Arslan TÜGED Panelinde Konuştu: Aile Değer Üretim Merkezidir

Cumartesi, Aralık 17th, 2011 @ 4:07PM

Kocatepe Konferans Salonu’nda Türkiye Gönüllü Eğitimciler Derneği tarafından düzenlenen, yaklaşık 600 davetli tarafından izlenen ‘Evliliğin ABC’si’ Paneli’nde Arslan Dışında Aile Yazarı Nurdan Damla, Dr. Fethiye Boynueğri, Diyanet İşleri Başkanı’nın eşi, İlahiyatçı Hatice Görmez de panelist olarak katıldı. Panel, Eğitimci ve Çağrı Kolejleri Sahibesi Nuran Altunbaş tarafından yönetildi. Özellikle Değerler Eğitimi Projesi sunumu büyük ilgi gören Osman Arslan’ın konuşmasını sunuyoruz:

AİLEYİ KORUMACILIK DEĞİL NİTELİKLİ AİLE YAPMAK KURTARIR

Aile hayatın her yönüyle ilintilidir. Hangi açıdan bakacağımız önemlidir.

Aile, ekonomi açısından bir işletmedir.

Sosyoloji açısından grup.

Psikoloji açısından ilişkidir.

Biyoloji açısından üreme…

Fizik açısından mekandır.

Edebiyat açısından aşk.

Kültür açısından yaşam alanı, aktarım kanalıdır.

Hukuk açısından örgüttür aile.

Çocuk açısından yuvadır, sığınaktır.

Genç için barınaktır.

Erkek açısından ev’dir.

 Kadına gelince… kadın içinse aile, ailedir.

Aile kadınla, anneyle anlamını bulur… O nedenle ‘Yuvayı dişi kuş yapar.’  Aile bir tesbih misalidir. İmame baba, boncuk çocuklar ve ip anne… Kadın olmazsa tespih darmadağın olur. İp çürük olursa aile çabuk dağılır. Ama ip sağlam olursa; imame olmasa da tespih var olur. Aile böylesine kadınla kaim…

 

Aile ile Oynamak Bir toplumun genetiği ile oynamak demektir

İç içe halkalar içinde insanlık alemini milletlere, milletleri halklara, halkları soylara, soyları aşiretlere, aşiretleri kabilelere, kabileleri aileye indirgeyebiliriz. Aile insanlığın son kalesidir, tohumu ve çekirdeği…

Aileyle oynamak çekirdekle oynamak gibidir. Nasıl ki biz insanlar atom çekirdeğiyle oynadı bir tahrip gücü korkunç bir bomba oldu…

Nasıl ki tohumlarla, bitkilerin çekirdeği ile oynadık sonu alınamayan hastalıklar çıktı…

Nasıl ki canlıların DNA’sı ile oynadık, henüz sonuçları ile yüzleşmedik ama hilkat garibeleri,  yeni canlı türleri ve canavarları kapımızda hissediyoruz;

Aynen öyle aile ile oynamak toplumun çekirdeği ile oynamaktır. Atom bombası gibi bir felaket, kısır tohumlar gibi hastalıklar demektir. Bir toplumun genetiği ile oynamak demektir.

Bütün bir dünya yıkılabilir, yok olabilir. Bir aile kalsa sağlam, insanlık yeniden doğar. O aile de yoksa sonumuz geldi demektir.

Aile’yi Yıkan Şey Değer Yoksunluğudur

Çağımızın önemli düşünürlerinden Fukuyama’nın, ‘Güven: Toplumsal Refah Yaratımı’ eseri, toplumları yaşatan ve geliştiren dinamiğin ne olduğunu sorgular. Bu kitabın ulaştığı sonuç şudur: Toplumları var kılan, yaşatan ve geliştiren şey toplumsal sermayedir. Kendi deyimleri ile sosyal kapital.

Toplumsal sermaye ne demektir? Sermaye deyince akla gelen şeyler değil. Para değil, mal mülk değil. Servet değil. Ziynet değil. Manevi değerlerdir. İbn-i Haldun’un dediği gibi, Durkhaime’ın dediği gibi, Max Weber’in dediği gibi… İnsan için kan nedir, toplumlar için de değerleri odur.

