Türkiye’nin dört bir yanında Türkmenler, Çerkezler, Lazlar da öldürülmüş, idam edilmiş ya da sürülmüştür. Her bölgeye özgü politikalar uygulanmıştır. Bundan da Dersim ayrı bir pay almıştır. Değişimin bir bedeli de bu olaylar olmuştur.

ULUSLAR ARASI BOYUTU DA VARDIR

Bu olayda; İngiltere’nin, Fransa’nın, İran’ın, Ermenistan’ın ve Rusya’nın tahrik, yönlendirme ve kışkırtmaları da çok etkili olmuştur. İsyanın çıktığı zaman süreci; Montrö Anlaşmasıyla Boğazların durumunun netleştiği ve ilerleyen zamanda Hatay’ın anavatana katıldığı yılardır. Doğal olarak, bu meseleler üzerinde etkili olmaya çalışan dış mihraklar, içteki uzantılarını kullanmışlardır.

Nitekim şimdi de, Brüksel’de AB Parlamentosunda Dersim isyanını konu alan bir konferansın düzenlendiği dönemde, Türkiye’de de konunun gündeme getirilmesi göstermektedir ki; yeniden uluslar arası arenada Türkiye’nin terörle mücadele politikalarını yargılatarak, güncel terörle mücadele iradesini zaafa uğratıp PKK’ya alan açma amacı güden bir tezgahtır. Sayın Başbakan özür dileyerek bu ‘sıkıştırılacağı’ tuzağı da lehine çevirmeyi bilmiştir.

MÜDAHALE AĞIRDI, ÖZÜR DİLEMEK DE AĞIRDIR

Ancak…Bu doğru hareket özür dilenerek yapılmak zorunda mıydı? Özür dilemek başka bir şeydir. Yanlış yapıldı denebilir. O dönemdeki politikaları ‘onaylamıyoruz’ denebilir. Fakat özür diliyorsanız bunun bir ‘hukuksal karşılığı’ vardır. Dünya, sizden Ermeniler için de özür bekleyecek. Rumlar bizden özür bekleyecek.

Kendi tarihimize, kendi elimizle yapıştırdığımız ‘katliam’ sicili yanlış bir iştir. Kendimize verdiğimiz bu sicil yakamızdan düşmeyecektir. “Dersim’de yaptığınız gibi..” deyip tarihin her tartışmalı sayfası önümüze sürülecektir.

Bir de tarihimize karşı adil olacaksak bütüncül bakmalıyız. Dersim’den mi ibaretti isyanlar ve kıtaller? İskanlar ve sürgünler?

İSYANLAR KITALLER VE İSKANLAR HER YERDE OLDU

Kuruluş yıllarından itibaren isyanı olmayan ve kanla bastırılmayan neresi vardır ki?

Bir Çerkez isyanı olan Anzavur Ayaklanması Balıkesir-Susurluk-Gönen civarında kan akıtmadı mı?

İsyanı bastırılınca Yunan himayesine giren Çopur Musa öncülüğündeki Afyon Ayaklanması çiçeklerle bastırılmış değildir!

Konya’daki Zeynel Abidin liderliğindeki Bozkır İsyanı’nda yarbay arif Bey isyancılar amadalya vermedi; son neferine kadar öldürdü. Hatta kaçanları bile buldu, son grubu da Adana’da yakalayıp imha etti.

Yozgat İsyanı ya da Çapanoğlu İsyanı da iki defa patlamıştı; basit bir olay değildi. Çerkez Ethem Yozgat’ta kurduğu idam sehpalarında ‘insani yardım’ dağıtmadı’, can aldı.

Ardından kendisi isyan eden ve Manisa-Gediz-Kütahya hattında Demirci Mehmet Efe ile birlikte olan Çerkez Ethem isyanı daha kanlı bir mücadele sonunda bastırıldı.

Koçgiri İsyanı Erzincan-Dersim havalisinde 1921’de başladı, ve hep devam etti.

Urfa’da Milli Aşireti Ayaklandığında oraya barış elçileri değil askeri birlik gitmişti.

Zile ayaklanması ve otuzun üzerinde yerel kürt isyanı, Bölgesel niteliğe bürünen Şeyh Sait isyanı ve ardından devam ede gelen; Osmanlı’dan beri, Ermenileri tehcire teslim etmemek için isyan ettiği günden beri devam eden Dersim isyanı… Azınlık Ayaklanmalarını ise hiç saymayalım.

BU ÖZÜRÜN SONU OLMAZ!

Hangi birinden özür dileyeceğiz?

