23 Nisan Diyor Ki

Çarşamba, Kasım 13th, 2013 @ 7:30PM

23 NİSAN DİYOR Kİ

Türkiye’nin sevdalıları, Anadolu’nun yiğit ve seçkin öncüleri, bundan 91 yıl önce, Ulus Meydanı’ndaki Millet Meclisi binasının balkonundaydılarOkudukları dualara “amin” diyen kalabalığın; tarihin ters akıntısı karşısında taşıdığı inanç, bayrağımızın rüzgar delirdikçe artan ihtişamı gibi göğüs kabartıcıydı.

Bir Cuma günüydü.

Temsilciler Meclisi adına Mustafa Kemal imzasıyla yayınlanan çağrı şöyle sesleniyordu Anadolu’ya: “Bütün ülkede okunacak Buhari ve Kur’an Hatimlerinin duasıyla 23 Nisan Cuma Günü Hacı Bayram Camii’nde kılınan Cuma Namazından sonra Millet Meclisi’nin açılışı, Kerim olan Allah’ın izniyle yapılacaktır”  

O gün, 23 Nisan 1920 idi.

KURUCU MECLİSİN MANİFESTOSU

 Kurucu Meclis’imiz o gün açıldı. Milli iradenin, ortak tavrın belirlendiği mihverdi orası. Her devletin kabul gören bir ‘kurucu metni’, ‘milli mutabakat metni’ olur. Meclislerin kabul ettiği, tartışılmayan, her kesimi birleştiren bir metindir bu. Bizde ise her metin, Anayasa da dahil, bütün unsurlarıyla defalarca değişmiştir. Fakat bir tek metin vardır ki değişmemiştir, değiştirilmemiştir: Bu, Kurucu Meclisimizin defalarca ayakta alkışlayarak kabul ettiği, İstiklal Marşımetnidir.

Mustafa Kemal, her yönüyle ‘harika’ bulduğunu belirttiği İstiklal Marşı’nın iki mısraının Türk Milletinin ruhunu anlattığını, her dinleyişinde bir kez daha etkilendiğini söyler. Milli kimlik beyanı ve emperyalist çağımıza bir ‘milli manifesto’ olarak Meclisimizin tarihe okuduğu İstiklal Marşı’ndaki, Mustafa Kemal’i ürperten o iki mısra 23 Nisan Meclisi’nin misyonunu da özetler:

“Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet,

Hakkıdır, Hakk’a tapan Milletimin İstiklal!”

ÜÇ DEĞERİN ÜÇ BAŞKANLIĞI

‘Milli Mutabakat’ metnimiz olan, kurucularımızın tarihe okuduğu ‘milli manifesto’ olan İstiklal Marşı’nın ‘taşıdığı değerler analizi’ni yaparsak üç temel değeri tespit ederiz:Bayrak, Vatan ve İman.

Cumhuriyetimiz de bu üç temel değeri temsil eden üç başkanlık üzerine kurulmuştur: Bağımsızlık timsali Bayrak’ı taşıyan Millet Meclisi Başkanlığı, Hürriyetimizin timsalivatanı koruyacak olan Genelkurmay Başkanlığı ve haysiyetimizin timsali İslam’ın yaşatıldığı Diyanet İşleri Başkanlığı

Kurucularımız, ‘biz’i oluşturan ‘üç değerin birlikteliği’ni, ‘üç başkanlığın’ ‘uyumlu işbirliği’ ile hayata geçirmiştir. Üstün bir liderlikle sağlanan bu üçlünün ortak iradesi, birlikteliğinin sonucu ortadadır: Kurtuluş Savaşı Destanı!

ÜÇ BAŞKANLIĞIN UYUMUNDAN DOĞAN DESTAN

O ne destandır ama?