İşte toplumun mihenk taşı olan aile, değer üretim merkezidir. Değer orada üretilir ve pompalanır. 

Ve ülkemizde aile adına gelinen son durum iç acıtıcıdır. 

Kurulan her 6 aileden birisi yıkılıyor.

Birlikte düşünelim.  Aile yıkılınca ayakta kalan ne olur? Aile yıkılınca şu değer yaşar diyebileceğiniz ne var?

Sevgi, saygı, güven, namus, dürüstlük, paylaşım, barış… hangisi? Ailenin yıkımı ülkenin, insanlığın altını oymaktır.

Üstat Arif Nihat adeta haklı çıktı; “Eskinin Archimet’i ‘buldum’ diye bağırmıştı, yarının Archimet’i ‘kaybettim’ diye bağıracak” demekle! İşte bağırıyoruz!

İşte tüm toplumlar aileyi koruma çabasındalar. Fakat ailenin korunması için kaçınılması gerekenler anlatılır durur sürekli… Şunu yapmayın, şundan sakının.

Oysa yanlışı anlatmak değildir eğitim, doğruyu göstermek ve kazandırmaktır eğitim.

Aile’yi yıkan şey değer yoksunluğudur. Değersizleşmemizdir. Değer üretemeyen kendini tüketir. Toplumsal sermaye tükenir. Toplum iflas eder.

Mutluluğun Sevgi Dilini Anlamak

Evlilikte zaman içinde mutluluğu kaybettiğinizi mi düşünürüz. Oysa Mutlu bir evlilikte, doğru kişiyi bulmaktan çok, doğru ilişkiyi kurmak önemlidir.

Hayat boyu mutluluğun anahtarı başarılı bir ilişkidir. Harvard Üniversitesi öğretim üyelerinden psikolog Ben-Shahar evlilikte ömür boyu mutluluğun sırları:
Şimdiye yoğunlaşın; Beraberken birlikte yaşayın. Aynı evde olmak beraber olmak değildir.
Kurbanı oynamayın; senin için katlanıyorum demeyin, seninle mutlu oluyorum deyin.
Güzel anılar yapın ve güzel hayaller kurun; güzelliği hayatınıza çağırmış olacaksınız.
İlişkinizi geliştirin; evlilikte başarısızlığın en büyük nedenlerinden biri, doğru eşi bulmanın şans olduğunu sanmasıdır. Oysa; önemli olan doğru bir ilişkiyi kurma becerisidir. Bunun için;

Sevgi Dili’ni keşfedin; Evlilikte sevgiyi yaşatma ve sevgi’li kalma konusunda sorunlar yaşarız. İlk anların heyecanı geçiverir derler hani. Aşk’ın ömrü üç yıldır derler, hani. Hayır bu doğru değildir. Kur’an’da evlilik  için ‘ebedi sözleşme’ deniyor. Yani bu dünyayı değil, öbür dünyayı da içine alan bir yeni dünya. Bir küçük dünya.

Doğru olan şudur: İnsanlar farklı sevgi dilleriyle konuşurlar. Sevgi dillerini keşfetmeliyiz ailemizdeki insanların. Özellikle de eşlerimizin.
Bunu keşfetmezsek, bizde tatminsizlik, eşimizde usanmışlık meydana gelir. Ya rutin bir boşvermişliğe döner ilişki, ya da kesilip atılan bir hatıraya…

Oysa bu çoğunlukla yersizdir, anlamsızdır, gereksizdir. Yanlıştır, çünkü herkesin bir sevgi dili vardır. O dili çözemezseniz, yabancı bir dili konuşuyormuş gibi uzak kalır, anlaşamazsınız.  Ferhat ile Şirin’i değil itilmiş’le Kakılmış’ı yaşayan bir toplumuz biz. Leyla ile Mecnun’u değil Türk Malı’nı ilişki modeli gibi izletiyorlar bize. Aileleri entrika ve sapkınlık merkezi gibi sunuyoruz. Artık Süper baba gibi aile modelleri yok. Üstelik Çocuklar Duymasın gibi Türk ailesine fersah fersah uzak bir modeli ayyuka çıkartan bir toplumdayız. Elbette doğru yönlendirmiyoruz toplumu. Kalıcı evlilikler nasıl kurulacak? Bu sorumsuzluğa bir son verilmeli değil mi artık? RTÜK, aile konusunda çok daha duyarlı davranmalıdır. 