Hangi birine ‘orantılı güç’ kullandığımızı söyleyeceğiz? Hangi bir coğrafya iskan, idam, infaz ve sürgün görmedi diyebileceğiz?

Hangi isyan ‘silahsız’ bastırılabilir Dünya’da? Ve hangi bastırılan isyanda insani dramatik tablolar yoktur?

Dersim’de orantısız, ağır bir güç kullanılmıştır, doğrudur. Fakat devir de kötüdür. Almanya, Rusya gemi azıya almış. İngiltere Fransa ile Hatay’ın, Boğazların Rusya’yla süren kavgası var o dönemde. Japonya Çin’i işgal etmiş. İran fırsat kollayan gözlerini Doğu’muza dikmiş. Bir de büyük ölçekli bir isyanla karşılaşıyorsunuz. Yetkililerin biraz da ‘kaybetme ihtimalini bırakmamak’ için ‘abartılı şekilde asılmaları’ muhtemelen bundandır. Hava harekatı ise, bölgenin dağlık yapısı nedeniyle ilk harekatın sonuca ulaşamaması üzerine zorunlu görülmüş bir adım. Devrin yöneticilerinin içinde bulunduğu şartları da kavrayarak değerlendirelim.

Tezgaha gelmeyelim. Bize göre ‘tavır doğru’ ama ‘özür’ ağır bir davranıştır. Dersim’e yapılan müdahale gibi özür de devlete ‘ağır’ bir muameledir… ‘Yanlış yapılmıştır’, ‘Onaylamıyoruz’, ‘Acı duyuyoruz’ ‘Dramatik’tir, gibi pek çok ‘aynı anlama gelecek’ ifade ile gönüller alınabilir, vicdanlar rahatlatılabilirdi.

Bir de Allah için, ne İngilizlerin Hindistan’da yaptığı, Ne Fransızların cezayir’de yaptığı, ne Kızılderililere ABD, Yahudilere Almanya, Türklere Rusya ve Çin tarafından yapılanların hiç birisi Dersim’den hafif değildi. Afedersiniz, mukayesesi bile düşünülemez ağırlıkta olaylardı.

Biz kimseden özür dilediğini duymadık! Türkiye örnek olsun dileriz ama biliyoruz ki bu boş bir beklenti olacaktır.

İSYAN EDENLER DE ÖZÜR DİLESİN

Bir de tek yanlı kalmasın bu iyi niyet adımı: Dersimlilerin de bu ülkeye özür borcu birikti. Hem de çok. Bütün dış güçlerin ilk uygun zemin bulduğu yumuşak karnımız olmaktan çıksın. Bütün illegalitenin beslendiği insan kaynağı olmaktan uzaklaşsın. Bir de Dersimlilerin ‘günah çetelesi’ çıkartılmasın birileri tarafından. Süreç iyi yönetilmezse, Türkiye’nin fay hatlarından birisi iyice çökebilir. Dersim, derin bir yaramızdır. Kanayabilir.

TÜRKLEŞMEK, İSLAMLAŞMAK, MUASIRLAŞMAK…

Atatürk’e gelince… haberi var mıydı, yok muydu tartışması bile saçmadır: haberi de onayı da elbette vardı. O kukla bir lider değildi. Her şeye hakim bir kurucu-liderdi. Gerçeği arayan hayatında geçtiği çeşitli fikir aşamalarından sonra ulaştığı ve Atatürk’ün son üç yılında uygulamaya başladığı, Ziya Gökalp tarafından da kitaplaştırılan bir felsefe taşıyordu: Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak.

Dersim, bu üçüne birden, hem de silahla karşı koyuyordu. Haliyle bir kriz kaynağı, bir tehdit odağı olarak memleketin orta yerinde duruyordu.

Oraya özel yatırım götürme projelerini yapan ve gezi düzenleyerek açılışlar yapmak isteyen de O’ydu, Atatürk’tü. O’nun gelme arzusuna, dost eline karşı isyanla karşılık verenlere ise tepkisi de isyancıların anladığı dilden, aynen ‘asker gibi’ ama belirli sebeplerle oldukça ağır oldu.

Şimdi mecliste bulunan üç parti: MHP Türkleşmek, Ak Parti İslamlaşmak, CHP Çağdaşlaşmak(batılılaşmak) istiyor. BDP ise bunlardan herhangi birisinde kendini ifade edemediği için hayat hakkı bulamıyor…

Bu da garip bir tecellidir. Demek ki, üç tarz-ı siyaset Osmanlı’dan beri değişmemiş bu topraklarda.23.11.2011

Posted by
Categories: Makaleler

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumlayan siz olun!
Yorum Yap