Birinci Dünya Savaşı’nda Yirmi milyon km2 vatan toprağından; kopar ha kopar, çiğne ha çiğne, kes ha kes bir milyon kilometrekareye çekilmişiz… Dile kolay, 300 yılda elde ettiğimiz topraklar 1,5 yılda buz gibi eriyip elimizden çıkıvermiş… Tam 9 cephede, 12 milyon km2 alanda bir savaş yürütüyordu bu millet. Ve sonuç: Kurtuluş savaşından sonra Anadolu’daki 45 milyonluk nüfustan geriye hasta, sakat ve yaşlılardan oluşan 13 milyonluk bir nüfus kalmıştı. Bu bile, varlık ve geleceği için Türk Milletinin tarihe ödediği diyetin büyüklüğünü anlatmaya yeter de artar bile. Bu ne demektir, iyi düşünmek gerek: Her dört kişiden üçü vatanı için kara toprağa girmiş!.. Bağımsızlığı için böyle bir bedel ödeyen bir millet daha bulamazsınız. Artık evde erkek, cephede şevk kalmamıştır.

İşte bu şartlar altında yola çıkıp da kazanılmış olan bir savaşı yürütenlerin ulaştığı sonucun büyüklüğü herhalde tartışılamaz. İşte bu başarıyı getiren ‘üç değerin birlikteliği’ anlamına gelen ‘üç kurumun birlikteliği’ milli destana imza atanların sırrı ve becerisidir!

Bu Türkiyeyi kuran sırdır, şıradır, özdür, mayadır, harçtır.

TÜRKİYE’Yİ KURTARAN VE KURANLARIN ŞİFRESİ

Üç değerin uyumu ve üç kurumun hedef birlikteliği Türkiye’nin şifresidir. Atom çekirdeğidir.

Ne zaman ki ordu dine yan baktı bu ülke çözüldü. Ne zaman ki meclis orduyu hedef aldı belimiz büküldü. Ne zaman orduya din sırt döndü omurgamızı yitirdik. Ne zaman ki meclisle din yol ayrımına girdi buhranlardan buhran beğendik.

Birinci Meclisten sonra gittikçe bozulan dengeleri yeniden yerine oturtma zamanıdır artık.

Türkiye’nin kırılan şifresini onarma zamanıdır.

 Bugün bu üç kurumu ‘aziz’ tutmayan ve ‘uyumlu’ kılmayan her hamle millete ihanet demektir. Ne milletin dinini-diyanetini ezenler, ne vatanı-orduyu zaafa uğratanlar, ne de bayrağı- meclisi küçümseyenler bu ülkeye iyilik etmiyorlar. Bu kurumları karşı karşıya getirenlerse asıl büyük kötülüğü yapanlardır.  23 Nisan’ın, Milli Mücadelenin ruhu zaafa uğramasın isteyenler, Meclis’i, Diyanet’i ve Genel Kurmay’ı ‘uyumlu birliktelik’ içine taşımalıdırlar.

O zaman milletimizin yazacağı destanları göreceksiniz!

23 NİSANLAR…

Ve her 23 Nisan bu üç değeri; -İslam farkındalığı ve hoşgörüsü, Bayrak bilinci ve Vatan sevgisini- yeni nesillere ne kadar aktardığımızı kontrol etme vesilesi olmalıdır. Kardeşliğimizi ve birliğimizi perçinleme fırsatları olmalıdır.

Milli Egemenliğin içini böyle doldurmak son derece kuşatıcı olacaktır. Bu ülkede Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Gürcü… mütedeyyin kahir ekseriyetin bu üç değerle sorunu yoktur, olmaz.  

‘YA İSTİKLAL, YA ÖLÜM’ NE DEMEKTİR?

Her 23 Nisan Günü çocuklara bayram yapmak son derece anlamlıdır!

 Ama bayram yapacak kadar bizi sevindirenkurtulduğumuz belanın ne olduğunu’ da çocuklarımıza anlatmalıyız. Anlatmalıyız ki; Irak’ta düşmanla anlaşıp ordusunu satan komutana bakıp, “Ya istiklal, ya ölüm”diyebilen Başkomutanın da farkını, önemini anlasınlar.Anlatalım ki bütün vatanı işgal edildikten sonra bile pes etmeyen  Şahin Beyleri, Nene Hatun’ları, Sütçü İmamları düşünüp Amerikan dolarlarına kendi milli kuvvetlerini ispiyon ederek ülkesini satanları değil erdemli dedelerini örnek alsınlar. Ve her defasında İstiklal Marşı’nı Birinci Meclis’teki kahramanların heyecanı ile dinlesinler. O ruhu taşısınlar ki bugünkü sorunlara doğru çözüm bulabilsinler.