Sevgimizi eşimize ifade ederiz ama mesaj yerine ulaşmazsa anlamsız kalır… Çünkü onlara göre bizim konuştuğumuz yabancı bir dildir. Eşlerimizin sevgi dilini anlarsak, hiç sevgi hitabı duymayan kulaklarımız bir sürü söz duymaya başlayacak, hiç sevgi davranışı görmeyen gözlerimiz sevgi davranışlarına doyacak.
Böylece sevgisiz değil, sevgi’li bir eşimiz olduğunu fark edeceğiz.

Bu sevgi dili, Onay Sözleri olabilir, Nitelikli Beraberlik, ya da Armağan Alma şeklinde ortaya çıkabilir. Hizmet Davranışlarıyla sevgisini yansıtıyordur ya da, Fiziksel Temas kurarak gösteriyordur sevgisini. Ya da bunların birkaçını birlikte…

Sevgi dillerinden herhangi biri ya da birkaçı eşimizin kullandığı dil olabilir.  Bu, sizi sevdiğini anlatma biçimidir onun.

‘Seni seviyorum’ diyebilmek herkesin harcı değil. Mesela ben, 20. yılımızdayız; eşime sevdiğimi ilk kez ‘sizi seviyorum’ diye söylemiştim. O da bana doğal bir tepki verdi: “Biz kim?”

Demek ki benim sevgi dilim Yüzyılın başından alıntı bir dilmiş: Bir bahar akşamı rastladım size… formunda. İstanbul beyefendiliği taşıyor biraz. İstanbullu olduğumdan değil. Yeşilçam filmlerinden aparma. Birazresmi bir dile sahip, sosyal bir dil. Ben bu hatamı geç te olsa anladım.

Oysa birileri bana sevgini doğru ifade edemiyorsun dese, bunu asla kabul etmezdim. Çünkü benim gözümde ben en çok sevendim… Eğer biz eşimizin, oğlumuzun, kızımızın sevgi dillerini tanır, öğrenir, teşhisimizi doğru yaparsak, evde eşimizle iletişimde sıkıntı yaşamayız.

Guinness Rekorlar Kitabı’nda, 80 yılla Dünyanın en uzun evli kalan çifti rekorunun sahibi İngiliz çift Percy ve Florence Arrowsmith, iki kelime ve bir prensibe bağlamışlar bunu sırrını: Birincisi ”özür dilerim ve evet hayatım.” Demekten çekinmemek. İkincisi ”Yatağa hiçbir zaman küs girmeyin.’

Nitelikli, sağlıklı ve sağlam evliliğin üç özelliğini saysak( Nebraska Üniversitesi)
1. Dindarlık
2. Övgü ve takdiri esirgememe
3. Birlikte zaman geçirme

 İşte Ailenin Misyonu: Değer Üretmek!…

Kur’an’da ailenin sosyal amacı neslin devamı (Bakara, 2/223; Nahl, 16/72), ferdi amacı huzur bulma; bunu sürdürmenin temeli ise ‘sevgi ve merhamet’ ile yaklaşmaktır. (Nisa, 4/20-21) (Rum Suresi 21. Ayet; “Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır. “)

Kur’an eşlerin birbirleri için elbise oldukları (Bakara, 2/187)nı betimler. Yani; koruyan, saran, sahiplenen.Aileyi kuranlara ve sorumluluğunu taşıyanlara bir görev verir Kur’an’da Cenab-ı Allah: “Ailenizi ateşten koruyun” buyuruyor. Ateşten; yani kötülükten, cehennemden. Onlara iyi ahlak verin. Yani değerler yükleyin. İşte ailenin misyonu: değer üretmek!…

Özetle Kur’an’a göre üç özellikle yaşatılan evlilik sağlam ve nitelikli aile demektir:

1. Birbirini sahiplenen ve koruyan yaklaşım

2. Birbirine sevgi ve merhametle(vicdanlı) yaklaşım

3. Birbirini kötülüklerden sakındıran ve esirgeyen yaklaşım

bulunan eşler mutlu, nitelikli bir aile kurmuş olurlar.

