Arslan ile söyleşi: Bir Yürek Yürüyüşü, Kodlarını İçimizden Alan Bir ‘Deneme’ Denemesidir

Perşembe, Kasım 14th, 2013 @ 12:36AM

ARSLAN: BU KİTAP, GENETİK KODLARI BİZDEN GELEN

BİR ‘DENEME’ DENEMESİDİR 

T.E.: Osman bey kitabınızın bir öyküsü var mı? Neden adı “Bir Yürek Yürüyüşü?”

Bir Yürek yürüyüşü, gerçekten bir yürek güncesidir. 10 yıllık bir zaman diliminde yaşananların birkısmının içevurumu yansımıştır sayfalarda. Bazan bir dost edası, bazan toplum sancısı… Ruhsal kıyamların bastırılışı, çöken iradenin dirilişi, acının, umudun ve sevdanın gelgitleri… Ne yaşadımsa; yüreğim ve aklım arasındaki gelgitlerin döktüğü tortulardır o satırlar. Her yürek sahibiyle ortak paydaların bulunabileceği bir çalışmadır, sanırım.

C.G.: Peki, kitabın kahramanı, Krçıl Dede nasıl doğdu? Niçin Kırçıl Dede?

İşte bam teli burada. teşekkür ederim. “Dede” motifi Türk toplumunun güçlü bir kültür ögesidir. Dede, bilgedir. Yol gösterendir. Dede gurur duyulan, mezarları ziyaret edilendir. Bir de Dede, Dede Korkut’ta da ortaya konduğu gibi darb-ı meselle ders verendir. Görmüş geçirmiş biri. hani alevilik bir Türkmen olgusudur malum, ve alevi dedeliği de bir kült ögedir. Dede ‘nefes’leri erdem metinleridir. işte Türk kültürünün bu ağır işçisi epeydir çalışmıyor. Onu ağır uykusundan uyandırmak, sesini,nefesini çağırmak istedim.

Diğer yandan yok olup giden bir İslam kütür geleneği var: Eyühelveled geleneği derler ona. Yani, “Ey oğul” der hep aksakallarımıkz. Hz. Ali’den beri bildik tüm bilgin ve devlet adamının bir “Ey oğul”u vardır. İmam-ı Azam’dan İmam-ı Gazzali’ye hemen her din alimi “Ey oğul” demiştir. Oğuz Kağan’dan Osman Gazi’ye ve Atatürk’e kadar her büyüğümüz ‘ey oğul’ demiştir. Şimdi artık “Ey oğul” geleneği de bitti.

Dede de yok artık, ey oğul da yok. Kuşaktan kuşağa akacak bir nefes de, ses de yok. Ortalığı makinalar kuşattı, istila etti. Yeni kuşaklara çağımız Türk ve Müslümanlarının söyleyeceği ‘güncellenmiş, yeni’ nasihatları yok mudur? Yeni kuşaklarla bir kopuş yaşıyoruz. Bağ yok, kuramıyoruz. 

İşte Türk kültürünün “Dede”sinin ağzından İslam’ın “Ey oğulu”unu konuşturmayı düşündüm. Bu eser benim ey oğul’umdur.

Kitaptaki yazılarımın, oğlum Orhan Asım’ın imzasıyla tefrika edilmesini de bu nedenle düşünmüştüm: “Ey oğul” diyordum çünkü, dede ağzından.

Öte yandan bir şeyi daha ortaya koymak istedim: Kitabın içeriği kişisel gelişim konuları yoğunlukludur. Bugün furya halinde yaygınlaşan kişisel gelişim, Ey oğul geleneği ile Türk hikaye geleneğinde binlerce yıldır var olan bir şeydir. Yeni bir şey değil yani. İlle batıdan geldiği şekliyle, aynı formda sunmak zorunda olmadığımızı belirtmek istedim böylece.