KENDİNİ ALDATAN İFLAH OLMAZ

Böylece tarihten ibret almasını bilsinler. Mondros Ateşkes Anlaşmasını imzaladıktan sonra Bakanımız Rauf Bey, “Böyle bir başarıyla döneceğimi hiç ummuyordum” diyordu.“İmzamızla bağımsızlığımız ve devletimiz kurtuldu” diyor, “Sizi temin ederim ki İstanbul’a bir tek düşman askeri çıkmayacaktır”, diyordu. Fakat İstanbul işgal edildi. “Adana Osmanlı yönetiminde kalacaktır” diyordu; Fransızlar girdi. “İngilizler bize büyük iyi niyet gösterdi; askerimizin ne kadarını terhis edeceğimizi bile bize bıraktılar!” diyebiliyordu!. Yani kendini aldatıyordu. Gerçeklere gözünü kapatıyordu. Kurtuluş savaşı şartlarına işte böyle gelindi. Yakın zamana bakalım; 1963 anlaşmalarına mı riayet ettiler, Gümrük Birliği Anlaşmasını mı uyguladılar? Annan kararlarına mı riayet ettiler? Ancak çıkarlarına göre yorumladılar ve uyguladılar.

İşte bugün unutmamalıyız ki; caydırıcı güç olmak, kozlarımızı elimizde tutmak ve çıkarlarımızı gözetmek prensiplerinden taviz vermemek esastır. Aynen “Teskere Olayı”nda olduğu gibi yeri geldiğinde “Hayır diyebilen Türkiye” daha çabuk parlayacaktır.

İşte bu duygularla tarihe sesleniyoruz:

 Ulus Meydanı şahittir ki, millet fakr-u zaruret içinde harap ve bitap düşse bile vatanından, bayrağından ve dininden vazgeçmeyecektir.

 EĞER TARİH DÖNGÜSEL İŞLİYORSA…

Cumhuriyetin çocukları sınırları korumakla değil, sınırları aşmakla ün salacaktır.

Bu mümkündür.

Tarihin döngüselliği çoğu batılı tarihçi tarafından savunulur. Bunu kendi tarihleri için uygularlar. Biz de dünya tarihinin akışına Türk milleti penceresinden döngüsellik arayarak bakınca şunu görüyoruz:

1.      Yüzyıl’da Hun Türkleri yeryüzünde yenilmez güçtü. Bütün Asya ve Avrupa’da tek kuvvet oldular.

6.  Yüzyıl’da Göktürkler Dünya’nın karşı durulmaz devleti olmuştu. O devrin süper güç denilen Roma’yı darmadağın etmişlerdi.

11. Yüzyılda Selçuklu Türkleri tarihi yazdılar. Ortadoğu’yu şekillendirdiler, Haçlıları durdurdular. Anadolu’ya girdiler.

16. Yüzyıl’da Osmanlı Türkleri ‘Nizam-ı Alem’in sahibiydi. Yeryüzü onlardan sorulurdu. Muhteşem Yüzyıl’ı yaşıyorlardı.

21. Yüzyıldayız şimdi.

Tarihin gidişinde bir döngüsellik varsa, Türk Milleti için her beşyüzyılda bir gelen ve yükselten dalga yeniden bize dönmüş olmalıdır.

21. Yüzyıl, Türkiye Cumhuriyeti’nin yeryüzünün en asli aktörlerinden olduğunu göstereceği yüzyıl olacaktır.

2023 milat olacaktır.

Milli iradenin tecelli ettiği Meclisimizi, açılışının bir yıldönümünde daha bu umut ve inançla selamlıyoruz.

20.04.2011

Posted by
Categories: Makaleler

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumlayan siz olun!
Yorum Yap