Pekiyi bu aileye, evliliklere ne oluyor?

Aile küçüldü; büyük anne ve büyük babalar nineler ve dedeler evi terketti. Evi bilgelik terketti. Maneviyat eksildi. Şefkat eksildi.

Aile soğudu; teknolojik etki. Bilgisayar arkadaş oldu. Google danışman, sosyal paylaşım siteleri ortam, özel adresler sırdaş oldu. En yakınlarımız yanı başımızda dururken evde, başka şehirlerde hatta başka ülkelerde  insanlarla konuşuyor. Ve sanal ortam mahcubiyeti, utanma duygusunu ortadan kaldırıyor. Çünkü yüzyüze gelse söylemeye utanacağı şeyleri sanki bir dipsiz kuyuya haykırıyormuşcasına pervasız yazıyor insanlar. Gerçek olmayan kimlikler, gerçek olmayan duygular ve aslında hiç hissedilmeyen ve sanki karşısında oynadığı oyunu paylaşan biri varmış gibi yaşanan sahte ve sanal sevgiler. Ve insanlar sanal olarak oluşturulan bu alemde kendi sınırlarını zorluyor… Oysa karşısında gerçek bir insan var, bir filmi izlemiyor ya da edebiyat yapmıyor. Yani sanal ve gerçek karışıyor.

Aile yetersizleşti; yeğenim internetten tanıştığı Konyalı bir bayanla evlemek istedi. Hepimiz tepki verdik. İnternetten bulunan kızdan gelin mi olur, dedik. Sonra ikincisini buldu; Erzurum’dan, yine internet aracılığı ile. Bu sefer bir görelim, bakalım dedik. Görünce internetten ancak bu kadar olur, dedik, o da olmadı. Şimdi üçüncüsünü buldu, Afyon’dan; ve yine internetten. Başka ortam kalmamış. Ailelerin iletişimi azalmış. Sosyal ortamlar çekilmiş. Düşündüm bu oğlan niye hep internetten buluyor diye. Kızı istemeye gittik. Kızın ailesi tepkiliydi. İnternetten bulunan damada tepki duyuyorlardı. Kızın abisine dedim ki; internetten bulunan kızdan gelin mi olur? Demedik biz. Bunların ortamı, aracısı internet madem, nereden bulacak, buradan! Bu çağın bir aracı da bu. Öyleyse dedik ki, oradan tanışmış olabilirler, ama başka bir şey yapmamışlar, bize açmışlar.

Aile kuşatıldı;Teknoloji kültürü dönüştüren bir etkendir. Sosyoloji bunu böyle kabul eder. Geleneksel Ailemiz de bugün temelde teknolojinin tehdidi altındadır. Önce televizyondu bu, sonra bilgisayar eklendi, ardından cep telefonu, derken internet, şimdi cepte internet ve bilgisayar. Aile kurumu, kültürel kodlarını koruyarak teknolojinin zorladığı dönüşümü içselleştirmedikçe ailemiz eski aile tadında olamayacaktır.

Ailemize vermediğimiz zamanı sanal alemde yaşıyoruz. Zihnimiz hep telefonumuzla ya da gelen e-postalarla meşgulken nasıl mutlu hissedebiliriz kendimizi ailemizin yanında. Bedenimiz orada ama aklımız orada değilki.

Dikkat edelim her şey bireyselleşmektedir. Öyleyse bireyi hedef alan, aileye bağlayan toplumsal bir proje çaredir.

Öyleyse ne yapalım?

Tehditleri değil teşvikleri konuşalım.

Kötüyü değil iyiyi gösterelim.