 

T.E.: Kitaba  “deneme” denmiş ama…

Kitap yayınevi tarafından “deneme” olarak takdim edildi. Bir kategoriye sokmakta onlar da zorlandı. Kitap, günümüz gençliğinin modası “duygu günlüğü” niteliğinde. Fakat duygu günlüğü türü fikren zayıftır. Deneme tarzıyla fikrin duygu günlüğü içine yüklenişi söz konusu. Bu iki Batılı gelenek birbirini tamlayan yönleri kullanılmaya çalışılarak alındı. Bir de bu türler kullanılırken ‘bencil kaygılar’ çeken batılı değil diğergam bir Doğulu’nun kalbi dile geliyor. Bizden biri. Her bölümün girişi bu mahiyettedir. Batılı edebiyat türleri ile (duygu günlüğü ve deneme) sorunu dile getiren, doğulu yöntemle (Eyyühelveled ve bilge dede motifi) sorun çözen bir tarz her bölümde yer almıştır. Gerçekten bizi bocalatan Batının sorunlarıdır. Açmazdan çıkamayışımız da kendi cevabımızı üretemeyip, taklit cevaplar verişimizdendir. Kendi yürüyüşümüzü bulamadığımızdandır, yani. 

Kitabın üzerine oturduğu temel olay, Türk ve İslam kültürünün metafizik- efsanevi boyuta olan ilgisine dayanıyor. Bir rüyadan doğuş, salih ve sadık rüyaya dair inanışa yaslanıyor. Esası itibarı ile kitap manevi bir atmosferde geçiyor.

Diyebilirim ki Bir Yürek Yürüyüşü genetik kodları kültürümüzden gelen bir deneme denemesidir.

 

C.G.: Fikir diyorsunuz, günlük diyorsunuz ama kitapta yoğun bir edebi dil var, dili ağır değil mi?

Edebi dil, evet. Türkçenin en ayırt edici biçimde ince farklarıyla duyguları ifade edebileceğine inanıyorum. Bunu da denedim. Kelimeler ve anlatımların önemi üzerinde de çokça duruluyor zaten kitapta. Amaçlardan birisinin bu olduğu belli ediliyor. Divan edebiyatının, Osmanlıcanın anlatım gücü övülür ve günümüz Türkçesinin yetersizliği dile getirilir sürekli. Haklı olabilirsiniz, ama ne faydası var? Geri Osmanlıcaya dönüş mü yapacaksınız? Hayır. Öyleyse Türkçenizin belagat çıtasını yükselteceksiniz. Edebi gayretim ondan olmuştur.

Edebiyatın ağır gelmesine gelince, biraz zorlamazsak gelişmeyi nasıl sağlayacağız? Amacımız popüler yayın değil ki magazinci lügatıyla edebiyat yapalım. Bence kitabın dili ağır değil. Sanatlı anlatımları da yarınların kuşakları için basit kalsın dilerim…

 

T.E: Biz sıradan bir söyleşi derken olağanüstü bir pencere bulduk. Tebrik ederiz. Yeni edebi çalışmalarınız da olacak mı?  

Teşekkür ederim. Bir boşluğu doldurmada başat olma niteliği yoksa hiç bir kitap hiç anlatılmadık bir şeyi dile getirmez ki. Ne kattığı önemli bir eserin…  

Hayır, şimdilik yeni bir edebi çalışma düşünmüyorum. Sözünü ettiğim amaçlarıma ne kadar ulaşabildimse o kadar mutlu olacağım… Ancak şiir kitabım çıkabilir. Yayınlamasam da sürekli şiir yazıyorum. Bir de fırsatım olursa anılarımı da değerlendirebilirim. Bunlar da artık edebiyat dünyasına katkı kaygısı değil, tarihe saygı amacı taşıyacaktır.

Teşekkür ederiz..

Ben teşekkür ederim…

Posted by
Categories: Makaleler

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumlayan siz olun!
Yorum Yap