Pozitif olalım, yapıcı yaklaşalım.

Aileyi korumak kaygısını değil, ailenin daha nitelikli olması hedefini konuşalım.

Değerler Eğitimi Projesi…

Nitelikli aile için değerler temel taştır.

Nitelikli aile kendini korumayı değil, toplumu da kurtarmayı başarır. Bir ideal ve erdem taşır. Taşıdığı ideal ve erdem aileyi değerli, önemli, mutlu bir çatı kılar.

Bu nedenle nitelikli aile diyoruz. Nitelikli aile içindeğerler temel taştır.

Bu bir döngüsel sistemdir: Değerler üzerine aile kurulur, aile değerleri üretir ve yükseltir.

Değerler eğitimini, bireyden başlayarak aileyi değerlerin ana kucağı yapacak ve toplumu kuşatacaktır.

Bunun için bir önerim var: Değerler Eğitimi Projesi…

Her haftayı bir değer haftası yapalım. Sevgi haftası, saygı haftası, inanç haftası, namus haftası, onur haftası, umut haftası, selam haftası, merhamet haftası, af haftası, yardımseverlik haftası, barış haftası…

Bu bir hafta bu değerlere dair programlar, filmler, resimler, sergiler, öyküler, örnekler, makaleler ve şiirler olsun.

Okullarımızda  çocuklarımız o hafta, o değere dair hazırlıklarını arkadaşlarıyla paylaşsa…

Televizyonlar dese ki sevgi… Mevlana dese, yunus dese, hacı bayram hacı bektaş dese… Aslı kerem dese, Leyla mecnun dese… devesini bile sevgiyle yaklaşan peygamberi anlatsa.. O hafta herkes sevgi dese. Yerleşse içimize sevgi değeri.

Değer’li insanlar olsak.  Değer taşıyan insanlar yetişse ülkemizde.       

Nitelikli bir toplum istiyorum değerlerle mücehhez.

Nitelikli bir aile istiyorum değerlere kundak.

Nitelikli bir insan düşlüyorum, değerlerine adak…

O zaman empati haftası olacak eşimizi anlayacağız. O zaman sevginin standart bir sunum kabı olmadığını, herkesin kendine özgü bir sevgi dili olduğunu göreceğiz… 

O zaman cesaret haftası olacak haksızlık karşısında susmamayı öğreneceğiz.

Dua… Ne demek dua? Bir hafta boyu bunu konuşsak, sindirsek içimize olmaz mı?

Kur’an’ın  indiği geceye Rabbimiz Kadir gecesi diyor.

Kadir, yani kıymet gecesi, değer gecesi… O geceye değer katan neydi? Kur’an. Öyleyse bir de bu açıdan düşünelim; Kur’an’ değerler kitabı diyebilir miyiz?

Alçalmış, değerlerden kopmuş insanlığa değer katmaya inmiş bir kitap.

Diyorum ki gelin, kendimizi kurtaracaksak, ailemizi, çocuklarımızı kurtaracaksak Rabbimizin izlediği yoldan yürüyelim: Bu topluma değerlerini kazandıralım.

Yoksulluğa, psikolojiye, geçimsizliğe, kıskançlığa, hovardalığa, namus kavramının aşınmasına, eğitimsizliğe pay biçelim ailelerin yıkılmasında. Ama aileleri yıkan şey sevgi, saygı, hoşgörü, anlayış, güven eksikliğidir.

Bunlar nedir? Hepsi birer değer’dir…

Aile’yi ekonomi ile değil  değerlerle kurtarırsınız. Çünkü değerleriniz arasında tutumluluk, çalışkanlık ve dürüstlük de vardır.

Gelin ailelerimizde buna başlayalım. Değerlerimizi yaşatalım. Değerli aileyi kuralım. Nitelikli aileye yatırım yapalım.

O zaman 40 yılı bir şekilde devirmek başarısını, coşkulu bir 40 yılı devirmeye çevirmiş oluruz.

Nice 40 yıllara ereriz eşlerimizle…

Posted by
Categories: Seminer & Konferans

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumlayan siz olun!
Yorum Yap